Ready, Able.



http://www.youtube.com/watch?v=Puph1hejMQE

Bu klibi farketmemi saglayan Benk'e ne kadar tesekkur etsem az.. Burak'in Takintisi'ni da geri istiyorum ayrica..

Pearl Jam, 20 Kasim 2009

Pearl Jam ve Dave Matthews Band. Hayatim boyunca canli konserlerine gitmek istedigim iki grup. Elbette daha sayabilecegim bircok grup var ama ikisi aklima ilk gelenler olur hep. Melbourne'e adim attigim andan itibaren iple cektigim tek bir tarih vardi. O da 20 Kasim 2009. Pearl Jam, Melbourne Etihad Stadium'a gelecekti, ben de elbette biletimi aldim. En onlerden izlemek istiyordum ancak baska bir Avustralya gercegiyle daha karsilastim. Biletimi aldigim sirada konsere yaklasik 3 ay olmasina ragmen sahne onu ve sahneye yakin alanin biletleri tukenmisti. Zaten bu bana bir ders oldu.


Konser gunu okul projelerimi teslim edip yaz tatiline girdigim gundu. Bir cirpida projelerime son rotuslarimi atip okula kosturdum, sonra Etihad'a dogru ucusa gectim. Ucu ucuna, o kadar sikisikti ki her sey, stadyum kapilarinin etrafina dizili karavanlardan bir sosisli kapip gecitteki siraya yerlestim. Iceri girdigimde coktan Ben Harper calmaya baslamisti. Tam kendime iyi bir yer bulmaya calisirken sahneye Eddie Vedder konuk olarak cikti. Beraber Under Pressure soyleyip cok eglendiler. Sahnedeki insanlarin eglenip yaptiklari isten zevk almalari bana da keyif verir. Harper ve Vedder'in eglenmesi sayesinde ben de bir anda sanki saatlerce oradaymisim gibi atmosfere adapte oldum.

Harper konserini bitirdikten sonra heyecanli bekleyis basladi. Bu sirada ben de yanimdaki insanlarla laflayip konserin setlistini tahmin etmeye calistik. Pek cogu tuttu da. :) Herneyse, isiklar karardi ve grup sahneye cikti. Sahne dekoru Pearl Jam'in yeni albumu Backspacer'in konseptine uygun tasarlanmisti. Yuvarlak daktilo tuslari uzerinde "Pearl Jam" harfleri yanip sonerken "Elderly Woman Behind The Counter In A Small Town" ve "Corduroy"la yavas bir baslangic yapan grup, "Animal" ile arkadaki isiklarin enerjisine yetisip sahnede patladi. O an konser oncesi tanistigim insanlarla yuksek tavana degme calismalarimiz basladi. Ve o an anladim ki ben gercekten Pearl Jam konserindeyim ve onlari canli izliyorum.

"Animal" sonrasi yeni albumdeki favorim "Got Some" tinlamaya basladi kulagimda. Eskiyle yeni bu kadar iyi karisabilir. Bazi konserlerde "Neden duruyoruz?", "Bu sarki da ne alaka?" der ya insan, bu konserde boyle birsey yasamadim. "Got Some"in arkasindan B-yuzu "Brother"i calmalari bile kulagima batmadi. Konserin ana kisminda yine eski, ancak daha cok yeni sarkilara yer verdi Pearl Jam. Yalniz sasirdigim ve goz yaslarimi tutamadigim an "Oceans"i caldiklari andi. Konser arkadaslarimla birbirimize bakip "Neeeeeeeeeeee?!" diye haykirip, hayallere dalmaktan kendimizi alamadik. Ilk kismin sonunda "Do The Evolution"i patlattiklari an sok dalgasinin ugrayacagi belliydi.

Ilk bise ciktiklarinda yine sakin karsiladi grup bizi. Eddie Vedder sahnede gitariyla bir Neil Young klasigi "The Needle and The Damage Done"i calip soyledi. Sarkinin sonunda grubun geri kalani arkada belirdiginde son albumden "Just Breathe"le devam etti konser. Ilk bisleri daha cok "Ten" albumu agirlikliydi. "Jeremy", "Deep" ve "Why Go" gibi klasiklerini arka arkaya siraladilar. Bu sirada calan ellerin uzerindeki kirisikliklar yaslanma belirtilerini gosterse de, sahnenin bir ucundan diger ucuna kosturan grubu gozleriyle yakalamaya calisan ben yaslandigimi hissettim. Belki de her ani yakalamak isteyip gozumu kirpmak istemememden dolayi da gozum yorulmus olabilir. :) Sahneye ikinci kez cikislariniysa "Porch" ile bitirdiler. "Yapamazsiniz bunu!" diye isyan ederken isiklarin acilmadigi gercegini goze alip alkislamaya devam ettik. Birkac dakika sonra Pearl Jam yine sahnedeydi.

Ikinci biste yine sakin basladilar, "Black", "Spin The Black Circle", ve "Alive" ile costular, "Yellow Ledbetter" ile konseri bitirdiler. Son birkac sarki boyunca tum stadin isiklari da acikti. Grup da caldigi seyirciyi sevmis olmali ki, sahneden inmek istemediler. Sahnede calmamalarina ragmen seyirciyle vakit gecirip konustular, selam verdiler. Gemiyi son terkedense yine Kaptan Vedder oldu.

Eve donmek icin stadyum kapisindan disari adim attigimda bacaklarimi hissetmiyordum. Ancak yuzumde olmeden once yapmam gerekenler listesinden bir maddeyi silmenin huzuru ve nesesi vardi. Konserin etkisi hala devam ediyor bu arada. Hala dusunuyorum da ne konserdi..

Buralara Döndüm

Cok bosladim, cok surundum, cok dusundum, az uyudum, cok yattim, tembellik de yaptim. Ama artik buradayim. Yeni kitada yeni bir sayfayi cevirmek kolay olmadi, ancak fena da olmadi. En azindan su an Tazmanya'dan gelen birami yudumlarken bunu soyleyebiliyorum. Hostel macerasindan sonra eve cikmak, ev arkadasimiz Avustralyali kizin biraz kontrolsuz olmasi ve kucuk surtusmeler disinda her sey iyi gecti.

Projeler ve dersler biraz aksadi, ve aksamamasi gerekirdi. Buraya sevdigim isi yapmaya geldim ve bunu yapmaya da kararliyim. Artik okulun da huyunu suyunu ogrendim, onumuzdeki doneme hazirim. Gectigimiz cuma yaz tatiline girdik okulca. Hala ne yapmak istedigime karar veremedim. Muhtemelen is aramakla gececek bir sure, ve is bulamayacagim gibime geliyor. Burasi her yere uzak oldugu icin kriz anca vuruyor sanirim. Bakalim, bana sans dilemenin zamanidir.

Avustralya'da yasamdan biraz bahsetmek gerekirse.. Burasi sessiz sakin bir yer genellikle. Ama bazen geceleri oyle olmayabiliyor. Garip bir sekilde insanlarin ozellikle icmeye ve yemege egilimleri var. Saat 11'den sonra havalarin da guzellesmesiyle publarin bahcelerinde pek cok insani Tavuk Parma ve bir adet Pot (yaklasik 300 mL) icerken gorebilirsiniz. Hafta ici dedigim saatlerde fazla yogun olmasa da, pazar gunleri aksamustu saat 6 gibi kor kutuk sarhos insanlari tramvayda yakalama sansiniz cok yuksek. Kisacasi iciyorlar. :)

Hazir tramvay demisken biraz ulasim konusuna degilmeli. Melbourne'de otobus bulmak cok guc cunku o kadar iyi bir sistem kurulmus ki, butun isinizi tramvay ve trenlerle halletmek mumkun. Gunluk biletler $6.80, 2 saatlik biletler $3.70. Simdi benim gibi pek cok uyanik elbette tramvayda nasil olsa az guvenlik var, orayi kontrol etmiyorlar diye biletsiz yolculuk yapmaya kalkisabilir. Ancak ne zaman gorevlilerin cikacagini insan bilemiyor. Gunlerden bir gun, okula yetismeye calisirken bilet alacagim tuttu. Cuzdanima baktigimda her nedense yeteri kadar bozuk param olmadigini gordum. (Bu arada tramvaylarda sirf bozuk para kabul eden makineler var.) O anda tramvaydan inmem gerektigi aklimdan gecti, ama macera ya yine de devam ettim yoluma. Isin sonunun nereye vardigini anladiniz tabii ki. $170'lik cezanin posta kutunuza ulasmasi biraz vakit aliyor ama o mektubu aldiginiz an gonderenin "Department of Transportation" oldugunu gordugunuzde buyuk ve sesli yutkunmanizi hatirlayacaginiza eminim. Bu yuzden, Melbourne'de nasil olsa kontrol edilmiyor diye bilet almamazlik yapilmamasi gerek. Son olarak eger aksam 6'dan itibaren 2 saatlik bilet alinirsa, saat gece 3'e kadar gecerli oluyor o bilet. Bu kucuk tuyo ile bir diger ulasim araci bisiklete geciyorum.

Insanlar burada bisiklet kullaniyorlar. Elbette kask zorunlu ancak her yere tramvay veya tren beklemeden hizlica ulasacaginizi biliyorsunuz. Bu yuzden kask benim gibi eski kafali bisikletciler icin cekilmesi gereken ve cekilebilir bir cihaz halini aliyor. Daha bisikletim olmadigi icin "soldan gidonlu" :) bisikletler hakkinda yorum yapamayacagim. Gecenin bir yarisi bir yere gittiyseniz de taksiyi tercih etmek zorunda kalinabilir. Taksi ucretleri hani hafta bir veuya iki kere kullanmak icin cok makul. Arabaniz varsa ozellikle alkolluyken kesinlikle evde birakilmali. Yoksa bizim ev arkadasi kizin dustugu duruma dusebilirsiniz.

Bir gun alkollu yolda yakalaninca kendisi, arabasina alikonulmus, daha sonra mahkeme de arabasina ufleme aleti taktirmaya karar vermis. "Interlock" denen bu alet, arabaya baglaniyor, arabayi calistirmak iciin once bu alete uflenmesi gerekiyor. Alkolsuzseniz zaten araba calisiyor. Her 15 dakikada bir alet otuyor ve yine uflemeniz gerekiyor. Trafikte biri gorse nasil asagilayici bir durum oldugunu dusunun. Bir de bu proseduru - zannedersem - 12 ay boyunca yaptiginizi dusunun. Herneyse, araba kullanirken dikat etmekte yarar var. Benzin de elbette Turkiye'ye gore ucuz.

Fazlaca yazdim sanirim. Daha devami da gelecek elbette. Biraz fotograf cekip suslemek de gerek burayi. Madem tatildeyim, fotograf makinemi de yanimda tasiyacagim artik. Sonra gorusmek uzere..

