iBlog

Uzun zamandir aklimda olan bir projeyi sonunda hayata geciriyorum. Ismi iBlog.

iBlog'da tum Mac, iPhone, iPad ve Apple'la ilgili pufler yazacagim ve uygulamalar hakkinda yorumlar yapacagim. Hep boyle puflerin yeraldigi 'Turkce' bir sayfa bekledim birinden, ancak istedigim kalitede veya tek bir blogda hic rastlamadim.

Kendi isini baskasina birakma derler, ben de o izden gidiyorum. Oyleyse, 'Merhaba iBlog'.

http://iblog.muzocan.com

Blog ve Yasaklar

Ana sayfa olarak uzun suredir blogumu kullaniyordum ancak biraz degisikligin bana iyi gelecegini dusundum. Daha derli toplu bir tasarimla muzocan.com artik yayinda. Burada yazilanlar ana sayfada da otomatik olarak guncelleniyor.

Blogumu buraya, yansimasini muzocan.com'a tasimamin bir guzel getirisi daha var. Malum, Turkiye'de ozellikle Google'a odakli yasaklar devam ederken, bu yasaklar Blogger kullanicilarini da etkiliyor. Mesela hala altsokak.com'a Turkiye sinirlari icinden erisim sorunlu. Kendi blogumun erisimini bir sekilde kurtardim, peki radyo programimiz Alt Sokak'in Alt Sokak portali niteligindeki blogunu ne yapmaliyim? Karar veremiyorum.

Dinleyicimizi iTunes podcast katalogu ve Soundcloud gibi alternatif yollara tesvik etmek ve Alt Sokak'in ana sayfasindan koparmak canimi sikiyor. Herneyse. Umarim bugun saat 17'de Taksim Meydani'ndaki yuruyus, Turkiye'de yasayan ve Internet kullanan insanlarin sesini bir yerlere duyurur. Umarim degisimin bir kilometre tasi olur..

Not: Yeni arayuz eger hosunuza gitmediyse, bloga direkt erisim icin, http://blog.muzocan.com. Erisilebiliyorsa tabii.

Sinyal

Nerden baslasam.. Avustralya'ya tasindigimdan beri fazla guncelleyemedim blogumu. Bir suru sey birikti, guzel zamanlarin yaninda cokca kotu zamanlar da gecirdim. Bir yandan okul devam ederken hostel deneyimi, hostelden kurtuldum derken ruh hastasi Avustralyali bir kizin evine dusmemiz Kaan'la. Simdi geriye bakip yasadiklarimiza bakinca guluyorum ancak o zamanlar ve yasanan olaylarin ardindan birkac ay sonra benim icin iskence gibiydi.

Baslangicta hostelden kurtulduk diye sevinirken, Kaan'la yanina tasindigimiz Avustralyali kizin biraz arizali oldugunu anlamamiz fazla vakit almadi. Tesaduf o ki, Kaan'in masterdan arkadasi, bizden once bizim kaldigimiz evde kiraciydi. Cicegi burnunda, evimizde mutlu mutlu yasarken beraber oturdugumuz kiz hakkinda hic de olumlu seyler duymadik. Avustralyali kizin da anlatilanlar kadar olamayacagini dusunduk. O zamanlar meger canim cicim aylariymis. Ilk tartismanin neden ve nerden ciktigini hatirlamiyorum ancak baya hararetli oldugunu ve gerildigimizi cok net hatirliyorum.

Bizden once ruh hastasi kizla oturan insanlarin rekoru 3 aymis. Bizim rekorumuz yaklasik 7 ay. Zannedersem hayatimda ilk kez bir insani oldurmek istedim ve uzun zamandan sonra da ilk kez birisi limitlerimi zorladi. Ancak ben ve dostum Kaan, dogal olarak vahset dusuncelerimizi rafa kaldirip - kaba kuvvet uygulamayacak kadar medeniyiz - bir ay oncesinden cikacagimizi haber verdik ve o sozde "Bliss Street" uzerinde olan evden pacamizi kurtardik. Yalniz tasinmadan once o evde gecirdigim son birkac ayin benim uzerimde etkisi agir ve sikintili oldu.

Okul doneminin ortasinda haril haril ev aramayi birakin, ayni cati altinda yuzunu gormek istemediginiz bir insanla yasamak zorunda oldugunuzu dusunun. Karsinizda mantik arayamayacaginiz ve duzgun konusamayacaginiz bir insan. Herneyse. Stresli ve uykusuz gunlerin ardindan sonunda basimi sokacagim ve sevdigim bir ev ve ev arkadasiyla hayatima devam ediyorum.

Bloga yazamamamin nedenlerinden biri buydu. Ikinci nedense ev problemleri sirasinda aksayan okuldaki derslerimi toparlama cabamdi. Neden bilmiyorum, sanirim depresyon - pacami bir turlu birakmayan depresyon - motivasyonumu da iyice dusurdu. Sonucta bir sey yapmak istemeyip oturdum, ta ki donemin sonuna kadar. Yumurta kapiya dayandi ve "iyisiyle kotusuyle" bir donemi bitirmis oldum. Ucuncu nedeni zaten Muzo'nun iPod Gunlugu podcastlerinden biliyoruz, ona deginmemize pek gerek yok. Tembellik tabii ki.

Onumuzdeki Agustos ayinda Avustralya'da ilk senemi bitirmis olacagim. Burasi hakkinda bir sey yazdim mi tam hatirlamiyorum. Aslinda yazacak bir suru sey var ancak ozetlemek gerekirse cok ilginc bir ulkede yasiyorum. Kendi yaginda kavrulan, mutlu ve alim gucu yuksek insanlarin yasadigi bir yer Melbourne. Amerika'dan ve Avrupa'dan parcalar edinse de ve zavalli Aborijinleri topraklarindan etmis olsa da, artik onlardan da parcalari alip icinde barindiracagi bir kultur yaratiyor burasi kendine. Baslangicta "I've made a huge mistake!" desem de icinde bulundugum durum kabullenip - gariptir - sevmeye de basladim.

Sikici yasamlarindan uzaklara kacan insanlarin da Avustralya'ya sigindigini gorunce verdigim kararin ne kadar dogru oldugunu gordum. Gozumu actigim her gun boyle bir yolculugu - yasadigin yerden kacisi kastediyorum, zorunlu olarak yurtdisinda egitimi degil - eger annem hala yasasaydi ve babam da mutlu olsa yapabilir miydim diye soruyorum. Sanirim yapamazdim. Garip bir sekilde hem cok, hem de cok evcil yetisiyoruz Turkiye'de.

Nereden nereye. :) Dedim ya, yazacak cok sey var. Bir gunlugune Sydney seyahatimi mi, yoksa gectigimiz haftalarda gittigim "New South Wales" eyaletindeki Mount Kosciuszko'yu mu anlatsam karar veremedim. Sanirim yine tembelligime geri donup sozu fotograflara birakacagim.

http://gallery.me.com/muzocan#100406&view=grid&bgcolor=black&sel=14

Umuyorum en azindan su haftalarda bu blogu daha sik guncelleyecegim. Sesimi ozleyen varsa beni her hafta Alt Sokak'ta bulabilirsiniz. Veya arayin? :) Simdilik soguk ve yagmurlu - en sevdigim - Melbourne'den bu kadar..