Yagmur


Sonunda San Jose semalarinda hava kapadi. Gectigimiz iki gun boyunca saat sabah 11'e kadar kapali bir sekilde davranip dalga gecti yasayan insanlarla. 12'den sonra 25-27 dereceye varan sicaklik devam ediyordu. Hala kisa kollu giysilerle dolasmak gercekten ilginc bir duygu.

Sicak sayilir burasi, ancak cok guzel yagmur yagiyor Silikon Vadisi'nde. Gunes yuzunden bunalima girmeye baslayanlara iyi gelmis olmali. Tipki benim gibi insanlara.

Bulent Ortacgil - Yagmur

Hu-huu-huu

Gec kaldim. Evet, tamamen gec kaldim. Ama anca toparladim kendimi buralarda, daha oncede bahsettigim gibi. Gece saat 1, yarina 3 hafta oncesinden verilen karakalemle kumas cizme odevimi tamamlaya calisiyorum. Cizimin daha basinda oldugum icin sekillenmeye baslamadan cok rezil gozukuyor. Aklima hep TRT2'deki amca geliyor. Belki oraya bir yere, yalniz ve kis yuzunden yapraklarini dokmus siska bir agac cizsem daha guzel gozukur inancindayim.

Dedigim gibi baslangic asamasi, bakalim, 2 saat daha veriyorum kendime toparlamak icin herseyi. Boyle calisirken arkada Bulent Ortacgil'in Benimle Oynar Misin albumunu dinlemek ne buyuk keyiftir...

Sitelere Erisim Engeli

Binali Yildirim'in biraz once site kapatmalarla ilgili yorum yaptigi haberi izleyince gulsem mi yoksa sinirlensem mi sasirdim. Ulastirma Bakani'nin gercekten internetin ne oldugundan haberi yok. Mail atip veya site kurup protesto etmeye kalkilsa bile de bunlarin hicbirini kendisi goremeyecektir muhtemelen. Aynen su sozleri soyledi kendisi.

"Eger burda faaliyet gosteriyorlar ise, bu ulkenin kanunlarina tabi olduklarini bilmeleri lazim. Buna gore faaliyetlerini surdurmeleri lazim. Ben YouTube'um, ben Facebook'um, ben bilmem neyim gibi, oyle bana kimse karisamaz, ben dunyada faaliyet gosteriyorum derse, boyle birseye musaade etmemiz mumkun degil. "

Saka gibi. Uluslararasi bilgisayar agi Turkcesi. INTERNEEEEEEET. IN-TER-NET. Hala anlatamadim degil mi? Satir aralarini okuyun.

Yaziklar olsun.

Marillion

Happiness is The Road albumlerini dinlerken eski defterlerine de goz atiyorum bu guzide grubun. Turkiye'de universiteye girdigim ilk sene, pek cok bunalimdan siyrilmaya calisirken karsima cikmisti Marillion.com albumleri. Cok net hatirliyorum Discman'ime Karanfil Sokak'a yakin kapanan D&R'dan aldigim bu albumu koydugum an.

Karanlik ve soguk bir kisti. Gece Baskent Universitesi'nin boktan yurtlarina donerken, otobusun bir kosesinde yeni yeni dikilen Armada'nin beton sutunlarini hatirliyorum. Herneyse. Uzun ve nedense cok sevdigim bir sarkilari geldi aklima. Not aliyorum.

Interior Lulu

As you lie there on your bed
Beneath the face of Louise Brooks
With your makeup and your teddy bear
And your C.S. Lewis books
Bad seed
You're a bad seed
You're a decadent in chrysalis
Waiting sleepily to emerge
When you'll visit every seedy need
Of your random obsessive urge

All the ruses that you use
All the food that you refuse
All the dust and tired air that feeds Interior Lulus
All the poisoned attitudes
And the lust for the unknown
And the second best that devils use
To make this world their own
Interior Lulu
Interior Lulu

Every rainy day by e-mail
As you lie there on your bed
Another virtual page arrives
There will be times when you remember me
Of the chapters you'll be writing
As the voices echo in your head
In the book called wasted lives
As you read Henry and Anais

All the lost weekends and booze
All the finger-and-thumb screws
All the sleepless worn out blues that bruise Interior Lulus
Interior Lulu
Interior Lulu

Use the anger
Paint a picture of it
Throw the colours
Use the pain, use the pain

Scream back a brand new emotion
As it runs across the skin
Fire across paper
Burn and curl, burn and curl

You thought you couldn't feel like this
But it's happening again and you're waking up in pain
Tattooed in that private place
Microsoft and tears
Intimately pierced