Born to Skate



Zaman sikintisindan daha tam bitmedi. Aklimda eklenecek birkac sey daha var ama genel olarak bu animasyonu tamamlanmis sayiyorum. Flight of The Conchords'dan, Ladies of The World.

Az Kaldi

Bir, en gec iki hafta sonra biraz buralari dolasip, fotograf cekip geri donuyorum bloguma. Asiri yogun geciyor, hava giderek sicaklasiyor, denedigim bira cesidi sayisi da artiyor. Gunluk hava raporumu zaten Twitter'dan da takip edebilirsiniz ama uzun cumleler kurmak her zaman daha guzel. En azindan simdi bana oyle geldi.

Bu sure icinde yeni yuzuyle Alt Sokak bloguna bir goz atin. Artik blog uzerinden de dinleyebiliyorsunuz programi. Ben de simdi programi dinleyip bu gunesli havada odamda projelere dalayim.

http://www.altsokak.com

Parti

Bugun carsamba gunu dogan ev arkadasimin dogum gununu kutluyoruz. Evde kucuk capli bir parti oldu, ben de ictim. Herkes icti. Birden bu evi nasil toparlayacagiz diye dusunurken, evin nasil hunharca altinin ustune getirildigine tanik oldum. Sonra asagidaki sahneyi dusunup kahkahalarima engel olamadim.

The Man with The Beautiful Eyes



http://www.youtube.com/watch?v=n9WI9Zn0lRs

Bayadir bu blog sessiz kaldi, farkindayim. Hayatimda yer dahil her sey degisince ve adapte olmada az da olsa sikinti cekince burasi da dogal olarak ikinci plana atildi. Dusunun, bugune kadar - Melbourne'e geleli yaklasik 3 ay olmus - daha yeni evimden Internet'e girebiliyorum. Bu da guzel bir ozur, degil mi?

Bundan sonra yapmam gereken sey sanirim ders ve proje yogunluklarini eritip, biraz nefes alip Melbourne'un tadini fotograf makinem ile cikarmak olacak. Eminim biraz renklenecek yine burasi. Arada yasadigima dair sinyalleri de vermeyi unutmam. :) Biraz daha toparlanirken ben, yukardaki video ile kucuk bir ara verelim.

I Met The Walrus



http://www.youtube.com/watch?v=jmR0V6s3NKk

Karar Verilmesi Gereken..

..baska bir dongu.

Boom

Yasadigima Dair Sinyal

Internet ortaminda aktif bir sekilde yasarken, kita degistirince birden yokoldum. Gecenlerde Anil'da beni "Twitter'i bile guncellemiyorsun." diye durtunce durumumun farkina vardim. En azindan burayi guncelleyip bir yasam sinyali verebilirim diye dusundum. Iste burdayim. California gunlerinde bol bol fotograf cekebilme sansim varken burda pek zaman bulamadim. Bunun birkac nedeni var.

Oncelikle, hala evsizim. Kaan'la ev arama girisimlerimiz issiz ve uluslararasi ogrenci oldugumuz icin basarisizlikla sonuclaninca, daha onceden anlasmasi yapilmis bir eve cikmak aklimiza yatmaya basladi. Yatmasa zaten hostelde curumeye mahkum olurduk. Her neyse, gectigimiz hafta boyunca Avustralya'nin Craigslist kadar isleyen Gumtree sayfalarinda dolandik. Boylelikle bir ev buldugumuz mujdesini de burdan acikliyorum. :) Yalniz tek kotu tarafi eve ancak 3 Ekim'de cikabiliyoruz. Odalarimiz o tarihe kadar isgal durumda. Ev arkadasimizdan bahsedecek olursam, kendisi kedili Avustralyali iyi bir kiz. Her ne kadar kedileri sevmesem de, ev cok guzel, konumu iyi, temiz, ev sonucta. Elbette kendi evimizin olmasini tercih ederdim ancak hal boyleyken baska bir secenegimiz yok. Belki de boyle olmasi daha iyi.

Evsizligin getirdigi bikkinlik derslerime de biraz yansidi. Amerika'daki kadar hizli kuramayinca yasamimi, aklimi pek veremiyorum. Onceden bir proje verildiginde, projeye heyecanla girisip aklima ilk piriltiyi kagida veya bilgisayara dokebiliyordum. Basarili da oluyordum. Simdi pek toparlanamiyorum ve acikcasi hic kimseye gostermek istemeyecegim isler cikardim su ana kadar. Olsun ama, basarili olacagim gunler yakindir. Aslinda 4. haftama girdigimi hatirlayinca bunlarin gayet normal oldugunu dusunuyorum. Bir yandan adaptasyon, bir yandan okul. Evet evet, gayet normal.


Burada gunluk yasamim da genellikle soyle: Sabah kalkiyorum, okulum hostele yaklasik 15 dakika uzaklikta oldugu icin yuruyorum. Dar sokaklarin kaldiriminda tek katli Viktorya tarzi evlerin arasindan gecip, okulumun oldugu Prahran mahallesinde High Street'e geliyorum. Derslere girdikten sonra projeleri yetistirmek icin gun icinde genellikle kutuphanede, aksam saatlerinde Tasarim Fakultesi'nin bilgisayar labinda geciriyorum vaktimi. Evim olmadigindan mi bilmiyorum ama nedense okulda vakit gecirmeyi seviyorum ve zannedersem okulumu gercekten cok seviyorum.

Labda gozlerimi iyice yorunca, okulum da High Street'le Chapel Street kesisiminde olunca - Chapel Street bu arada Nisantasi gibi bir yer, pub ve kafelerle dolu uzun bir cadde-, bu kesisimde de Lucky Coq isimli guzel muzik calan bir pub olunca kendimi oraya atmam kacinilmaz oluyor.

http://www.flickr.com/search/?q=lucky%20coq&w=all

Blonde Coq, Fat Yak, Little Creatures ve White Rabbit isimli guzel Ale biralari ve $4'a lezzetli pizzalari olan bir mekan. Sali gunleri de ucretsiz film gosterimi oluyor. Neyse, orda da biraz vakit geciriyorum ve sonra hostele dogru yol aliyorum. Zaten yapacak bir sey olmadigindan ve yoruldugumdan yataga girip saat 1 civarinda uyuyorum.

Haftasonu elbette durum degisiyor ama genel olarak hafta ici yukaridaki tabloda geciyor. Monoton ve mutsuz gibi duruyor olabilirim ama bakmayin, ben halimden gayet memnunum. Melbourne gercekten yasanasi bir sehir. Eve cikip etrafi fotograf makinemle kesfetmeye basladigimda, bu blogdan biraz yansitamaya calisacagim buralari. Ona iste biraz vakit var ne yazik ki.

Bu arada cenemin dustugunu de simdi farkina vardim. Ayrica derse de yetismem gerek. Eyvah.

Melbourne

Sonunda belirsizlikler sona erdi. Bekledigimden erken sona erdi ama. Duzgunce sevdiklerime hoscakal diyemeden yaklasik 20 saatlik ucusu tamamlayip geldim Melbourne, Avustralya'ya. Amerika'dan once basvurup, girmek isteyip de giremedigim okulun bilgisayar labindan yaziyorum hatta bu satirlari. Duygusal olarak eksiler disinda okulun beklentilerimi karsilayacagini ilk haftadan gormek bana keyif veriyor neyse ki.

Kendimi ve geride biraktiklarimi dusunemeyecek kadar hizli bir hafta gecirdim burada. Gelir gelmez bir hostele yerlestim ve yakin arkadasim Kaan'la ev bulamadigimiz icin hala orda kaliyorum. Buradaki ev kiralama prosedurlerini dusununce de birkac hafta daha oradayim gibi gozukuyor. Eger sansimiz iyi giderse bu hafta icinde kendimize kafamiza yatan guzel bir ev bulacagiz.


Melbourne cok guzel bir sehir. Kisaca bahsetmek gerekirse burasi ne Amerika, ne Avrupa, ne de baska bir yere benziyor. Ama ayrica hepsine de benziyor. Biraz kafam karismis durumda buranin tam olarak ne oldugunu anlamaya calisirken. Yarim saatte degisebilen havasi gibi iki blok yurudugunuzde sehrin dokusu da degisebiliyor. Su an Melbourne'u tek bir kelimeyle tanimlamaya calisirsam 'garip' diyebilirim ancak.

Dusununce hersey ters burada. Trafik ters yonden akiyor, mevsimler ters.. 'Garip' iste. Ben de tersim, tersim yuzum dondu ve anlamadim. Toparlayamamaya basladim aklimi yine dusununce etrafta ne dondugunu. Ben biraz agaclari kokunden sokturen ruzgarda dolasip hava almaya cikayim, fotograflarla ayrintili bir Melbourne yazisini sonraya birakayim.

Belirsiz

Belirsizlikler nedeniyle uzun zamandır sessiz kaldım. Bu haftanın sonuna kadar bu belirsizler yokolup umarım bana almam gereken önlemleri, gitmem gereken yolları gösterecek. Bu yıldız falı gibi cümleleri nasıl kurdum ben de bilmiyorum.

Sussam da burda her hafta Alt Sokak'ta biraz konuşuyorum. Hali hazırda iki yeni bölüm koymuşken internete, isterseniz bir de oraya uğrayın.

http://www.altsokak.com

Rock'n Coke 2009

Bir Rock'n Coke daha geldi gecti. Ayrica bacaklarimin, belimin ve beynimin de uzerinden gecti. Akilda kalanlar Nine Inch Nails, The Prodigy ve Kaiser Chiefs'in muhtesem sahne performanslari.

Cold War Kids'de ayri guzelliktedi ancak sahne onundeki gunes goluklu kiz sagolsun, her saniye hortumla uzerimize su sikinca ne konsantrasyon kaldi, ne de dinleme istegi. Izleme zevkimizin icine edildigi konser yine de guzel gecti.

Sahne arkasi, ozellikle Caretta denen Basinla Iletisimi saglayan sirketin rezilligi bir yana, bence Pozitif bu sene guzel bir organizasyon cikardi. Belki de Turkiye'de gecirdigim son festivale de veda ettim, simdi Eskisehir'e dogru yola ciktim.

Son olarak iki kelime daha yazabilecek gucum var.

Yorgunum. Yaslandim.

Lungs


Alt Sokak disinda burda fazla muzik hakkinda konusmuyorum. Bu blogda muzik hakkinda konusursam genellikle bir bunalimim veya bir sevincimle iliskilendirmeyi seciyorum. Bu seferlik bu aliskanligimi degistiriyorum ve yukarida album kapagini gordugunuz Florence + The Machine'i oneriyorum. Uzun zamandir - uzun zamandir dedigime bakmayin, daha kisadir ama bana uzun gelmis olabilir - dinledigim en iyi albumlerden biri olarak nitelendiriyorum Lungs'i. Album cikmadan aylar boyunca A Lot of Blood - A Lot of Love ve Rabbit Heart kisacalarlarini dinleyip kendimden geciyordum ve Lungs'in piyasaya surulmesini sabirsizlikla bekliyordum. Bekledigime de degdi diyebilirim.

2008 yilinda cikan A Lot of Blood - A Lot of Love kisacalarinda The Source'un You've Got The Love yorumuyla kulagima carpan Florence, yine ayni kisacalarda Cold War Kids'in Hospital Beds'i ile beni sasirtmisti. 2009'da A Lot of Blood - A Lot of Love'i takip eden Rabbit Heart kisacalarinda Florence Welch gerek sesi, gerek besteleriyle beni benden aldi. Rabbit Heart'i ilk dinledigimde guclu melodik altyapisi ve guzel sozleriyle yeni bir yildizin parlayacagini soylemek o kadar da zor olmadi. Zaten basarisi da 2009 yilinda Brit Odulleri'nde onurlandirildi.

6 Temmuz tarihini - yani Lungs'in cikacagi gunu - aylar onceden bekleyip bir yere not almadigim icin unuttum. Neyse ki sevgili arkadasim Tosun - su an Florence'in memleketinde kendisi - bana hatirlatma inceliginde bulundu. iTunes'un yolunu tutup albumu satin almam pek uzun surmedi. Lungs'i ilk dinledigimde kendi tarzini yaratmis bir sesi dinledigimin farkina vardim. Kisacalarlarini milyon kez dinledigimden midir bilinmez ancak keyifle hic yabancilik duymadim. Albumde kulagima ilk carpan sarkilari da yazip sozu Florence + The Machine'e birakiyorum.

Icine kapanik bir baslangic sarkisi, Dog Days Are Over.
Uzun suredir duydugum en iyi cikis sarkisi, Rabbit Heart (Raise It Up)
Gitarlariyla dinleyiciyi ve kendi icinde sallayan, Kiss With a Fist
Florence'in tarzini en iyi yansitan, Girl With One Eye
The Source - Candi Staton'in harika bir yorumu, You've Got The Love.



Yukarida Rabbit Heart (Raise It Up)'in videosunu izleyebilirsiniz. Son olarak bu sarkinin Jamie T's Lionheart Mix'i mukemmel, onu da bir yerlerden bulup dinlemenizi siddetle tavsiye eder, bu albumunu kulaklariniza iyi gelmesini dilerim.

http://icanread.tumblr.com/

Standby

Blogumu biraz yalnız bıraktım. Özellikle şu sıralar birşeye konsantre olmakta zorlanıyorum. Aklımda tek bir şey var, o da acilen sevdiğim işin eğitimini tamamlamak için uzaklara uçup gitmek. Geçen sene bunu başarmıştım, bu sene de başarmak için önümde küçük bir engel var. O engeli de artık son şansım olarak görüp ciddiye alıyorum. Konsolosluk işlerimi halletim sayılır, artık bir adım daha yakınım amacıma.

Son birkaç haftadır ne yaptığıma gelirsek.. Hmm. Düşünüyorum da kendimi geliştirmek adına pek birşey yapmadım. Gün sabahın köründe uyanıp, biraz daha uyuyayım diye geçiyor. Kalkıp kendime geldiğimde ancak kahvaltı yapıp, internette günün haberlerine göz atıyorum. Bu sırada müzik dinliyorum. Aslına bakarsanız bütün günüm teorik olarak müzik dinlemekle geçiyor sayılabilir. Belki uykumda da dinliyorumdur, ancak bir süredir gördüğüm rüyaları hatırlamadığımdan bunu ispatlayamıyorum kendime.

Yaptığım teknolojik yatırımlar neyse ki beni hayal kırıklığına uğratmıyor ve biraz kafamı dağıtmamı sağlıyor. Eskişehir'de yapacak fazla aktivite bulamıyorum ve bu yüzden genellikle evdeyim. Playstation 3 ve Apple TV imdadıma yetişiyor. Son olarak Ghostbusters oyunununa takmış durumdayım. Apple TV'deyse podcastleri takip edip, film kiralıyorum. Zaten buraya kadar saydığım aktiviteler tahmin edersiniz ki günün büyük bir kısmını çöpe atmamı sağlıyor.

Verandada kitap okumak California'dan geldiğim ilk zamanlar hoşuma gitse de, kuru Eskişehir sıcağının iyice boy göstermesiyle bu zevkimin köküne kibrit suyu döküldü. (Kibrit suyu terimini duyunca her seferinde midem bulanıyor ama yine de kullandım burada, neden bilmiyorum.)

Akşamsa ya dışarı çıkıyorum, ya da evde oturup Hulu başında geçiriyorum vaktimi. Emekli hayatım nasıl ama? Eminim çalışan pek çok insan benim yerimde olmak ister. Ben de onların yerinde olmak istiyorum ve yer değiştirmeye de varım.

Cumadan cumaya Alt Sokak olmasa şu an toprak altında yatıyor olurdum muhtemelen. Neyse, iyice saçmalamaya başladım gecenin bir yarısı. Burada kesiyorum. Umarım güzel haberlerle geri dönüyorum..
"For someone who was never meant for this world, I must confess I'm suddenly having a hard time leaving it. Of course, they say every atom in our bodies was once part of a star. Maybe I'm not leaving... Maybe I'm going home."

Moonwalker


Basindan kalkmadan araliksiz oynadigim yillar aklima geldi.

Immersion: Porn by Robbie Cooper

http://www.wallpaper.com/art/video-robbie-cooper-sex-sighs--videotape/3453

Turk Filmleri

Gecen gece yine Internet'te bos bos dolanirken Eksi Sozluk'e ugradim. Bir de baktim gece gece Golge Oyunu basligi altina iki giris yapilmis. Uzun zamandir tekrar izlemek istedigimi yazmistim buraya. Sozlukte baslik altina baktigimda ne goreyim, gecenin 2'sinde TV'de yayinlaniyormus meger.

Hemen asagi babamin yanina indim ve beraber izlemeye basladik. Yakin zamanda boyle keyif alip da izledigim Turk Filmleri sanirim Nuri Bilge Ceylan'in Uzak ve Uc Maymun'u. Daha saymak icin zorladim kendimi ama cidden aklima birsey gelmiyor. Raki masalarina artik konu olarak "Ne olacak bu Turk Filmlerinin hali?"ni almaya baslayabiliriz sanirim. Belki yonetmenler - Sinan Cetin ve Mustafa Altioklar'dan bahsetmiyorum, gerceklerinden bahsediyorum - coktan konusuyorlardir bile.

Sanirim boyle guzel filmlerin cekilmeme sebebini insanlarin beyaz perdede killi bir hiyarin aptal eglencelerini izlemeyi tercih etmesine bagliyorum. Yanlis mi dusunuyorum acaba?

Şahitlerim Var


Geçitiğimiz İstanbul ziyaretinde Rüya ve Vefik'le beraber Sıraselviler üzerinde Kiki diye bir yere gittik. Müzikler fena değildi, gecenin ilerleyen saatlerinde artık içkinin de etkisiyle Red Hot Chili Peppers'a bile "Öff, yine mi?" demedik. Dedik mi? Hatırlamıyorum.

O karanlık ortamda, DJ kabininin hemen arkasındaki duvarda bir çıkartma dikkatimizi çekti. Uçan Adam'ın ünü buranın duvarlarına kadar gelmiş. Eskiden böyle fenomenler olduğunda YouTube'da yoktu, nasıl yayılıyordu diye düşünüyorum.

Bu arada gereksiz bir bilgi, Esra Ceyhan'ın programı sanırım yayından kaldırılmış. :)

Not: Kendimde olmadığımdan aklım karışabilir, yorumlardan da bu anlaşılıyor zaten. Cem Bey ile gitmiştik, o gün keşfetmiştik. Hatta sonradan gurmelik yapıp öncesinde the leziz tantunilerden yemiştik. Kusura bakmayın Cem Bey.

Mail.app'in Sesine Ne Oldu?

Mac OS X 10.5'e gectigimden beri elektronik posta alirken ve atarken en buyuk zevklerimden birini kaybettim. Mail.app'in 'yeni e-posta geldi' sesiyle 'e-postaniz gonderildi' sesini duyamaz oldum. Forumlarda arastirdigim zamansa bunun bilinen bir problem oldugunu, fakat kimsenin bu problemi dogru duzgun yollardan cozemedigini gordum. Isin komik yani bu 10.5'in cikisindan beri bilinen bir bug, ancak Apple hala bunu cozmedi.

Burada hizli bir yontemle bu kucuk ve gereksiz problemi nasil cozeceginizi anlatacagim. Oncelikle Mail'in ses ayarlarini kapatip kapatmadiginizi kontrol edin. Bunun icin Mail menusunden Preferences'i secin. Preferences altinda General tabina tiklayin. Oradaki ses ayarlarinda 'New Mail Sound'da 'None' secili degil ve 'Play sounds for other mail' isaretliyse Mail'i kapatip System Preferences'a gecebiliriz. Aksi bir durum varsa eger, yeni mail geldiginde calmasi icin bir uyari sesi secip, 'Play sounds for other mail' secenegini isaretleyin.

Daha sonra System Preferences'i acin. Burada Sound denetim masasina tiklayin. Sounds denetim masasinda 'Play user interface sound effects'i isaretleyin.

Son adimin ardindan kendinize bir e-posta atin veya cok tembelseniz bir arkadasinizdan rica edin. Calisiyor degil mi? :) Artik gelen ve giden e-posta seslerini duymanin tekrar tadini cikarin. Fijuuuvv.

Boş Boş Oturunca


Bir süre sonra günlük dengeniz buna dönüşüveriyor. Arkadaşlarınıza yolladığınız e-postalar da 'Spam' kutusuna düşmeye başlıyor. Çok geç kalmadan bu çemberin dışında bir yaşam edinmeye gayret göstermeli. Biraz bisiklete binmeli.

http://recoveringlazyholic.blogspot.com/2009/05/1-minute-photoshop-unemployment.html

Türkiye'de Mac Üzerinde YouTube

Türkiye'deki YouTube yasağı geçtiğimiz hafta 1. yaşını doldurdu. Ülkede saçma sapan yollardan YouTube'a girmek, artık "Yeter!" dedirtiyor insana. RTE'nin bile kullandığı tunnel yöntemi bana çok güvensiz geliyor. Bu yüzden çözümü pek çoğumuzun yaptığı gibi 'hosts' dosyasını kurcalamakta buldum. Tünel sitelerinden uzaklaşmak için orda burda edindiğim bilgilerden yola çıkarak küçük bir kılavuz hazırladım. Kılavuz Mac'lere göre.

1) Applications klasörünün altında (veya Finder'da Go menüsünden de ulaşabilirsiniz), Utilities klasörünü açın. Orda Terminal isimli uygulamayı göreceksiniz. Terminal'i başlatın.

2) Terminal'i başlattıktan sonra aşağıdaki komut satırını kopyalayıp yapıştırın. (Aşağıdaki komut satırının amacı, TextEdit'e sizin Yönetici hesabınızdan daha üst bir yetki vermenizi sağlıyor.)

sudo /Applications/TextEdit.app/Contents/MacOS/TextEdit /etc/hosts

3) Bu satırı yazıp Enter'a bastığınızda bilgisayar size şifrenizi soracaktır. Şifrenizi girin. (Güvenlik yüzünden şifrenizi yazarken sanki birşey girmiyormuşsunuz gibi gözükecek ama merak etmeyin, siz görmeseniz de şifrenizi giriyorsunuz.)

4) Şifrenizi girdikten sonra otomatik olarak TextEdit, 'hosts' dosyası ile karşınıza çıkacak. Burada yapacağımız şey, 'broadcasthost' ile 'localhost' satırları arasına aşağıdaki YouTube IP adreslerini girmemiz olacak.

208.117.236.69 youtube.com www.youtube.com



5) Bir önceki basamakta yazdığım ve yukarda resmini de gördüğünüz işlemi tamamladıktan sonra TextEdit'i kapatın. TextEdit size "Kaydetmek ister misiniz?" diye soracaktır. Siz de 'Evet' deyip dosyayı tamamen kapatın. Bundan sonra Terminal'e de ihtiyacınız olmayacak, onu da kapatabilirsiniz.

Son olarak kullandığınız Internet tarayıcıyı kullanarak YouTube'a tunnel kullanmadan girip sorunsuz bir şekilde görüntüleyip görüntüleyemediğimizi kontrol etmek kaldı. :) Yukardaki işlemleri doğru uyguladıysanız zaten çoktan bu yazıyı okumayı bırakıp kaldığınız yerden videoları izlemeye devam etmeye başlamışsınızdır.

Afiyet olsun.

Guncelleme: Yukardaki IP adresi bir ise yaramiyorsa eger, baska bir tane bulmamiz gerekiyor. Sunlari denemekte fayda var: 208.65.153.238, 208.65.153.251, 208.65.153.253

Bunlari biliyor muydunuz?

Aslinda hicbir zaman filmlerin cogunlugunda oldugu gibi uzuntulu anlarda huzunlu muzik calmiyor gercek hayatta.

Bugün Çarşamba



http://www.youtube.com/watch?v=wN0oDnoc3-c

Fast Food Gercegi

Asagidaki baglantilara baktiktan sonra, uzun zamandir erteledigim McDonald's kahvaltimi yarin yapmaya karar verdim. Buraya da yaziyorum.

read more | digg story

iTunes Store US Hesabı Açmak

iTunes Store Amerika'yı, Türkiye'de film kiralamak ve müzik dinlemek için kullanamıyoruz. Aynı şekilde haftanın ücretsiz müzik ve müzik videolarını da indiremiyoruz. Yanılmıyorsam iTunes Türkiye hesabıyla Albüm Kapakları'nı da çekme şansımız yok. Böyle olumsuz bir başlangıç paragrafıyla da umarım hala okumaya devam ediyorsunuz umarım.

Efendim, bir adet Amerikan hesabı almak için önce iTunes US hediye kartı alıp, daha sonra bu kartı kullanarak kredi kartımızı vermeyerek bir hesap açabiliyorduk. Şimdi buna pek gerek kalmadı.

Apple geçen gün "Kredi kartı kullanmadan nasıl iTunes hesabı açarım?" isimli makaleyi yayınladı. Yalnız burada Amerika dışı kullanıcıların dikkat etmesi gereken iki şey var:

1) iTunes'a Türkiye'den girdiğinizde otomatik olarak karşınıza iTunes Türkiye App Store çıkacaktır. Pencerenin en altındaki menüden United States'i seçmeyi unutmayın.

2) Adres kısmında gerçek bir zip code (posta kodu) ve eyalet ismi girmeniz gerekiyor. Bunun için aşağıdaki gibi internet sayfaları mevcut. Oradan bakıp aklınıza esen bir posta kodunu seçip rahatça girebilirsiniz.

http://www.50states.com/zipcodes/california.htm

Bunun dışında da pek bir yardıma ihtiyacınız olacağını zannetmiyorum. Aşağıdaki bağlantıda Apple'ın makalesi yeterince açık. Buradan ulaşabilirsiniz:

http://support.apple.com/kb/HT2534

Sorununuz olursa buradan yardımcı olabilirim. Yorum bırakmanız yeterli.
"You know, we don't grow most of the food we eat. We wear clothes other people make. We speak a language that other people developed. We use a mathematics that other people evolved. I mean, we're constantly taking things. It's a wonderful, ecstatic feeling to create something that puts it back in the pool of human experience and knowledge" - Steve Jobs.

İki Conchord, Two Conchords


Bir süredir ortalarda yokum. Neden mi? Neden yukardaki adamlar. Bütün bölümlerini indirip de yoğunluk yüzünden izleyemediğim dizilerden biri buydu. İngiliz espri anlayışını alıp üzerine Tenacious D ekleyin, oldu mu size Flight of The Conchords? :) Uçakta, ana gemiye dönüş yolculuğumda kahkahalara boğulmamın sebebidir Bret ve Jemaine. 3. sezonları gelir mi bilmiyorum (şimdiden yayınlanan bütün bölümleri 2, bazılarını 3 kere izledim), bu yüzden her yere rahatlıkla taşıyabilmek için albümlerini de satınaldım. İyi de yaptım.

Kendileri hakkında biraz daha fikir edinmek için biraz YouTube'a, biraz da grubun resmi sayfasına uğrayabilirsiniz.

YouTube - Flight of The Conchords
Resmi Site - Flight of The Conchords

Alt Sokak

İki hafta aradan sonra tekrar program kaydıyla karşınızda Alt Sokak blogu. MySpace konuğumuz da var ayrıca. İndirmek ve playliste göz atmak için şöyle buyrun:

http://www.altsokak.com

Twistori Desktop

Daha önce de buralarda yazmıştım bu garip Twistori hakkında. İnsanların hayatında neyi istediklerini, neyi sevdiklerini ve neden nefret ettikleri hakkınızda fikriniz oluyor bu site sayesinde. Bunların hepsi "İsimsiz" olarak Twitter'dan derlenip karşınıza düşüyor ama eğlencesini kaybetmiyor.

Geçenlerde Mac için ekran korumasının çıktığını söylemiştim, şimdi bir de baktım Mac için uygulamasını da çıkartmışlar. Tavsiye ediyorum ve indirmek için bağlantısını da ekliyorum buraya.

http://twistoridesktop.com/

Zaman


Insanin engelleri asmasi gerekmesi ve sevdigi isi yapmak icin beklemesi cok sikici. Keske her sey bir anda oluverse. Belki bu bekleme suresi icinde aklimdaki fikirler daha olgunlasir diye umuyorum.

Ayrintili guncellememi bir haftadir atlatamadigim jetlagin ustesinden gelince yazacagim. Miskinlige devam.

Tamamlanan Hazirliklar Ardindan

Ani bir kararin ardindan dunyanin bir ucundan diger ucuna gitmeye hazir sayilirim. Sevgili arabami da sattim, yarin banka isleri ve daha bircok duzeltilmesi gereken kucuk puruzlerle ilgilenmeliyim. Hayatimla ilgili ikinci ve son kararimi aldiktan sonra az da olsa burayi ozleyebilecegim fikirleri gelmeye basladi aklima. Burdan her ne kadar gitmek icin canla basla calistiysam da, unutamayacagim birkac sey var elbette.


Ilkokula baslamadan once kullandigim Macintosh Plus'tan etkilendigim bir gercek. Sanirim o bligisayara temas ettigim ilk gunden beri buralara gelmek ve Apple'da calismak istedigimi biliyorum. Buraya gelmem biraz gec oldu ve tam da ekonomik krizin ortasinda bu hayalimi ertelemek zorunda oldugumu anladim. Okula gittigim her gun I-280'de yol alirken onunden gectim adi gecen ve yukariya fotografini koydugum firmanin. Aylar boyunca da kendime aci cektirdim, gitmedim hic 1 Infinite Loop'a. Derken Turkiye'den bir arkadasim ziyarete geldi ve "ilk adimimi calisan olarak atacagim" inadimi da boylelikle kirmis oldum. Artik master icin donersem buraya diye bu defteri de kapattim simdilik.


Aklimda olan ikinci sey buradaki ilk gunlerimdi sanirim. Silikon Vadisi'nde ayagimi yerden kesen ve beni feci toplu tasimayla ugrastirmayan arabama sahip olduktan sonra gezinmeye basladim elbette. Aralik ayinda bile sicak olan bu iklimde, ucuza aldigim halde sunroof barindiran arabamla cevreyi kesfetmek benim icin en buyuk zevkti. Biraz yalnizliktan olacak, daha da yalniz kalabilecegim yerlere gitmek istiordum hep. Hem hayatta yogun yasayip, hem de huzurlu olmayi zannedersem burada ogrendim. Gidip rahatlayabilecegim okyanus kiyisinda deniz feneri turlari atip fotograflar cektim.


California'nin ruzgarli kiyilarinda parlayan kis gunesini de hep hatirlayacagim sanirim. Goz alabildigine kumsallar ve guzelligini seyrederken icinde yuzmeyi unuttugunuz okyanus. Biraz da Eternal Sunshine of The Spotless Mind'i hatirlattigindan midir bilinmez, huzunluydum.


Ucuncu hatirlayacagim sey elbette guzel sehir - yarin aksam son kez ugrayacagim - San Francisco. Zannedersem hayatimda daha guzel bir sehir gordugumu hatirlamiyorum. Ayni kareden bakip da milyonlarca fotograf cekseniz bile ayri tat veren bir yer San Francisco. Farkli tellerden calan milyonlarca kisinin detone olmadigi tek yer. Bana 5 sene boyunca gorebilecegim gruplari 8 ay icinde izleme firsati verdi. Konserlerde hayalimdeki seyirciyle tanistirdi beni. Fleet Foxes konserinde bahsettigim seyirciyle cit cikarmadan hep beraber izledik, ayni kalitedeki seyirciyle ayni anda ayaklarimizi yere vurup salonu inlettik Stereolab bis yapsin diye. Guzel yemekler de tattim ve Anchor Steam'leri de devirdim Casanova Lounge'da Michael Jackson yuzlu ciplak kadin portresine bakarken. Bu arada farkindayim cicek-bocek konusuyorum burda, ama oyle. :) Scott McKenzie bosuna dememis:

"If you're going to San Francisco
Be sure to wear some flowers in your hair
If you're going to San Francisco
You're gonna meet some gentle people there"

Ileride yasamak istedigim yeri birakip gitmek sanirim en aci veren sey. Gectigimiz Chicago gezimde bahsettigim H. Can'in bana dedigi "Ben Chicago'yu cok benimsemisim." hissiyatinin aynisi bende San Francisco icin gecerli. Bir gun geri gelecegimi bilmekse beni motive eden tek etken.

