Stranger Than Fiction

Blogumu her zaman oldugu gibi bosladim, cunku yazacak bir sey bulamiyorum gercekten. Hic bir sey yapmiyorum. Yani 'Ne yapiyorum veya yaptim?" diye soru sorunca kendime cevap veremiyorum. Peki, gunler sirf yatarak mi geciyor? Hayir tabii ki.

Great Ocean Road'dan dondugumden beri son bir aydir yaptigim seylerden biri kitap okumak. Daha cok okul kutuphanesinden aldigim tasarim kitaplarina sardim biraz ufkum acilsin diye. Ancak hissetmeye basladigim Nick Hornby ozlemi ve Penguin kitaplarinin indirime girmesiyle High Fidelity'yi 1623. kez okuyorum.

Muzik dinliyorum. Param yettikce guzel konserleri yakalamaya calisiyorum. En son cok guzel bir salonda - Forum Melbourne - Yo La Tengo'yu izleme sansi buldum. Neyse ki buyuk konserlerin disinda da cok hareketli bir canli muzik dunyasi var burada. Canim sikildigi zaman, disari cikmak icin de cok tembel degilsem bir suru basarili yerel grubu izleyebiliyorum. Bir de Alt Sokak icin tum gun muzik dinliyorum, ama o sayilmaz degil mi? O bir rutin sonucta.. :)

Bunun disinda bolca film izliyorum. Oturdugum evin yakinlarindaki sinemalara uye oldum ve kartlarini aldim. Daha ucuza film izleyiorum, hem de festivallerden haberim oluyor. Eger yine cok tembel hissedersem kendimi, ya korsanlik yapiyorum ya da iTunes'dan filmler kiraliyorum. Turkiye'ye gore cok daha pahali ve kotali Avustralya Internetimizi, fazla asmadan uzun zamandir izlemek isteyip de izleyemedigim filmleri indirip vakit geciriyorum. Bu filmlerden biri de Stranger Than Fiction'di. Her gun ayni dongu icinde zaman geciren bana cok tanidik geldi bu film. Asagidaki sahnesini her izledigimde nedense gulmemi durduramiyorum. Komik oldugundan degil ama, hosuma gittiginden.



Aslinda simdi yazdiklarima bakinca tam bir yaz tatili gecirmisim gibi duruyor. Dinlendim, dinlenmekten de sikildim. Bu iyi bir sey olmali. Yarin sabah yine erken kalkip, uretmeye devam etmemin heyecani da var ustumde. Gecen donem ev sikintisindan istedigim verimi alamadim kendimden. Ama simdi hazirim..

0 comments: