Alistim Artik

Sudaki koku ve havadaki farklilik bir sure yer degistirince garip gelir ya, artik gelmiyor ilginc bir sekilde. Belki de yine 'goc yollari' beni cagiriyordur, kim bilir? Boyle ilginc ve kesinlesmemis seylerin habercisi bir cumleyle basladiktan sonra 'bahar tatili'mde kisaca ne yaptim, onlari dokuyorum buraya.

California sicaklarindan kacip, Illinois soguklarina gitmeye karar verdim bu tatilde. Yaklasik 5 saatlik bir ucak yolculugundan sonra - Amerika'nin ne kadar buyuk bir ulke oldugunu bir daha farkina vardim - Chicago'nun O'Hare havalimanina indim. Ustune 3 saatlik Ankara - Eskisehir yoluna benzeyen, misir tarlalarinin arasindan gectigim bir yolu da eklemeyi unutmamaliyim. Neyse ki otobuste genis bant internet vardi da biraz olsun beni rahatlatti.

3 saat sonra, kendimi H. Can Unen ile bulusacagim bir universite sehri Champaign'de buldum. Champaign cok sirin kucuk bir sehir. University of Illinois'in bir ayagi burda bulunuyor ve nufus yogunlugunun en fazla oldugu universite kampusu sinirlari icinde sokaklarda hep gencler dolasiyor. Silikon Vadisi'nin bos kaldirimlarindan sonra burasi rahatlatici oldu benim icin. Otobusun biraktigi kosede uzun sureden beri internet ustunde konusup gorusemedigim dostum H. Can karsiladi beni. Evine esyalarimi biraktiktan sonra hemen disari ciktik yemek yemek icin. Guzel muzikler dinleyip cesitli biralarin oldugu pub'a gittik, sonra H. Can'i civik civik eglence mekanlarina da sokmayi basardim. Merak ediyordum California'daki 'popoya dogru' kurali burda da gecerli mi diye. Gecerliymis efendim. Bu Amerikalilar gercekten bu konuda ilgincler. Biz konusup anlasmaya calisiriz barlarda, ancak burda muzik calarken erkek, disinin poposuna dogru cinsel organini yaslayarak dansetmeyi uygun buluyor bir kelime demeden.


Herneyse. Champaign macerasi boyle yari hareketli gectikten sonra Can'la beraber cuma gunu atladik ve Chicago'ya dogru yol aldik. Can'in Priceline'dan tutturdugu otele yerlestikten sonra - sehrin gobeginde Hilton'da kocaman bir oda, ayiptir soylemesi - solugu sehrin sokaklarinda aldik. Otele yakin Fado isimli Irish Pub'da yemek yeyip hizlica Buddy Guy's Legends'a kosturduk. Carl Weathersby caliyordu. Disleriyle bend yapip catir catir solo atinca, Can'la bana birlar su oldu. Ertesi gunu dusunmeyerek ictigimi soyleyebilirim.

http://www.last.fm/event/1015913

Sabah H. Can Unen'in soguk ellerini sirtimda - iyi ki baska bir yerimde degildi - hissederek uyandim. Kendimi dusa atip ayildim ve California'da hala neden bir subesi olmadigini anlayamadigim Dunkin' Donuts'da kahvalti yaptik. Ordan kocaman eski binalar arasinda gezdik, sonra kendimizi Champs-Élysées'e benzeyen Michigan Avenue uzerinde bulduk. Orada bir Apple Store var uzakta diye sinyal verdi Can. Simdi burda ne kadar guzeldi soyleydi boyleydi diye uzunca bahsetmek istemiyorum. Guzeldi ve Chicago'ya gidildiginde ziyaret edilmesi gerek. Apple'dan cikip yola devam ettik, sonra unlu Hancock binasinin onune geldik.

http://www.flickr.com/photos/muzocan/3416719413/

96. kata 40 saniye gibi bir surede ciktigimiz binada bir sure oturup bu yasli ve guzel sehri seyrettik. Can mojito aldi kendine, ancak ben Diet Cola ile yetindim. Midemde halay ceken kontrolu imkansiz asitler calkalaniyordu. Bir sure burda fotograf cektik. Gercekten bu kadar yusek bas dondurucu, ancak bir sure gectikten sonra insan alisiyor ve daha konsantre oluyor etrafina.