Dorduncu ve son olarak hatirlayacagim sey de, burda tanisip roportaj ayarladigim ancak bir turlu bu roportaji yapamadigim grup Sleepy Sun olacak. Ben San Francisco'ya vedami ederken, siz de belki bu gereksiz yaziyi bir daha asagidaki sarkiyi dinleyerek okur ve yukardaki fotograflara bakarsiniz..

Sleepy Sun - Lord

Gorusmek uzere..

Bill Gates'in Facebook Profili

Olsa acaba boyle mi olurdu? :)

read more | digg story

Safari icin StumbleUpon

StumbleUpon'u uzun bir zamandir - uzun diyorum, gercekten - denemek istiyordum. Ancak Safari kullanmak konusunda bagnaz davrandigim icin bu platformu bir turlu kullanma sansi bulamadim. Cok da birsey kacirmiyorum diye dusunuyorum. Ama insanin bir fikri olmasi lazim, degil mi?

Bu yuzden Internette biraz arastirdim, neden boyle bir eklenti yok diye Safari'ye. Sonra Stumbi isimli kucuk programciga rastladim. Bu eklenti Safari'nin arac cubuguna oylama ve Stumble tuslari ekliyor, bununla kalmayip bir de menu koyuyor. Hesabinizla direkt olarak bagli oluyorsunuz ve gayet guzel calisiyor.

Eklenti ne kadar guzel olursa olsun iki adet eksisi var. Eski tarihli internet sayfalarinda dolasirken 100 Stumble sonunda kullanmaya devam etmek icin $2 talep eden eklentinin, daha buyuk bir firma tarafindan satin alininca $4 istemeye basladigini ogrendim. Yani Firefox kullanicilarinin ucretsiz kullandigi bir hizmete neden para verelim? Bu bir.

Ikinci eksiyse Safari 4 Beta uyumsuzlugu. Menu hala calisiyor, ancak arac cubugunda dugmeler yok. Simdiden yari yolda birakilmis hissederek, Stumbleupon kullanacagim zaman Firefox kullanmayi seciyorum. $4'a iPhone icin yararli bir uygulama alirim diye dusunuyorum. Yanlis mi dusunuyorum acaba?

http://www.soyasoftware.com/

San Francisco'da Muhtemelen Son Gecem

Vadi macerasini kapatmadan once San Francisco'da belki de son bir konsere gitme sansi buldum. Bu konserde Flying Lotus, The Bug ve Kode 9 yer aliyordu. Zannedersem Mighty uzun zamandir boyle bir konser yuzu gormedi. Barmaid'in ikram ettigi Jameson shotlari (Cem Bey kulaklariniz cinladi) ve Stella Artois'lar hala gozumun onunde.

Uzun zamandir bir geceden bu kadar mutlu dondugumu hatirlamiyorum. Emegi gecen herkese tesekkur eder, ben sizmaya izninizi isterim. Iyi geceler..

http://www.last.fm/event/983657

Leaving California

No one but me is walking
under palms that give no shade.
I’m leaving you today.

California.

How cruel was I to think that
I could make you change?
Oh, give me some shade.
Oh, Australia, come soon.
How could I have believed
that I could live and breathe in you?

California killed me.

I think it’s time to leave.
I told no one I’d stay.

e-Penis


Twitter icin her gun baska bir eglenceli uygulama cikiyor. Daha once burda Twistori'den bahsetmistim. Simdi, e-Penis'i buraya not almak istiyorum. Twitter kullanici adinizi kullanarak 'boyunuzun olcusunu' cikarabiliyorsunuz. Bu kucuk ve akilli uygulama eminim gununuze nese katacaktir. :) Benimki simdilik 25.93 cm gozukuyor. Ama onemli olan boyu degil, islevi degil mi? Daha da igrenclesmeden baglanti adresini verip aradan cekiliyorum.

http://www.epenis.nl/

Not: Bu arada Twistori Macintosh'lar icin ekran koruma cikarmis, siddetle tavsiye ediyorum. Adresi:

http://twistori.com/twistori.saver.zip

Craigslist

Craigslist'in Amerika ayaginin cok iyi calistigini soylemek lazim. Buralardan tasinip Melbourne'de yeni bir hayat kurmadan once, aldigim birkac mobilyayi satiyorum bu site araciligiyla. Arabami bile koydum, simdilik bir tane talip cikti, o da cok ucuz bir fiyat verince geri cevirdim dogal olarak. Bir anda o kadar fazla esya koydum ki, artik ilan verme surem 2 dakikayi gecmiyor. Ileride bir Craigslist uzmani olabilirim gercekten.

Siteye uye olup girdiginizde, bir seyler satmak istiyorum diyorsunuz, sonra kategoriler altindan ne satmak istediginizi ve nerede sattiginizi giriyorsunuz. Bu kadar basit. Birkac fotograf ve sattiginiz urunun fiyatini tanimlayip gonderiyorsunuz internetlere.


Bugun guldugum seyse yukardaki 'dogrulama' mesajiydi. Bir urunu Craigslist'te ilan etmeden sizin 'insan' oldugunuzu dogrulamak icin boyle bir yola basvurmuslar. Gecenlerde karsilastigim Google'in 'pyssy' mesajindan daha iyi ve benim yolladigim seylere o kadar iyi uyuyor ki. :)

http://sfbay.craigslist.org/

Augmented Reality Virtual Pet


http://www.youtube.com/watch?v=_0bitKDKdg0

Tek kelime ile "Muhtesem!". Daha nerelere gidecek bakalim bu olay. Biliyorum, hep boyle sorular soruyorum boyle videolardan sonra. :)

Kaydi Olmayan Muzo'nun iPod Gunlugu Bolumu

Bilgisayarimi karistirirken buldum. Bu bolumu Ankara - Eskisehir yolunda, karli bir zamanda arabamla buz pateni oynadigim zaman yazmistim. Cekiciyi beklerken derme catma bir benzinlikte.

Hayat nasil da degisiyor, degil mi? Asagida kaydini alamadigim Muzo'nun iPod Gunlugu bolumu var. Sanirim yakin zamanda bir tane yapacagim. Okuyunca ne kadar ozledigimi farkina vardim. Simdilik eskileriyle idare ediniz. :)

iTunes baglantisi burda eski bolumlerin:
http://itunes.apple.com/WebObjects/MZStore.woa/wa/viewPodcast?id=92691735

Ha, bu arada, kaydettigim dosyayi 17 Subat 2008'de olusturmusum. Kucuk bir not. :)

"Merhaba, ben Muzaffer. Muzo’nun iPod Günlüğü’ne hoşgeldiniz. Bu podcastin ne zaman cenazesini kaldırmayı düşünsem, sonradan bir şekilde vazgeçip yeni bir bölüm gelir aklıma. Zannedersem podcastin ismini 29 şubat olarak değiştirip 4 senede bir yapsam daha mantıklı olucak.

Uzunca konuştuktan sonra neler yapıyorum diye belki merak edenler olabilir. Bu süre içinde zannedersem hayatımın köklü değişikliklere uğradığını söylesem yeridir.

Üç madde halinde, şu sıralar yaşadığım duyguları ve olayları, o zamanlar dinlediğim müziklerle açıklayabilirim.

İlk maddeden başlıyorum. Okuldan sonunda atıldım. Beslenme ve Diyetetik bölümüne zaten alışamamıştım ve benden diyetisyen olmayacağı da belliydi. Bu kadar uzatmamın nedeniyse Türkiye’deki herkesin derdi, bir diploma almak ve sonra tamamen alakasız bir alanda işe başlayıp, bir şekilde mutlu yaşamak. Yürümedi bu plan. Atılmayı beklemiyordum açıkcası, yazın belli olduğunda askerliğe de gideceğim düşüncesiyle başımdan aşağı kaynar sular boşaldı. Bir şekilde toparladım sayılır, ama etkisi sandığımdan büyük oldu. Köklü değişikliklerden biri buydu. Bu yaşadığım kargaşalar sırasında Rock’n Coke müzik festivaline Badly Drawn Boy’un geleceğini daha bilmiyordum ancak sanırım bir iç güdü, bol bol kendisinden Another Devil Dies dinliyordum.

Badly Drawn Boy - Another Devil Dies

İkinci madde. Yaz boyunca ne yapsam diye düşündüm taşındım. Af çıksa da geri dönmek istemediğim okul hakkında birşeyler yapmalıydım. İnsan garip bir biçimde kararsızlık anlarında önündeki bir sürü açık kapıyı göremiyor. Yani işin ucunun iyi bir yerlere varacağını biliyorsunuz ama yine de dışarıya kendinizi kapatmaktan alıkoyamıyorsunuz. Umarım demek istediğimi anlatabildim. Zannedersem yaklaşık iki hafta boyunca kimseyle konuşmak ve kimseyi görmek istemedim. Hatta alınmasınlar, sevdiklerim bile fazla geldi onlara söylemesem de. Yapılacak tek şey vardı, o da paniklememek. Madem arkama bakmadan okuldan ayrılıyordum, yavaştan babamın yanına, Eskişehir’e geri dönmek tek çözümdü böyle karışık bir durumda.

Coldplay - Don’t Panic

Son olarak üçüncü madde. Paniklemeyi bırakıp düşünmeye başladığımda hayatımı gözden geçirdim. Hayatımda ne yaptığım ve ne yapmak istediğimi gözden geçirdim. Önümde üç tane yol vardı. Biri askerlik, diğeri yeniden üniversite sınavına girip yeni bir bölümü kanmak ve bir diğeri yurtdışındaki üniversiteleri değerlendirip sevdiğim bir bölüme başvurmak. Elbette son seçeneği değerlendiriyorum, yani yurtdışına çıkmak."

Alistim Artik

Sudaki koku ve havadaki farklilik bir sure yer degistirince garip gelir ya, artik gelmiyor ilginc bir sekilde. Belki de yine 'goc yollari' beni cagiriyordur, kim bilir? Boyle ilginc ve kesinlesmemis seylerin habercisi bir cumleyle basladiktan sonra 'bahar tatili'mde kisaca ne yaptim, onlari dokuyorum buraya.

California sicaklarindan kacip, Illinois soguklarina gitmeye karar verdim bu tatilde. Yaklasik 5 saatlik bir ucak yolculugundan sonra - Amerika'nin ne kadar buyuk bir ulke oldugunu bir daha farkina vardim - Chicago'nun O'Hare havalimanina indim. Ustune 3 saatlik Ankara - Eskisehir yoluna benzeyen, misir tarlalarinin arasindan gectigim bir yolu da eklemeyi unutmamaliyim. Neyse ki otobuste genis bant internet vardi da biraz olsun beni rahatlatti.

3 saat sonra, kendimi H. Can Unen ile bulusacagim bir universite sehri Champaign'de buldum. Champaign cok sirin kucuk bir sehir. University of Illinois'in bir ayagi burda bulunuyor ve nufus yogunlugunun en fazla oldugu universite kampusu sinirlari icinde sokaklarda hep gencler dolasiyor. Silikon Vadisi'nin bos kaldirimlarindan sonra burasi rahatlatici oldu benim icin. Otobusun biraktigi kosede uzun sureden beri internet ustunde konusup gorusemedigim dostum H. Can karsiladi beni. Evine esyalarimi biraktiktan sonra hemen disari ciktik yemek yemek icin. Guzel muzikler dinleyip cesitli biralarin oldugu pub'a gittik, sonra H. Can'i civik civik eglence mekanlarina da sokmayi basardim. Merak ediyordum California'daki 'popoya dogru' kurali burda da gecerli mi diye. Gecerliymis efendim. Bu Amerikalilar gercekten bu konuda ilgincler. Biz konusup anlasmaya calisiriz barlarda, ancak burda muzik calarken erkek, disinin poposuna dogru cinsel organini yaslayarak dansetmeyi uygun buluyor bir kelime demeden.


Herneyse. Champaign macerasi boyle yari hareketli gectikten sonra Can'la beraber cuma gunu atladik ve Chicago'ya dogru yol aldik. Can'in Priceline'dan tutturdugu otele yerlestikten sonra - sehrin gobeginde Hilton'da kocaman bir oda, ayiptir soylemesi - solugu sehrin sokaklarinda aldik. Otele yakin Fado isimli Irish Pub'da yemek yeyip hizlica Buddy Guy's Legends'a kosturduk. Carl Weathersby caliyordu. Disleriyle bend yapip catir catir solo atinca, Can'la bana birlar su oldu. Ertesi gunu dusunmeyerek ictigimi soyleyebilirim.

http://www.last.fm/event/1015913

Sabah H. Can Unen'in soguk ellerini sirtimda - iyi ki baska bir yerimde degildi - hissederek uyandim. Kendimi dusa atip ayildim ve California'da hala neden bir subesi olmadigini anlayamadigim Dunkin' Donuts'da kahvalti yaptik. Ordan kocaman eski binalar arasinda gezdik, sonra kendimizi Champs-Élysées'e benzeyen Michigan Avenue uzerinde bulduk. Orada bir Apple Store var uzakta diye sinyal verdi Can. Simdi burda ne kadar guzeldi soyleydi boyleydi diye uzunca bahsetmek istemiyorum. Guzeldi ve Chicago'ya gidildiginde ziyaret edilmesi gerek. Apple'dan cikip yola devam ettik, sonra unlu Hancock binasinin onune geldik.

http://www.flickr.com/photos/muzocan/3416719413/

96. kata 40 saniye gibi bir surede ciktigimiz binada bir sure oturup bu yasli ve guzel sehri seyrettik. Can mojito aldi kendine, ancak ben Diet Cola ile yetindim. Midemde halay ceken kontrolu imkansiz asitler calkalaniyordu. Bir sure burda fotograf cektik. Gercekten bu kadar yusek bas dondurucu, ancak bir sure gectikten sonra insan alisiyor ve daha konsantre oluyor etrafina.


Fotografta en arkada iki antenli bina Sears Tower. Genellikle buranin gozlem odasi kullanilyormus turistik gezilerde ancak hem para tuzagi hem de baktigi yer o kadar iyi degilmis Can'a gore. Burdan bakmak zaten yeterli oldu deyip karin acligimizi bastirmaya Gino's East Pizza'ya Chicago tarzi pizza yemeye gittik. Bu lezzetli pizzayi 45 dakika kadar beklemek gerekiyor. Pismesinin uzun zaman almasi nedeniyle bizim yapmadigimiz sey, aperatif istemeyi dusunebilirisiniz. Masaya oturmadan sirayi da goz onunde bulundurun. :) Sehri yuruyerek gezdigimiz gezide bir diger hatirda kalan sey 'fasulye'ydi.


Bu yekpare yapi bir matematik denkleminden yola cikilarak yapilmis. Simdi Wikipedia'dan baktim da, 'bean', 'fasulye' olarak bildigimiz nesnenin ismi 'Cloud Gate'mis. Yekpare gibi gozuken bu yapi gercekten cok ilginc duruyor. Buyuk bir turist akimina ugradigini da soylememe gerek yok. Millet elleriyle arkaya dogru yaslanip, binbir turlu maymunluk yapip fotograf cektirirken, biz soguk kanliligimiz koruduk. :) Bir sure orda durduk ve Irem Hanim ve Tolgay Bey'lerle bulustuk. Yolun karsisindaki Caffe BACI'da orasi kapanana kadar sohbet ettik, daha sonra Michigan Golu kenarinda biraz turladik.

Irem ve Tolgay'dan ayrildiktan sonra jetset odamiza geri donup biraz dinlendik ve ordaki son aksamimizda House of Blues'a gitmeye karar verdik. Sansimiza bizi sahneye cikmadan once deli gibi bekleten ancak iyi bir grup karsiladi orda. Jacob Fred Jazz Odyssey. Tavsiye ediyorum kendilerini. Ozellikle saksafon calan hanim cikinca birden konserin akisi degisti, kendisine buradan bir tesekkuru borc biliyorum.

http://www.last.fm/event/966009

House of Blues'dan cikip odaya gittigimizde cok yorgunduk. Hemen sizip, ertesi gun erken kalkip gitmek icin hazirlandik evlerimize. Kahvaltimizi Einstein Bros. Bagels'da yaptiktan sonra Can Beylerle vedalastik, kendisi beni Mavi metro hattina biraktilar. "Ne kadar tesekkur etsem azdir" deyip Can'a, havalimanina dogru yol aldim. Ondan sonrasi da malum, buz gibi 'ruzgarli sehir' Chicago'dan, yaz sicagi gibi kavrulan San Jose'ye geri dondum.

Guzel birkac gundu gercekten.. Bol blues'lu, bol eglenceli olanlardan.

Happy Up Here



Gectigimiz hafta yeni Röyksopp albumu Junior cikti. Final haftasi yogunlugundan dolayi bu albumu de atlayip muzik piyasasinin gerisinde kalmisim. Ne yapalim, biraz vaktim var artik yetismeye calisiyorum.

Alt Sokak'ta da severek caldigimiz Happy Up Here, Junior albumunden cikan ilk single'di. Ancak ne yalan soyleyeyim, yukarda videodaki halini daha cok sevdim.

Yerel Secimler Hakkinda..

2009 Yerel Secimleri geldi gecti. Hizli da gecti ama elektrik kesintileri ve basa bas rekabetiyle Turkiye'nin gundemini bir sure mesgul edecek gibi duruyor.

Eskisehir'in durumu her ne kadar sevindirse de, CHP yuzunden DSP'nin oylarinin bolunmesi sayesinde yine Odunpazari Belediyesi AKP adayina kaldi. Bravo gercekten. Zaten bu durum bastan beri ongoruluyordu. Su an Odunpazari'nda CHP olmasa, Eskisehir'in merkezi tamamen DSP olacakti. Neden israrli bir sekilde aday cikardiniz ki? Neyse ki Yilmaz Buyukersen bu sefer arayi daha da acti da, olayin parti degil de 'calisan insan' oldugunu ispatlamis oldu. Eskisehir'i ve insanlarini daha da sevdim bu secimle beraber. Ne kadar mantikli insanlar arasinda yasiyormusum meger.

Ote yandan 7 senemi gecirdigim, guzelligini giderek cirkinliklerle yitiren Ankara. Hic akillanmayacaksiniz degil mi? Sizi doven, size soven ve sizi soyan insanlara tapinarak oy vermeye devam edin. Canli yayinda cektigi peskeslerin aciklandigi "cekik gozlu kucuk kurbaga"nin suratini her gun tekrar tekrar gormeye layiksiniz.

Soyguncu kucuk kurbagaya oy vermeyenlere yazik. Cok uzuluyorum gercekten..

Wolfenstein 3D iPhone


Simdi gidip de $5 verilir mi diye sorarlar insana. Verdim ne yapayim. Dayanamadim gercekten. Son zamanlarda geriye donup, severek oynadigim oyunlari tekrar bitirme pesindeyim. Dolayisiyla bunu da bitirmezsem icimde kalacakti. Kisaca kontrollerini nasil yeniden tasarladilar, kolay mi degil mi merak ettim. Sonucta dokunmatik cihaz uzerinde oynanacak bir oyun tasarlamakla, bilgisayar uzerinde oynanacak oyun tasarlamak arasinda daglar kadar fark var.

Peki nedir bu oyunu bu kadar ozel yapan sey? Soyle ki, Wolfenstein 3D, herseyin baslangici. Oyun dunyasinda "First person shooter" kategorisini yaratan oyun. Oyunun konusuysa kisaca soyle: Operation Eisenfaust'u ele gecirirken Naziler tarafindan yakalanan William "B.J." Blazkowicz isimli asker, Wolfenstein Kalesi'nden kacmaya calismaktadir. Ancak yolunun uzerinde SS askerleri vardir ve baslangicta sadece bicaga ve klasik bir silaha sahiptir. Basit ama etkili bir senaryo baslangici. Zaten boyle bir oyunda konu aramak da anlamsiz degil mi? :)


Wolfenstein 3D'nin iPhone surumunde 60 bolumun tamami yer almakta. Bu da uzun sure boyunca guzel vakit gecireceginize isaret ediyor. Orijinal surumuyle, iPhone surumu arasindaki bariz farklardan biri kontroller. Yukardaki resimde gordugunuz gibi sol tarafta B.J.'i saga-sola, ileri-geri yonetmek icin kullandiginiz kontrol arayuzu, sag taraftaysa Nazilere ates etmek icin kullandiginiz dugme bulunuyor. Ayrica kontrollerde daha farkli bir deneyim yasamak icin iPhone'un ivmeolcerini de aktif hale getirip oynayabilirsiniz. Ben bu secenegi daha denemedim ama.

Basta "Eyvah! Nasil oynayacagim bunu?" diye sordum kendimi koridorlarda sacma sapan yerlere atarken. Ancak kontrollere 2 dakika icinde adapte oldum. Sol bas parmaginizi ekrandan cekmeden bir joystick edasiyla kullanmaya basladiginiz an, oyuna hakim oluyorsunuz. Zaten ates etmede kisitli mermi sayisindan baska bir sorun yok. :)

Ikinci degisiklikse, oyunun grafik motoru. OpenGL'in daha yeni ortalara ciktigi yillarda Wolfenstein'in piyasada olan DOS surumu "ray-casting" isimli teknolojiyi kullaniyordu. iPhone uzerindeyse Wolfenstein 3D, OpenGL ES'in avantajlarindan yararlaniyor ve gercekten puruzsuz bir oyun deneyimi sunuyor. Cok kalabalik odalara girmeme ragmen FPS'in dusup de cizilen goruntunun bir kere bile teklememesi beni gercekten sasirtti. Hatirliyorum da MacPlay'in piyasaya surdugu Wolfenstein 3D, Macintosh LC II (68020) gibi o zamanlarin guclu makinesinde bile zorluyordu.


