Rock'n Coke 2009

Bir Rock'n Coke daha geldi gecti. Ayrica bacaklarimin, belimin ve beynimin de uzerinden gecti. Akilda kalanlar Nine Inch Nails, The Prodigy ve Kaiser Chiefs'in muhtesem sahne performanslari.

Cold War Kids'de ayri guzelliktedi ancak sahne onundeki gunes goluklu kiz sagolsun, her saniye hortumla uzerimize su sikinca ne konsantrasyon kaldi, ne de dinleme istegi. Izleme zevkimizin icine edildigi konser yine de guzel gecti.

Sahne arkasi, ozellikle Caretta denen Basinla Iletisimi saglayan sirketin rezilligi bir yana, bence Pozitif bu sene guzel bir organizasyon cikardi. Belki de Turkiye'de gecirdigim son festivale de veda ettim, simdi Eskisehir'e dogru yola ciktim.

Son olarak iki kelime daha yazabilecek gucum var.

Yorgunum. Yaslandim.

Lungs


Alt Sokak disinda burda fazla muzik hakkinda konusmuyorum. Bu blogda muzik hakkinda konusursam genellikle bir bunalimim veya bir sevincimle iliskilendirmeyi seciyorum. Bu seferlik bu aliskanligimi degistiriyorum ve yukarida album kapagini gordugunuz Florence + The Machine'i oneriyorum. Uzun zamandir - uzun zamandir dedigime bakmayin, daha kisadir ama bana uzun gelmis olabilir - dinledigim en iyi albumlerden biri olarak nitelendiriyorum Lungs'i. Album cikmadan aylar boyunca A Lot of Blood - A Lot of Love ve Rabbit Heart kisacalarlarini dinleyip kendimden geciyordum ve Lungs'in piyasaya surulmesini sabirsizlikla bekliyordum. Bekledigime de degdi diyebilirim.

2008 yilinda cikan A Lot of Blood - A Lot of Love kisacalarinda The Source'un You've Got The Love yorumuyla kulagima carpan Florence, yine ayni kisacalarda Cold War Kids'in Hospital Beds'i ile beni sasirtmisti. 2009'da A Lot of Blood - A Lot of Love'i takip eden Rabbit Heart kisacalarinda Florence Welch gerek sesi, gerek besteleriyle beni benden aldi. Rabbit Heart'i ilk dinledigimde guclu melodik altyapisi ve guzel sozleriyle yeni bir yildizin parlayacagini soylemek o kadar da zor olmadi. Zaten basarisi da 2009 yilinda Brit Odulleri'nde onurlandirildi.

6 Temmuz tarihini - yani Lungs'in cikacagi gunu - aylar onceden bekleyip bir yere not almadigim icin unuttum. Neyse ki sevgili arkadasim Tosun - su an Florence'in memleketinde kendisi - bana hatirlatma inceliginde bulundu. iTunes'un yolunu tutup albumu satin almam pek uzun surmedi. Lungs'i ilk dinledigimde kendi tarzini yaratmis bir sesi dinledigimin farkina vardim. Kisacalarlarini milyon kez dinledigimden midir bilinmez ancak keyifle hic yabancilik duymadim. Albumde kulagima ilk carpan sarkilari da yazip sozu Florence + The Machine'e birakiyorum.

Icine kapanik bir baslangic sarkisi, Dog Days Are Over.
Uzun suredir duydugum en iyi cikis sarkisi, Rabbit Heart (Raise It Up)
Gitarlariyla dinleyiciyi ve kendi icinde sallayan, Kiss With a Fist
Florence'in tarzini en iyi yansitan, Girl With One Eye
The Source - Candi Staton'in harika bir yorumu, You've Got The Love.



Yukarida Rabbit Heart (Raise It Up)'in videosunu izleyebilirsiniz. Son olarak bu sarkinin Jamie T's Lionheart Mix'i mukemmel, onu da bir yerlerden bulup dinlemenizi siddetle tavsiye eder, bu albumunu kulaklariniza iyi gelmesini dilerim.

http://icanread.tumblr.com/

Standby

Blogumu biraz yalnız bıraktım. Özellikle şu sıralar birşeye konsantre olmakta zorlanıyorum. Aklımda tek bir şey var, o da acilen sevdiğim işin eğitimini tamamlamak için uzaklara uçup gitmek. Geçen sene bunu başarmıştım, bu sene de başarmak için önümde küçük bir engel var. O engeli de artık son şansım olarak görüp ciddiye alıyorum. Konsolosluk işlerimi halletim sayılır, artık bir adım daha yakınım amacıma.

Son birkaç haftadır ne yaptığıma gelirsek.. Hmm. Düşünüyorum da kendimi geliştirmek adına pek birşey yapmadım. Gün sabahın köründe uyanıp, biraz daha uyuyayım diye geçiyor. Kalkıp kendime geldiğimde ancak kahvaltı yapıp, internette günün haberlerine göz atıyorum. Bu sırada müzik dinliyorum. Aslına bakarsanız bütün günüm teorik olarak müzik dinlemekle geçiyor sayılabilir. Belki uykumda da dinliyorumdur, ancak bir süredir gördüğüm rüyaları hatırlamadığımdan bunu ispatlayamıyorum kendime.

Yaptığım teknolojik yatırımlar neyse ki beni hayal kırıklığına uğratmıyor ve biraz kafamı dağıtmamı sağlıyor. Eskişehir'de yapacak fazla aktivite bulamıyorum ve bu yüzden genellikle evdeyim. Playstation 3 ve Apple TV imdadıma yetişiyor. Son olarak Ghostbusters oyunununa takmış durumdayım. Apple TV'deyse podcastleri takip edip, film kiralıyorum. Zaten buraya kadar saydığım aktiviteler tahmin edersiniz ki günün büyük bir kısmını çöpe atmamı sağlıyor.

Verandada kitap okumak California'dan geldiğim ilk zamanlar hoşuma gitse de, kuru Eskişehir sıcağının iyice boy göstermesiyle bu zevkimin köküne kibrit suyu döküldü. (Kibrit suyu terimini duyunca her seferinde midem bulanıyor ama yine de kullandım burada, neden bilmiyorum.)

Akşamsa ya dışarı çıkıyorum, ya da evde oturup Hulu başında geçiriyorum vaktimi. Emekli hayatım nasıl ama? Eminim çalışan pek çok insan benim yerimde olmak ister. Ben de onların yerinde olmak istiyorum ve yer değiştirmeye de varım.

Cumadan cumaya Alt Sokak olmasa şu an toprak altında yatıyor olurdum muhtemelen. Neyse, iyice saçmalamaya başladım gecenin bir yarısı. Burada kesiyorum. Umarım güzel haberlerle geri dönüyorum..