Discovering and remembering
You felt like this somewhere before
Stirrin' up the bed of the river
Somewhere you don't like to go

You wrote this down so many times
But you get up anyway and you write it down again
You've bored us all to death with this
Well who you gonna tell
When you've nothing left to sell

She says she's lonely
She says she knows me
But she's a one-way street

She told me what I already know

"If you can carry it out you can take it away
If you can carry it out you can take it away
If you can buy it, it can be bought
If you can buy it, it can be stolen
If you can break it
It's already broken"

Lately, I can stand to hear other people talking
So many empty conversations
What a waste of lips

Lately I can stand to stand on Primrose Hill
Look down upon the city
A heart pumping the roads

In our racing stripes
We rejoice at being "connected"
Without touching
Thank god for the internet

We stare at our screens
All our lives
What a waste of eyes
'Till the electrical storm blows our fuses
And we gaze, dumbfounded, at the rain

All the trust and tired care
Left to rust and go nowhere
All this gold beneath my skin
Sparklin' like sin somewhere within
In so deep
In so deep that
I can't sleep for these interior Lu lu lu lu lus

Marillion - Interior Lulu

Google Earth iPhone'da



http://www.youtube.com/watch?v=v6BPuKaLel4

Poladroid

http://www.poladroid.net/

Polaroid fotograflari seven insanlarin isine yarayacak bir program. Keske durdurmasalardi da uretimini bu aletlerin, fotograf kagidini gercek dunyada da hissedebilseydik.

Lö Amerika günleri, serbest yazim teknikleri.

Cok olmadi.. Daha gecen hafta burada sikintili bir dolasan ben, daha da alismaya basladigimi hissettim etrafa ve bosluga. Bosluk ister istemez icine cekip partikullerinize ayiriyor sizi. Dagilmis bir sekilde etrafta hissiz dolasmak zor. Ama madem baska secenek kalmadi, basa gelen cekilir deyip kolayca kestirip atabiliyor insan.

Bazen dusunuyorum ne kadar mutluyum diye buraya gelmeden once yasadigim ulkede. Blogger'i bile kapatan zihniyetin yonettigi yere niye doneyim derken, birden orayla ilgili baglarinizi hatirlayip gozunuzu kapadiginizda buluveriyorsunuz kendinizi sevdiginiz bir restoranda, bir evde ve belki de bir is yerinde. Su zamana kadar secenekler acik oldugundan kafama dank etmemis olmasi sanirim normal. Degil mi?

Herseye 'gercekten' yeniden baslamak icin hicbir zaman gec degilse eger, ben de basliyorum artik. Yukleri sirtlanmanin vakti geldi ve hazirim. Hatta 'hazirim ulan!'. Gectigimiz gunlerde arkadaslarimin da katkisinin oldugu dogumgunu videomu izledikten sonra geri donme istegi tekrar kabardiysa da bende, simdi buraya biraz daha mi zaman ayirsam demeye basladim "Muzo geri donme." cumleleri yankilanirken aklimda. Ruya'ya ne kadar tesekkur etsem az. Beni gozyaslarina da bogdu, bunun intikami aci olur bu arada.

Son zamanlarda ne yaptim ne ettim diyecek olursak, okul ve ev arasinda mekik dokudum sadece desem pek yalan soylememis olurum. Sadece konserlere gidiyorum San Francisco'da. Neyseki buraya yakin orasi, biraz sehir disi yasamdan siyrilip, karmasaya dalmak iyi geliyor haftada bir-iki kez. Karmasadan nefret ederim, fakat kaos ortaminda 27 seneyi gecirmek, o camura ve yozlasmisliga alismak, oyle bir ortama hasret cekmemi engellemiyor.



Guzel konser zincirlerimin sonuncusu Stereolab oldu. Bu basarili grup oncesi vokalistin de yan projesini canli dinleme sansina erismek beni benden aldi diyebiliriz. Karakteristik yuzu ve sesiyle duyularinizi en ust duzeyde tutmayi beceren Lætitia Sadier, gercekten de gecenin yildiziydi. Bir t-shirt alip ciktim zannedilebilir The Fillmore'dan, ancak o notalari ve sesi aklimda disari cikarmayi basardim. Tabii bir de ertesi gun kahvaltim olan bir hippi gelenegi The Fillmore elmasini da unutmamak gerek. Yemek bile yemeyip parasini konserlere harcayan insanlarin karnini dusunen baska guzel insanlar da var burada. Bu ulkede insanlik adina boyle seyler gormek, siyah-beyazi biraz daha renkli tonlara cekiyor. Ancak sanki tupu bitmis veya bitmek uzere olan bir televizyon gibi, soluk ve giderek yalnizlasan bir yer Amerika.

