Jed's Other Poem


http://www.vimeo.com/4707422

Gunde 3 Ogun

Oncelikle fazla sarhosken yazi yazmamam gerektigini asagidaki yazidan gorebiliriz. Onu orada tutuyorum, cunku bakip bakip eglenebilirim kendimle. Simdi okudugumda muzikle alakali birseyler yazdigimi en azindan ben de anliyorum. Tipki High Fidelity'deki gibi zaman cizgisindeki centikleri muzikle olusturanlardanim sanirim. Hayatimda muzik olmasa ne yapardim bilmiyorum. Zannedersem bu sebeple de sevgili Alt Sokak'a devam ediyorum. Hem Tuce'yle, hem de diger arkadaslarimla irtibatta kalmami sagliyor. Bir bakima yapistirici gorevi ustleniyor. Programi hazirlamak hafta boyunca tum vaktimi alsa da - Tuce'de, ben de muzik dinliyoruz "bu hafta programa yeni ne katabiliriz?" diye - ben bir yandan hobi olarak baska bir bloga basladim.

Boyle kasiniyorum surekli, sonu bazen husranla bitiyor ama bu hobi simdilik iyi gidiyor. iPod Gunlugu projesini hala unutmadim ancak onu hazirlamasi kesinlikle "Gunde 3 Ogun"den daha fazla zaman alacagi kesin. Bu yuzden simdilik gunluk taze taze miksledigim sarkilari dinlemeye davet ediyorum sizi.

"Isim neden Ingilizce?" derseniz, konusma yok, muzik de evrensel bir dil ve daha 'enternasyonel' olsun dedim. Sanirim iyi de yaptim. Buyrun efendim, 3 Serves a Day.

http://3servesaday.tumblr.com

Zaman

Cok cabuk akip gecen bir kavram diye nitelendirip bir yaziya klise sekilde baslayabiliriz. Baslayalim o zaman. Nerden cikti bu yazi diye ben hala kendime soruyorum. Dinledigim sarkilar ve ictigim Coopers Pale Ale'in de biraz etkisi oluyor diye dusunuyorum. Marillion'la tetiklenen bu yazimi yazarken kucuk bir orumcegin bacagimi isirdigini, yazinin sonuna kadar umarim hayatta kalacagimi da belirtmek isterim. Belki de son satirlar deyip anlamsiz paragraflarin degerini artirmayi basarabilirim.

Sene 2000. Ankara'ya ilk resmi olarak ayak bastigim yil. Daha yurtta arkadas edinemedigim ve Kizilay'da sacma sapan dolanip, bir sure sonra kapanan, buyuk bir alani isgal eden ve yer altina kurulu D&R'i arsinladigim zamanlar. O zamanlar Marillion dedim ya, Radiation albumlerinden sonra marillion.com albumunu satin alip da annemin bana hediye ettigi Walkman CD Player'ima koyup dinledigim gun aklima geldi bir an.

Uzun sureli eski kiz arkadasimdan ayrildigim karanlik ve soguk kisti. Etrafimda bir suru gri devlet dairesi, uzun karanlik paltolariyla dolasan devlet memurlarinin oldugu ve aksam havanin saat 5'te karardigi sehirdeydim. "Yabanci" herseyi tanimliyordu benim icin. Kulagimda sevdigim grubun yeni albumu donerken, ben Kizilay'da hic istemedigim bir yone dogru yuruyordum.

Dogrultum Kumrular'i, yani eski universiteme otobuslerin kalktigi sokagi gosteriyordu. Etrafta isitma sistemlerinin beyaz buhar cikardigi devlet dairelerinin bacalari, turuncu isiklar ve karli soguk bir Ankara havasi vardi. Otobuse bindigim andan itibaren hareket etmesi bir olmustu. Sonra albumden Interior Lulu bana eslik etmeye basladi yaklasik 15 dakika boyunca.

Nedense o eski Mercedes servis otobuslerinde hep yalniz oturmayi sevmisimdir. Koltuklarin ayarlanamamis boslugundan mi bilmiyorum, belki de benim asosyalligimdendir, belki de sefa pezevenkligimden yolun keyfini oyle cikariyordum. 20 kilometre sehrin disina cikmak Ankara'da yasayanlar icin buyuk bir mesafeydi.

Herneyse. Konu daha fazla dagilmadan, hazir atmosferi ve nasil hissetigimi de anlatmisken Marillion.com albumunu - ozellikle Interior Lulu sarkisini - dinledigim zaman aklima kazinan nesneleri yaziyorum buraya. Eskisehir yolundan hep bu objeler. Eski kiz arkadas ODTU'den olunca karli be turuncu isikla aydinlatilmis "Bilim Agaci", sonra inin cinin top oynadigi Turkcell binasi ve son olarak Mesa Plaza. Hepsi aklima nasil korku filmi kazinmissa bir turlu aklimdan cikaramadigim seyler.

Ne kadar bunalmisim o zamanlar ve nasil da gorememisim bunaldigimi hapsetmisim kendimi.. Bu anlamsiz yazidan belki okuyunca daha sonra birseyler cikacaktir diye burada birakiyorum. Belki az yazdim, belki cok. Soz Marillion'da..

"You felt like this somewhere before,
Stirrin' up the bed of the river
Somewhere you don't like to go."