Eksilerden biriyse oyundaki muzikler ve ses efektleri hakkinda. Bir sure oynadiktan sonra muzikler sikici hale geliyor ve sirf muzigi kapatip da ses efektlerini acik birakma gibi bir secenek yok ortada. Ayrica iPod uygulamasinda bir muzik baslatip, Wolfenstein uygulamasini acip, arkaplanda kendi sectiginiz muzikle oynama sansiniz da yok. Sarkiyi baslatip oyuna gectiginizde, otomatik olarak Wolfenstein iPod'da calan muzigi kapatip kendi muziklerine mahrum ediyor sizi. Oyunun ana ekraninda sizi karsilayan kontrol paneliyse sadece ivmeolcer ve kontrol hassasligi ayarlarini iceriyor.

Simdilik Wolfenstein 3D iPhone surumu hakkindaki izlenimlerim bu kadar. Bence 5 uzerinden 5'i haketmekle kalmiyor, 5 dolara size nostalji yasatacak grafikleri ve kontrolleri iPhone'a guzel uyarlanmis bir oyun satin almis oluyorsunuz. App Store baglantisi da asagida:

http://itunes.apple.com/WebObjects/MZStore.woa/wa/viewSoftware?id=309470478&mt=8

Son olarak id Software'in kurucularindan John Carmack'in kendisi, Wolfenstein'i iPhone icin tekrar kodladigi sureci anlatmis. Biraz tarih bilgisiyle beraber, Carmack'in icindeki insaniyet belirtilerinin de ortaya ciktigi yaziyi okumak icin asagidaki baglantiya tiklayiniz.

http://www.idsoftware.com/wolfenstein3dclassic/wolfdevelopment.htm

Not: Pek yakinda Doom'u da iPhone uzerinde gorme sansimiz olacak. :) Hehehe!

Spock


http://www.youtube.com/watch?v=TgMjV3Yse3U

Basar'a tesekkur ediyorum bunu bana gecenin bir yarisi atip da bu boktan gunde guldurdugu icin.

Cosku Arkasi Uyku

Stella + "Duman" = Rage Against The Machine - Killing In The Name Of. Bodrum'daki BBC Bar. Ozlemek. Uyumak.

Serbest Sacmalama


Gecis sureclerinde dilime bir sarki tutturunca sanki hersey daha kolay geciyor. Aklima melodi kazisam da yeterli olabiliyor bazen. Belki kolay geciyor diye dusunmemin nedeni, negatif dusunceleri bu sayede uzak tutuyor olmamdan kaynaklanabilir. Ancak aklima bir sekilde bir sarki yerlestirince, gece yataga girdigimde de calma sorunu ortaya cikiyor. Az bir sure uykuya dalsam bile uyandigimda da karsima cikiyor o sarki. Ben degil de beynim ne zaman bikarsa meselesine donusuyor olay.

Bazen dunyevi zevklerden uzaklasmak istiyorum. Uzay Yolu'ndaki Komutan Data olmak istiyorum. Borg'lar beni makineye cevirsinler, Komutan Data'ya versinler tum hissetme yetilerimi. Ne sacmaliyorum ben? Bilmiyorum.

PJ Harvey ve John Parish


http://www.youtube.com/v/IWrfLhX964I

Son birkac gundur, hatta Alt Sokak'ta caldigimiz gunden beri bu sarkiyi dinliyorum deli gibi. Cok hosuma gitti ve klibi de hic fena degil. Izlemek kalmis artik bize. :)

Bu arada hazir Alt Sokak'tan bahsetmisken, 4. senemizi kutladigimizi da buraya not alayim. Programda ne caldik, ne ettik hepsi Alt Sokak'in blog sayfasinda. Buyrun.

http://alt-sokak.blogspot.com

Not: Simdi farkettim de, ziplamali video kliplerle dolu bir blog olmaya basladi burasi. Acaba Freud olsa ne dusunurdu?

El Farolito


Bir gun olur da yolunuz San Francisco'a duserse, El Farolito'ya ugramadan geri donmeyin. Turkiye'de icki ictikten sonra corbaciya gitme gibi bir aliskanligimiz vardir ya, burasi da oyle biryer iste. Hayatimda yedigim en guzel burritoyu burasi yapiyor ve kalitesinden de hic odun vermiyor. (Dayanamayip artik haftalik teftislere cikiyorum ve kalite kontrol testi yapiyorum, evet.)


Gec saatlere kadar acik olan El Farolito'nun onunde, gece saat 2'de bile disariya kadar tasan sirayla karsilasmak mumkun. Zengin bir Meksika mutfagi menusu mevcut ancak insanlarin gonlunde "Super Burrito" yatiyor.

Super Burrito'nun icinde avokado, Meksika pilavi, eksi sos, et secenekleri arasindan sectiginiz bir tane ve 'refried' fasulye bulunuyor. Bu canavardan aldiginiz zaman yaninda doritos sepetini de ihmal etmemek gerek. Doritosunuzaysa sinirsiz alabileceginiz jalapeño biber tursusu, guacamole ve diger acili soslar eslik ediyor. Eger daha icmeye devam edecekseniz de, klasik Meksika biralarindan tutun - Modelo gibi -, kendi imalatlari meyve sularindan da tadabilirsiniz.

Kesinlikle $5-$10 dolar arasi odenenin kat kat ustunde bir hizmet aliyorsunuz ve San Francisco'ya ugradiginizda buraya da geliyorsunuz. Bu arada kredi karti gecmiyor, haberiniz olsun. Adresleri:

El Farolito
2779 Mission St
(between 23rd St & 24th St)
San Francisco, CA 94110

Not: Bu arada Cem Beyler! Sevgili sonradan gurme dostum sayesinde burayi kesfettigimi de yazmayi atlamisim. Ayiptir, yaziktir, gunahtir, degil mi? Kendisine tesekkuru bir borc biliyorum. Geldiginde oglen Dittmer'de sandvici ve aksam El Farolito'da sinirsiz yemegi bendendir.

Gmail'de Yenilik


Gectigimiz aylarda Google, Gmail'den yollanan 'sarhos elektronik postalar' icin bir cesit eklenti gelistirmisti. Basit aritmetik islemlerle sacma sapan isler yapmanizi engelliyordu. Bu sefer Google Labs yine enteresan bir fikir yumurtlamis. Daha da kullanisli gozukuyor. Ozelligin ismi "Undo Send".

Isminden de anlasilacagi gibi yolladiginiz elektronik postayi geri almanizi sagliyor. Yaklasik 5 saniye boyunca beliriyor siz elektronik postanizi yolladiginizda, sonra geri donusu olmayan bir yolda ilerliyorsunuz. Kucuk seyler de olsa hakkinizda acilabilecek olasi davalardan veya ileride yuzunuzun kizaracagi davranislardan uzak tutmaya yetiyor. :)

Google'da calisanlarin alemci olduguna karar verdim artik. Bir gun elimde icki beraber sarhos olmaya gidecegim Google muhendisleriyle. Kim bilir daha ne fikirler uretiriz beraber.

Kisir Dongu

Insan bazen kendiyle ugrasmaktan zamani kaybedebilir. Kaybettigi anlarda yeniden yakalamak onemli. Yakalayamadigi zaman dert etmemek onemli. Dert etmedigi zamansa gercekten yasamasini ogrenmek onemli. Her sonuctan boyle dersler cikararak kisir donguye girmemek ve zamani yine kaybetmemek onemli.

Bak yine yaptim. ∞

Orbital Ballet



Arkadaki silahlar ne alaka diye soruyordum. Videonun sahibi su tabancalari diye yorumlarda aciklamis. Ayakkabilarsa eBay'den edinilmis. BUY!

http://www.vimeo.com/3486453

Lastiklerim

Uzun zamandan beri biliyordum bunun olacagini. Arabama binmeden once on lastiklerime bakip, "Lanet olsun" deyip yine yoluma devam ediyordum. Eski dolma teker bisikletim aklima geliyordu ne zaman gorsem o unlu on lastiklerimi.

Dun gece yine DNA Lounge'da Bootie partisine gittim. Ordan cikip evime donmek icin I-280'e girerken basima gelecegini biliyordum. Gecem cok iyi gecti ya, mutlaka bir aksilik olacakti. Sans eseri bana birsey olmadi, olan geceme oldu iste. Cok lastik degisimine taniklik ve yardim ettim, ancak tek basima ilk defa dun degistirdim.

Artik bir taraflarim havada dolasabilirim. Bu arada, su zavalli yedek lastiklere uvey evlat muamelesini hic sevmiyorum. Neden farkli yaparlar bunlari? Kardeslerinden daha ince oldugu icin uzulmez mi bu?

Steve Jobs, NeXT



Simdi "Yine mi Steve Jobs'dan bahsediyor bu?" diyen olacaktir. Evet Steve Jobs'dan bahsediyorum. "Nerd" damgasindan zaten kurtulus yok, bu yuzden ben de acikca sergilemekten cekinmiyorum. "Fanboy" diyenlerle de ayrica tartismaya acigim. Degilim iste! :) Herneyse.

Yukardaki video, Steve Jobs'un NeXT'teyken verdigi bir toplantinin kaydi. Apple'dan ayrildiktan (atildiktan) sonra NeXT'i kuran Jobs, hallice pahali bilgisayarlariyla Workstation piyasasina girmeyi hedefliyor. Bize ne degil mi? Bir izlemekte fayda var derim. Cunku bu videoda konuya hakimiyeti, anlatis bicimi ve ikna kabiliyetinin ne kadar guclu oldugunu rahatca gorebiliyor insan. Ister sunum tekniginden kendinize pay cikarin, ister vizyonundan etkilenip agziniz acik izleyin. Size kalmis..