En azindan ben oyle gormeye basladim. Bunun disinda okul, dersler ve 'sistem'e alismak biraz zor olsa da, giderek rayina oturdugunu hissetmeye basliyorum. Bu da yuzumun nemrut halini biraz da olsa kendi espirisine gulmemeye calisan bir komedyen gibi sekil almasina sebep oluyor. Daha iyiyim yani anlayacaginiz.

Af meselesi belli oldu, ancak birkac eklenmesi gereken cumlenin yerinde yeller estigi icin geri donmem boylelikle zora girmis oldu. Askerligi kotulemek amacim degil, eninde sonunda gidecegiz askere de, bari birakin bizi egitimimizi tamamlayalim degil mi? Yok ama. Oy ugruna ogrenci affi piyasada mi? Piyasada. Topallayan bir insana benziyor gercekten bu hali. Bir de ustune ustluk dalga geciyor House edasiyla.

Benim cenem de ne dusmus gercekten. Simdilik susuyorum, Stereolab eslik eder asagidaki baglantiya tikladiginizda size.

Stereolab - Ping Pong

Blogger Turkiye

Tam da dun yine Bravo! baslikli bir giris yaptim gunlugume hatirlayayim diye. Baska hatirlanacak birsey daha yumurtladilar.

http://www.ntvmsnbc.com/news/463683.asp

Bravo!

Herseye bir kilif uydurmakta ustune yok RTE'nin. Buna da boyle birsey bekliyordum zaten. Ekonomide de sorun yok zaten.

http://www.ntvmsnbc.com/news/463529.asp
Yani gurbet elde oldugum icin mi bilmiyorum ama buraya geldigimden beri Amazon'dan iki adet film siparisi yaptim. Bu siparislerden birincisi, "Crossing the Bridge, Istanbul Hatirasi". Ikinci siparisim, "Im Juli, Temmuzda".

Ikisinin de Fatih Akin filmi olmasi bir ulke hasreti mi, yoksa bir Fatih Akin manyakligi mi kavrayabilmis degilim. Ikisini de izleyince kendimi biraz daha iyi hissettigimi soyleyebilirim.

Bakalim bu isin sonu nereye varacak?

Af cikiyor bu arada..

Hobnox

Sanirim muhtesem bir site kesfettim. Yaratici insanlarin kesfetmesi gereken bir platform. Agzim acik hayranlikla bakakaldim.

http://www.hobnox.com/

Gece Gece Bik Biklar

Kendini daha iyi hissetmenin yollarini hatirlamak gibisi yok. Her defasinda bu yollari arayip da gecenin bir yarisi simsekler cakiyor aklimda. Uyumak isterken uyku muyku kalmiyor tabii sonra. Kucukken yaptigimiz seylerin icimizi isitmasi ne kadar garip degil mi?

Bir TV cocugu olarak TRT1'de pazar sabahlari cocuk sinemasini izlemeyi cok severdim. Hani su gokkusagi renkli "COCUK SINEMASI" yazisiyla baslayan saatler. Bu yuzden o zamanki filmlere gidiyor aklim. Bu filmlerin bazi sahneleri elbette YouTube'da da varmis. Ilkini biraz zor buldum. The Sound of Music.

http://www.youtube.com/watch?v=hdk0MbUFw5g

Ikincisi de Bedknobs and Broomsticks.

http://www.youtube.com/watch?v=8ejhIZZvDgw

"Neden artik boyle filmler cekmiyorlar?" derken aklima Enchanted geliyor, ancak baska ornek var mi? Yoksa ben mi kacirdim?

The Office - Japan



http://www.youtube.com/watch?v=G3zkw9pj1ek

Black Kids


Dun aksam Great American Music Hall'da Black Kids'i canli izledim. Bu sirin otesi grupta erkek vokalist itici gelse de sahnenin cicekleri kadin vokalistler durumu toparladilar. Daha eglenceli bir sahne bekliyordum ama yorgundular herhalde. Kendime her konserde oldugu gibi yeni bir fotograf makinesi almayi hatirlattim.

Bu arada daha once bahsettim mi hatirlamiyorum ama Great American Music Hall gercekten tarihi ve muhtesem bir yer konser izlemek icin. Internet sayfalari da mevcut, orada daha guzel fotograflarini gorebilirsiniz bu konser mekaninin.

http://www.musichallsf.com/

Teleskop

Bugun Omer Amca bana kullanmadiklari mercekli teleskobunu verdi. Bazen dusunuyorum, babam basta olmak uzere, Omer Amca'larin da sevgisini ve destegini haketmiyorum.

