Ruveyde Akyurek

Herkesin bir öyküsü vardır. Uzun ya da kısa, iyi ya da kötü, iz bırakan, anımsanan ya da silik ve anımsanmayan. Öyküler, genellikle sahiplerince değil, başkaları tarafından yazılır. Rüveyde öyküsünü kendi yazanlardandı. Çünkü o, öyküsünü yazacak kadar, kendini, hayattan ne istediğini bilen, cesaretle olayların üzerine yürüyen, kararlı, kişiliği sağlam, dürüst, yürekli ve keyifli bir kızdı.

Rüveyde’nin öyküsü gerçekten çok kısa fakat iz bırakan, iyi bir öyküydü. Yaşasaydı, öykünün daha da zenginleşeceği, daha da kalıcı izler taşıyacağı kesindi. Ne var ki Rüveyde, çok genç yaşta aramızdan ayrıldı ve bizi yalnız bıraktı. Öyküsü öksüz kaldı.

Rüveyde ile uzun yıllar birlikte çalıştık. Üniversite sonrası çalışma ve kariyer yaşamında birlikteydik. Onun amiri, hocası ama daha çok arkadaşı, dostuydum. Birbirimizin sevinçli, üzüntülü, keyifli, yorucu her anımızın en yakın tanıklarıydık. Yani o benim, ben de onun öyküsüne önemli bir yer tutuyorduk. Birbirimizi çok iyi tanır, birbirimiz hakkında çok şey bilirdik. Ve bu yüzden o gidince, benim öyküm de eksildi. Bıraktığı boşluk hiç kapanmadı ve biliyorum hiç kapanmayacak.

Rüveyde, üniversite öğrenimi için Eskişehir’e, o yıllarda adı İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi olan Anadolu Üniversitesi’ne İzmir’den gelmişti. Avukat anne babanın çocuğu olarak aydın bir çevrede akıllı, güzel ve komik bir kız olarak yetişmiş, yatılı olarak İzmir Kız Lisesi’nde okumuştu. Lise yıllarında da tiyatroyla ilgilenmiş miydi, bilmiyorum. Fakat Eskişehir’e gelir gelmez okulda AKÇE Tiyatro Kulübünden çıkmaz olmuş ve daha okulunu bitirmeden çok genç yaşta evleneceği kocası sevgilisi Ferudun’u da orada tanımıştı. Rüveyde, nerdeyse beline kadar uzun iki kalın örgülü saçları, iri yemyeşil gözleri ve gülen yüzüyle güzel fakat daha çok komik, neşeli bir kızdı. Feridun’nun sahneye koyduğu bir oyunda onu ilk izlediğimde kısacık rolüne karşın oyunculuğunu da çok beğenmiş, canlandırdığı anne rolüne çok ama çok gülüştüm.

Rüveyde, daha okulunu bitirmeden, Feridun’la evlenmiş, kısa bir süre sonra da çocukları Muzaffer Can yani Muzo dünyaya gelmişti. Rüveyde, her anne gibi yavrusuna sevgi doluydu. Hayatta en önemli varlığı çocuğuydu. Onun sağlığı için, iyi bir insan olması için elinden gelenin fazlasını yapardı. Her hali gibi annelik hali de çok keyifliydi. Ferudun’nun çocuk tiyatrosuyla yoğun olarak uğraştığı yıllarda, o da yeni anne olarak kocasının, tiyatronun uzağında kalmamak için bütün provaları kucağında çocuğuyla birlikte izlerdi. Alışılmış, bilinen kalıplara hiçbir zaman yüz vermediği için anneliği de kendi doğrularına göre yaşamıştı.