Bolum 1:
http://www.youtube.com/watch?v=p9dmcRbuTMY

Bolum 2:
http://www.youtube.com/watch?v=dn3Ex-5dPAo

Caz Cenaze



New Orleans'daki cenazelerden biri. Bana birsey olursa eger, boyle gomulmek isterim topragin altina. Ne kadar muhtesem bir ugurlama yontemi..

http://www.youtube.com/watch?v=krJW2qMVv4M

Beetle Juice


Bizim IWHYSHY?'a benzemiyor mu? Soldan saga: Burak, Vefik, Hakan ve Kinyas. Ozledim gercekten yukardaki adamlarla calmayi. "Aaah ah!" diye ic gecirmekten baska yapacak birsey yok ne yazik ki.

http://www.marcvalega.com/

Silent World


Ozellikle annem bayilirdi boyle yalniz agac fotograflarina. Ondan bana kalan, hazine niteliginde takinti bu olsa gerek. Baktikca huzur buluyorum.. Michael Kenna'nin Silent World fotograf serisine asagidaki baglantidan ulasabilirsiniz.

http://trinixy.ru/michael_kenna.html

Mykonos



Bu sarkiyi dinlerken hep gectigimiz yaz geliyor aklima. Nasil bir melodi yakalamislar anlayamiyorum gercekten. Gozlerimi kapatinca Akdeniz kiyisinda uzanan erimis asfalt uzerinde yolculuk yapip, masmavi denizi seyrettigim gunler aklima geliyor. Bu yaptigim ilk cagrisim genelde gozumun onune gelen. Ruh halime gore degisiyor elbette gordugum seyler.

Sarkiya eger bir klip cekecek olsaydim ama buyuk ihtimalle yukaridaki gibi birsey olacakti. Boyle ugrasan insanlari gorunce benim de "birseyler yarat" dugmem durtuluyor. Zannedersem simdi 3B tasarim projem icin yaptigim 'mobil' hakkindaki kompozisyonu yazacagim (yaratacagim). :) Cok sikici degil mi?

Bu arada uzun zamandan beri Vimeo'ya ugramiyordum. Orada tek bir arkadasim var, o da Vefizoo. Onun videolarina bakarken bir de ne goreyim? Kendisi master programindaki arkadaslariyla sevdigim bir sarkiya klip cekmis de benim haberim yok. Bayildim ve gulmekten oldum..! Tebrik ediyorum kendilerini ve devamini bekliyorum mutlaka.



Not: Video klipte fotograftaki "gadini" bir yerlerden taniyorum, ama nerden?

Fujiya & Miyagi


Dun Fujiya & Miyagi San Francisco'ya ugradi. The Independent'daydi konser. Basta cok bos olacak diye korktum ancak biletlerin tukenmemesine ragmen mekanin zaten yuzde doksani doluydu. Konser baslamadan iki tane on grup vardi. Bunlardan ilki Project Jenny, Project Jan'di. "Project Jenny, Project Jan" iki kisiden olusuyordu ve acikcasi cok ozenti ve sikici muzikleri vardi. Sahnedeki vokalistin yapmacik hareketleri ve giysisi bana Beduk'u andirdi. Gorselleri fena degildi ama. Zannedersem salonda bulunan arkadaslari ve gorselleri sayesinde "birsey" olabilmisler. Ben adini tam koyamadim o "birsey'in ne oldugunu.

Onlardan sonra sahne alan grupsa ismine zannedersem daha once Last.fm'de rastladigim Pop Levi'ydi. Bu adam(lar) gercekten basariliardi. Pop'la Indie Rock arasinda sallanan sarkilari hic fena degildi. Basta Amerika'li sandim, ancak grubun bascisiyla konusmaya basladigim andan itibaren geldikleri yeri anladim. Gozlerim faltasi gibi acilip "Siz nerelisiniz?" diye sordugumda bana gulerek "Liverpool" cevabini verdi grubun bascisi. Hemen ordan bir albumlerini edindim ve vokalist Pop Levi de ben sormadan :) imzalama inceligini gosterdi. Simdi albume bakiyorumda "Counter Records" etiketi olmasina ragmen Ninja Tune dagitmis albumu. Ilginc. Bu adamlarin sarkilarini Last.fm'de dinlemeniz mumkun.

http://www.last.fm/music/Pop+Levi

Pop Levi sahneden indikten sonra sahnenin toparlanip tekrar kurulmasini bekledim. Sonunda Fujiya & Miyagi sahnedeydi. Aslinda dun kolumu kaldiramayacak kadar yorgun hissediyordum, ancak grup sahneye cikinca vucudumda depoladigim son kalan enerjiyi aktive ettim zannedersem.


Bas partisyonlarinin onde oldugu tatli altyapilarinin ustune hareketli ritmleri canli hissetmek gercekten keyif vericiydi. Buraya ozellikle davulcularinin cok iyi oldugunu not dusuyorum. Genellikle 2008 cikisli Lightbulbs albumlerinden calsalar da ilk goz agrilari Transparent Things'i de unutmadilar. Knickerbocker, Pickpocket, Dishwasher, Uh, Sore Thumb, Collarbone, Ankle Injuries... ve daha bir suru sarki caldilar. Hatta bis yapip birkac tane daha sarki calip seyircinin ve dogal olarak benim de gonlumu aldilar.

http://www.last.fm/music/Fujiya%2B%2526%2BMiyagi

Simdi boyle gaza gelip konser yazisi yazmisim, sarki listesinin tamami nerde? Yok efendim. Biraz yuksek seviyedeki alkol deyin veya benim aptalligim deyin. Fotograf cekmeye ugrasirken acikcasi diger elimle de not alamadim. Aklima konserin sonuna dogru geldi, ancak "Bir dahaki sefere artik." diyerek ben de kendimi koyuverdim tamamen muzigin buyusune.

Uzun lafin kisasi, ben cok sevdim Fujiya & Miyagi'nin konser performanslarini. Bazi gruplar cok iyi olup da konserde ruhsuz olunca hayal kirikligina ugruyorum. Neyse ki bu sefer boyle olmadi. Yakinlara bir yerlere geliyorlarsa eger, kacirilmamasi gereken bir etkinlik olacaktir. Biletinizi de benim gibi onceden alirsaniz, iki eliniz kanda olsa da gidip orada hem eglenip hem de keyif alacaginizi garanti ediyorum..

Zen Bound

Basta telefon ekranlari renkli mi olmus diye soruyordum. Kamera mi koymuslar? GPRS'le internete mi baglaniyor? Muzik calip video gostermeye de mi basladi derken, sozu uzatmadan bunlarin hepsini kolay bir arayuzde toplayan iPhone'a getiriyorum tabii ki. Pek cok alanda devrim yaratan bu alet, 3G modelinin piyasaya cikmasiyla guncellenen sistem surumu 2.0'a ve bu surumle birlikte App Store'a kavusmus oldu. Uygulamalarin gelmesiyle birlikte platform tamamen farkli bir anlam kazandi.

Su an soyle bir baktigimda telefonuma yukledigim uygulamalardan birkaci; Pandora, Shazam, Amazon, Tweetie, Wikipanion ve daha once de buraya yazdigim I Love Katamari.

http://muzocan.blogspot.com/2009/01/i-love-katamari.html

Daha tabii bir suru seyrek araliklarla kullandigim uygulama da yuklu. Ucretli uygulamalaraysa biraz temkinli yaklasiyorum acikcasi. Fazla oldugum yerde durup da, bilgisayar gibi saatlerce konsantre olamadigimdan - telefonun sarjini da goz onune almak gerek - kisa ve etkili seylere bakmayi tercih ediyorum. Zaten kullandigim pek cok uygulama da bilgi edinme amacli. 1 dakika icinde mobil halde bilgimi aldiktan sonra, yoluma devam ediyorum.


App Store'da vitrine cikmis uygulamalarin birinden bahsetmek istiyorum. Ismi Zen Bound. Yaklasik bir haftadir gozumun onunde olan, aldigi iyi yorumlara guvenip de almaktan cekindigim bir oyundu. Beklemekle ne kadar buyuk bir hata yaptigimi 5 dolar verip telefonuma indirdikten sonra anlamis bulunuyorum. iPhone'da gordugum en guzel 3B grafiklere sahip bu oyunda cirkinlik bulmak mumkun degil sanirim. Hersey gercekten cok iyi, hatta muzikleri bile..!


Oyunun amaciysa kisaca soyle: Tahtadan bir oyuncaginiz var. Bu tahtadan oyuncaginiza belirli bir uzunlugu olan bir halat bagli ve bu halatla oyuncaginizin yuzeyini sarabildiginiz kadar sarmaniz gerekiyor. Basit birseymis gibi algilanabilir, ancak o kadar basit degil. Amaci en yuksek puana erismek olmayan bir oyuna elbette temkinli yaklasmak gerek, degil mi? :) Bir puzzle ile karsi karsiyayiz.


51 adet zorluk derecesi iceren bu oyunu yapan firma, guncellemelerle daha da bolum ekleyecegini simdiden duyurmus bile. Hem Turkiye, hem de Amerika App Store'unda mevcut olan - muhtemelen dunya capinda satista, kontrol etmedim - oyunun nasil oynandigina iliskin videoyu internet sitesinde izlemeniz mumkun.

http://zenbound.com/

Siddetle tavsiye ediyorum Zen Bound'u ve arayi sogutmadan oyunuma donuyorum. :) Bu arada son bir soz, oyunu satin aldiginizda yapimcilarin uyarisini goz onune alin ve kulakliklarinizla oynayin. Iyi eglenceler..!

Meebbved Maavved


Efendim The Cenk and The Erdem Beylerin guzide internet sayfalari vardi ve kendileri kadar karanlikti. Zar zor biseyler anlamaya calisirken o sayfadan yillar gecti. Yosun tutmaya baslayan sayfanin adresinin sonu ne olacak diye dusunurken bugun arkamda bir parmak hissettim. Zannedersem omzuma gokten bu nur yuzlu insanlarin parmagi indi.

Sozu gecen parmaksa beni bu siteye yonlendirdi. http://mmm.muebbetmuhabbet.com/

Bu gokten dokunma cagrisimlari ve site hakkinda yaptigim - muhtemelen - salakca tanim, siteye girdikten sonra The Cenk and The Erdem Beys radyasyonuna maruz kaldigim uzun saatler sonucu gerceklesti. Siz de biraz kendinize vakit ayirin ve dolasin bahsi gecen yeri. "Kutupanne ile Sonine", "Filim Adami" ve "Acin Ogrenin Fakultesi" nerede diye soran olur ama farkli iceriklerle ara kapatilmaya calisilmis gibi geldi bana. Sitedeki soru isaretinin altindansa John Locke cikti. Dahasini siz gozlemleyin. Yormayin beni. "Istikrarsiz Kaptaaaaaaaan!"

Not: Kucuk bir kayit ve aktivasyon islemi sonucunda butun icerige ulasabiliyorsunuz, haberiniz olsun. 30 saniye alir, klavyede yavaslar icin 1 dakika diye tahmin ediyorum.

Amazon Kindle for iPhone & iPod touch

Amazon'un iTunes Store'da diger kitap uygulamalarina indirdigi balta. Bunu yapacaklarini tahmin etmistim, ama Kindle 2'nin duyrulmasinin hemen ardindan degil. 200,000+ kitap internette herkesin eli altinda artik. "Inanilmaz!" :)

read more | digg story