Elimdeki olanaklari mumla arayan binlerce kisi var, ben sahibim bunlara, ancak yine de mutlu olamiyorum. Maymun istahli bir bok gibiyim, neyseki biraz durumum daha farkli. Belki de degil, bilemeyecegim.

San Jose semalarinda parlayacak dolunayi izlemeye gidiyorum.

Ninja Kedi



http://www.youtube.com/watch?v=muLIPWjks_M

Is California, Is Not California?

Bu basligi neden attim aslinda biliyorum ama kaynagini net hatirlayamadim. "Is Chicago, is not Chicago?" diye bir sarki oldugunu hatirliyorum ancak Google'da aramaktan cekindim acikcasi. Bir pes etme duygusu icindeyim su siralar.

Beni taniyanlar bilir, yurtdisinda yasamayi kaldiracak biri varsa, o da benim. Yani teoride oyleymisim. Burada sosyal yonden biraz kisitlanip aklima uygun adamlari bulamayinca, biraz akli dengeyi yitirmek kolay oluyor sanirim. Turkiye'de babani, kiz arkadasini ve sevdiklerini birak, onca seyle ugrasirken ara ver, sinemana giderken onu da seyreklestir, konserlerini iki sokak asagida izlerken simdi bir saat yol tep ve hatta tepmemeye basla... daha bu listeyi uzattikca uzatabilirim. Ha, Ankara'daki guzel evimi de unutmamak gerek. Neyse, bunlari birakip nasil bir aptal buralara kadar gelebilir? Yine cevap ben..!

"Lise mezunuyum, okumaya geldik agabey!" deyip herseyi bir anda kestirip atmak kolay. Ancak isin aci yani, zaten sevmedigim bir bolumden buraya isteyerek geldim ben. Cok cabaladim, cabalarimin ve basta babam olmak uzere sevdiklerimin destegiyle geldim buraya. Hala benimle o an olanlar bilir ne tedirginlikle actim o UPS paketini, icinde vizem olmayacak diye. Sans veya sans degil, bir sekilde buradayim iste.

Mantikli olan burada kalmak diye avuturken kendimi, sevdigim bolumde okumanin sevincini yasayamadan tam, 'ev hasreti' tutturdum. Zannedersem yilbasina yakin zamanda, burdaki ceyrek donem sisteminin ilki bitince atacagim kendimi Eskisehir'deki muhtemel soguk ancak 'sicak' evimin icine. Belki kar da yagar orda. Bu arada ODTU su an kizil yapraklarla dolup tasmistir, bana fotograf gonderin. Ben de size burdan yaz sicaklarini gonderirim eger isterseniz. Ekim ortasinda 30 derecede bir yandan yaniyorum, diger yandan sortlarimi eskitiyorum.

Peki boyle bunalimlar arasinda dersler yine sallaniyor mu? Hayir tabii ki. Kararli gelmenin meyvesini yiyorum. Sabah saat 8'de dersim varsa eger, evden 7.20 en gec cikmam gerek. Dus almayi falan da eklerseniz, Ankara'da okul icin basaramadigim bir seyi yapip, yani erken kalkip okula gidiyorum. Gidiyorum ki evde fazla tikilmayip biraz akrilik boyalarla oynayip, biraz da siyah tebesirlerle elimi kirleteyim. Lab saatlerimiz var doldurmamiz gereken, bir yandan da severek yaptigim iste, baska bir seyi daha tamamlamis oluyorum boylelikle. Bugun biraz gec kalinmis ve aceleyle yapilmis kolajimi hocaya gosterdigimde hoca etkilendi. Sanirim dogru yolda da ilerliyorum. Bir-iki ders disinda hersey yolunda ancak son birkac gundur "Eger af cikarsa, ne yaparim?" diye dusunmeden kendimi alamiyorum.

Ya af cikarsa? O zaman mantik isler, icinde bulundugum durumu tartarim ve geri doneceksem de donerim eve. Buraya gelmek zor oldu, donus de bir o kadar zor olacak eminim. Belki bu yaziya bakip cok gulecegim kendime, belki de o zamandan beri farkindaymisim durumumu diyecegim Baskent Universitesi'nin koridorlarinda ucuz camur cayimi icerken. Kafam karisik. Yazarken konsantre olmaya zorlaniyorum.

Peki, baska neler yapiyorum? Baska, haftasonlarimi gezmeye ayirdim. Haftasonu konserlerime devam ediyorum, bu sayede yerel gruplar da kesfediyorum. Fleet Foxes Turkiye'ye geldiginde (gelirlerse eger) gitmeyen aptaldir, bunu da buraya not aliyorum. Cold War Kids'i ve Deerhoof'u da canli izleme sansina eristim. Deerhoof'un konseri nedense sonuktu. Bu arada Fleet Foxes oncesi Sleepy Sun diye bir grup izledim ki albumleri ucretsiz, siz de mutlaka dinlemelisiniz. Internet sitelerinden ucretsiz albumlerini indirebiliyorsunuz. Su siralar 'Lord' isimli sarkilari aklimda ucusuyor.

http://www.sleepysun.net

Daha sonra, ne yaptim, hmm, yine San Francisco'da yeni bir 'yesil' muze acilmis, oraya gittim Leman Abla, Omer Amca ve Edwin'le. Planetariumdan tutun, yagmur ormanlarina kadar hersey mevcauttu bu muzede. Ozellikle akvaryumun icine girip de asagidan baliklari incelediginiz camekanda cok eglendim.





Bu yesil muzenin isminde bahsetmemem ayri birsey olmus. "California Academy of Sciences" efendim tam ismi.

http://www.calacademy.org/

Yukardaki adresten de nasil bir yer daha ayrintili ogrenip, California ziyaretinizde benimle ugrayacaginiz yerlerden birine de goz atmis olursunuz. Tabii hala burada olursam. :) Bu kafa karisikligiyla bundan onceki satirlarda ne yazdigimi hatirlayamiyorum ama umarim dengeli bir yazi olmustur. Elimden geldigince dengeli tutmaya calistim.

Simdilik bu kadar toparlayabildim. Birkac gun icinde donup daha buradaki yasamin, neden buradaki yasam olmadigini anlatmaya calisacagim. OC dizisi var ya, aslinda yok. California var ya, aslinda yok. Sicak guneste patenli bikinili kizlar var ya, aslinda yok. :) Boylece biraz tahmin yurutebilirsiniz burasi hakkinda..

Not: Muze fotograflarimi internete koydum. Boyle buyrun.
http://gallery.me.com/muzocan/100326
Ya kendimi iyiyim diye kandirmaya devam edecegim, ya da pes edecegim. Cok yakinda olacak muhtemelen.

Homesick

Bizim memleket ozlemi. Gavur tek kelimede veya iki kelimeyi yapistirip sahtekarlik yapip toparlamis. Iki gun atesli bir bicimde evde yalniz yatinca daha da dizginlendi bu duygu. Ne yapiyorum ben burada, nereye gidiyorum, neden babami, yaprak sarmalarini, arkadaslarimi biraktim diye soruyor insan. Hani buyuk "Vaaaaaaay, peki sustum." diye bir cevap verebilecek olsam kafami daha fazla kurcalamasina izin vermeyecegim bu konularin.

Ister istemez canim sikiliyor. Baska bir gurbetci genc Vefizoo, blogunda zeytinin ne kadar pahali oldugunu yazmis. Hatta sonradan ogrendim ki salca da bulamamis. Iyi yine bunlari bulamamasi. Bulupta ise yaramaz olan seyler de var. Ben de burada sekersiz ekmek, sekersiz yogurt ve sekersiz tursu bulamamaktan muzdaribim. Yani herseyin icine neden seker koyarsiniz sevgili Amerikalilar? Bunun cevabini ariyorum. Hic mi ornek almadiniz Akdeniz, Ege ve Avrupa mutfagindan?



Hele o tursular. Turkiye'deki Kuhne'nin tatli tursularindan bahsettigimi zannetmeyin sakin, onlar guzel. Bu tursulari %1,000,000 seker yedirilmis cozelti icinde 1 sene saklamis olmalilar. Hani ev arkadasim "atma, yazik" dedi. Ben de "dene" demekten baska birsey bulamadim. Uc grami, saniyenin yuzde biri suresinde agzindan cope atmasina yetti.



Daha cok sey yazacagim, sirada bir suru sey, konacak bir suru fotograf. Ancak beklenmeyen zehirlenme butun zaman ayarlamami yine bozdu. Pek yakinda deyip simdilik Alt Sokak'i hazirlamaya devam etmeye ayriliyorum huzurlarinizdan.

Hugh Laurie - Mystery



Cok aptal bir sarki. Neden bu kadar aptal sarkilari seviyorum bilmiyorum. It is a 'Mystery'! :) Bir baska aptal sarki icin - gununuzu senlendirir mutlaka, hatta yeni aldigim arabam ve beni dusunun dinlerken - Adam Sandler'in Piece of Shit Car isimli calismasini dinleyin.

Bu arada yukaridaki videonun adresi,
http://www.youtube.com/watch?v=__DrJI7mTHQ