Fotografta en arkada iki antenli bina Sears Tower. Genellikle buranin gozlem odasi kullanilyormus turistik gezilerde ancak hem para tuzagi hem de baktigi yer o kadar iyi degilmis Can'a gore. Burdan bakmak zaten yeterli oldu deyip karin acligimizi bastirmaya Gino's East Pizza'ya Chicago tarzi pizza yemeye gittik. Bu lezzetli pizzayi 45 dakika kadar beklemek gerekiyor. Pismesinin uzun zaman almasi nedeniyle bizim yapmadigimiz sey, aperatif istemeyi dusunebilirisiniz. Masaya oturmadan sirayi da goz onunde bulundurun. :) Sehri yuruyerek gezdigimiz gezide bir diger hatirda kalan sey 'fasulye'ydi.


Bu yekpare yapi bir matematik denkleminden yola cikilarak yapilmis. Simdi Wikipedia'dan baktim da, 'bean', 'fasulye' olarak bildigimiz nesnenin ismi 'Cloud Gate'mis. Yekpare gibi gozuken bu yapi gercekten cok ilginc duruyor. Buyuk bir turist akimina ugradigini da soylememe gerek yok. Millet elleriyle arkaya dogru yaslanip, binbir turlu maymunluk yapip fotograf cektirirken, biz soguk kanliligimiz koruduk. :) Bir sure orda durduk ve Irem Hanim ve Tolgay Bey'lerle bulustuk. Yolun karsisindaki Caffe BACI'da orasi kapanana kadar sohbet ettik, daha sonra Michigan Golu kenarinda biraz turladik.

Irem ve Tolgay'dan ayrildiktan sonra jetset odamiza geri donup biraz dinlendik ve ordaki son aksamimizda House of Blues'a gitmeye karar verdik. Sansimiza bizi sahneye cikmadan once deli gibi bekleten ancak iyi bir grup karsiladi orda. Jacob Fred Jazz Odyssey. Tavsiye ediyorum kendilerini. Ozellikle saksafon calan hanim cikinca birden konserin akisi degisti, kendisine buradan bir tesekkuru borc biliyorum.

http://www.last.fm/event/966009

House of Blues'dan cikip odaya gittigimizde cok yorgunduk. Hemen sizip, ertesi gun erken kalkip gitmek icin hazirlandik evlerimize. Kahvaltimizi Einstein Bros. Bagels'da yaptiktan sonra Can Beylerle vedalastik, kendisi beni Mavi metro hattina biraktilar. "Ne kadar tesekkur etsem azdir" deyip Can'a, havalimanina dogru yol aldim. Ondan sonrasi da malum, buz gibi 'ruzgarli sehir' Chicago'dan, yaz sicagi gibi kavrulan San Jose'ye geri dondum.

Guzel birkac gundu gercekten.. Bol blues'lu, bol eglenceli olanlardan.

3 comments:

1:38 AM Helixset said...

Satır satır okurken tekrar kendim gezmiş gibi oldum. Hatta öyle bi' an oldu ki Hancock'un tepesine tırmanırken asansörde annemin yakasına yapışıp "Kulaklarım! Kulaklarım!" dediğim ana geri döndüm sayende :)
Pek keyifli geçmişe benziyor, şanslı seni ;)

10:37 PM Can said...

Evet, bizim kulaklar da iyi pörtledi çıkarken :)

7:38 AM Muzaffer said...

Sansliyim gercekten. Iyi bir rehberim vardi. :)