Rüveyde, aynı yıllarda Anadolu Üniversitesi’nde yüksek lisans programını başarıyla tamamlamış ardından İstanbul Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına başlamıştı. Doktora tezi, günümüzde de güncelliğini koruyan “küreselleşme ve reklam” ilişkisi üzerineydi. Rüveyde, çalışmalarını hepimiz gibi, üniversitemizde kurulan Ünvak Reklam Ajansında müşteri temsilcisi olarak uygulamalı olarak da sürdürüyordu. Onunla birlikte, müşteri görüşmeleri için Ankara ve İstanbul’a yaptığımız sayısız yolculuklar, işlerimizi kabul ettirdiğimizde yaşadığımız sevinçler, bazen kızgınlıklar, üzüntüler… ah be Rüveyde, ne çok ama gerçekten ne çok varsın, öykülerimizde…

Rüveyde, doktorasını aldıktan sonra, İletişim Bilimleri Fakültemizin o yıllarda adı ‘’İletişim Sanatları’’olan ‘’Reklamcılık ve Halkla İlişkiler’’ bölümüne yardımcı doçent olarak atandı ve halkla ilişkiler hocası olarak ders vermeye başladı. Rüveyde’nin, halkla ilişkiler hocası olarak öyküsü de onu kişiliğiyle hiç çelişmeyen, sahici bir öyküydü. Yaptığı işi kendisine yakıştırmasını bilen nadir insanlardan birisiydi. Rüveyde, işini, halkla ilişkileri çok sever, bu nedenle halkla ilişkiler adına ne yaparsa ne anlatırsa, onu kendisiyle içselleştirir, kendi rengine boyar, kendi sesiyle dillendirirdi. Bu nedenle, halkla ilişkiler onun kaleminde, dilinde zaten olması gereken insani bir zenginliğe kolayca ulaşıverirdi. Rüveyde, bu nedenle en çapraşık konuları bile evrenin sırlarını çözmüş bir derviş edasıyla öylesine yalın, öylesine anlaşılır kılardı ki, onu dinlediğinizde, okuduğunuzda halkla ilişkilerin ilk bakışta görünmeyen boyutlarını kolayca kavrayıverirdiniz.

Öğrencilerinin Rüveyde’yi neden bu kadar çok sevdiğini anlamak da zor olmazdı. Çünkü o, işini ve öğrencilerini çok severdi. Rüveyde, öğrencilerinin her türlü sorunuyla yakından ilgilenir, onlara yardımcı olur, renkli, canlı, esprili sohbetiyle öyküsünü kalplerine oya gibi işlerdi. Öğrencilerin Rüveyde hocası, çoğunun da ‘’Rüveyde abla’’sıydı. Kız öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun ise hayran oldukları, olmak istedikleri biricik modelleriydi.

Rüveyde doçentlik çalışmaları kapsamında ‘’sponsorluk’’ üzerine bir kitap yazdı. O yıllarda ‘’sponsorluk ‘’ üzerine Türkçe olarak yayınlanmış ilk kitaplardan birisi olma özelliği taşıyordu. ‘’Halkla İlişkilerde Konu Yönetimi’’de onun üzerinde çalıştığı kavramlar arasında yer alıyordu. Eğer yaşasaydı, bu konudaki kitabı da kısa bir süre içinde yayınlanacaktı. Rüveyde, hocalığı kadar, bilimsel alanda çok önemli çalışmalar yapmış, başarılı bir bilim insanıydı.

Rüveyde’yi çok ama çok genç yaşta kaybettik. Biliriz, ölüm hangi yaşta gelirse gelsin erkendir. Fakat Rüveyde için gerçekten çok erken oldu ve ona hiç mi hiç yakışmadı. Öyküsü çok yarım kaldı. Ne var ki bazı insanlar bu dünyadan ayrılsalar da öyküleri, anlatılmaya devam eder. Rüveyde’nin öyküsü de,en canlı, en güzel haliyle var olmayı sürdürecek.

Prof. Dr. Haluk Gürgen

(http://iletisimbilimleri.anadolu.edu.tr/fakulte/aramizdan-ayrilanlar/31-aramizdan-ayrilanlar-ruveyde-akyurek.html adresinden alintidir. Tesekkurler Haluk.)

Kafein


1,3,7-trimethylxanthine, evet. 1,3,7-trimethylxanthine. Biraz konsantrasyon ve biraz gece ayakta kalma cabasi. Yapilacak bir suru is. Daysleeper.

The State of The Internet(s)