Boom

Yasadigima Dair Sinyal

Internet ortaminda aktif bir sekilde yasarken, kita degistirince birden yokoldum. Gecenlerde Anil'da beni "Twitter'i bile guncellemiyorsun." diye durtunce durumumun farkina vardim. En azindan burayi guncelleyip bir yasam sinyali verebilirim diye dusundum. Iste burdayim. California gunlerinde bol bol fotograf cekebilme sansim varken burda pek zaman bulamadim. Bunun birkac nedeni var.

Oncelikle, hala evsizim. Kaan'la ev arama girisimlerimiz issiz ve uluslararasi ogrenci oldugumuz icin basarisizlikla sonuclaninca, daha onceden anlasmasi yapilmis bir eve cikmak aklimiza yatmaya basladi. Yatmasa zaten hostelde curumeye mahkum olurduk. Her neyse, gectigimiz hafta boyunca Avustralya'nin Craigslist kadar isleyen Gumtree sayfalarinda dolandik. Boylelikle bir ev buldugumuz mujdesini de burdan acikliyorum. :) Yalniz tek kotu tarafi eve ancak 3 Ekim'de cikabiliyoruz. Odalarimiz o tarihe kadar isgal durumda. Ev arkadasimizdan bahsedecek olursam, kendisi kedili Avustralyali iyi bir kiz. Her ne kadar kedileri sevmesem de, ev cok guzel, konumu iyi, temiz, ev sonucta. Elbette kendi evimizin olmasini tercih ederdim ancak hal boyleyken baska bir secenegimiz yok. Belki de boyle olmasi daha iyi.

Evsizligin getirdigi bikkinlik derslerime de biraz yansidi. Amerika'daki kadar hizli kuramayinca yasamimi, aklimi pek veremiyorum. Onceden bir proje verildiginde, projeye heyecanla girisip aklima ilk piriltiyi kagida veya bilgisayara dokebiliyordum. Basarili da oluyordum. Simdi pek toparlanamiyorum ve acikcasi hic kimseye gostermek istemeyecegim isler cikardim su ana kadar. Olsun ama, basarili olacagim gunler yakindir. Aslinda 4. haftama girdigimi hatirlayinca bunlarin gayet normal oldugunu dusunuyorum. Bir yandan adaptasyon, bir yandan okul. Evet evet, gayet normal.


Burada gunluk yasamim da genellikle soyle: Sabah kalkiyorum, okulum hostele yaklasik 15 dakika uzaklikta oldugu icin yuruyorum. Dar sokaklarin kaldiriminda tek katli Viktorya tarzi evlerin arasindan gecip, okulumun oldugu Prahran mahallesinde High Street'e geliyorum. Derslere girdikten sonra projeleri yetistirmek icin gun icinde genellikle kutuphanede, aksam saatlerinde Tasarim Fakultesi'nin bilgisayar labinda geciriyorum vaktimi. Evim olmadigindan mi bilmiyorum ama nedense okulda vakit gecirmeyi seviyorum ve zannedersem okulumu gercekten cok seviyorum.

Labda gozlerimi iyice yorunca, okulum da High Street'le Chapel Street kesisiminde olunca - Chapel Street bu arada Nisantasi gibi bir yer, pub ve kafelerle dolu uzun bir cadde-, bu kesisimde de Lucky Coq isimli guzel muzik calan bir pub olunca kendimi oraya atmam kacinilmaz oluyor.

http://www.flickr.com/search/?q=lucky%20coq&w=all

Blonde Coq, Fat Yak, Little Creatures ve White Rabbit isimli guzel Ale biralari ve $4'a lezzetli pizzalari olan bir mekan. Sali gunleri de ucretsiz film gosterimi oluyor. Neyse, orda da biraz vakit geciriyorum ve sonra hostele dogru yol aliyorum. Zaten yapacak bir sey olmadigindan ve yoruldugumdan yataga girip saat 1 civarinda uyuyorum.

Haftasonu elbette durum degisiyor ama genel olarak hafta ici yukaridaki tabloda geciyor. Monoton ve mutsuz gibi duruyor olabilirim ama bakmayin, ben halimden gayet memnunum. Melbourne gercekten yasanasi bir sehir. Eve cikip etrafi fotograf makinemle kesfetmeye basladigimda, bu blogdan biraz yansitamaya calisacagim buralari. Ona iste biraz vakit var ne yazik ki.

Bu arada cenemin dustugunu de simdi farkina vardim. Ayrica derse de yetismem gerek. Eyvah.