Belcika ve Werchter (1)

Uzun zamandir bekleyen bir yazi bu aslinda. Son zamanlarda uluslararasi bir kisilik ben, hayatimda bir degisiklik yapip yurtdisindaki bir festivale gitmeye karar verdim. Hersey hazir olsa da, orada bulunan belirsizlik ve tek basima gitmeme bagli yalniz yasamdan korkup az kalsin butun herseyi iptal edecektim.

Tabii bir pazartesi sabahi kalkip, ucagima yetistim. (Biletimi iptal etseydim biraz kesintiye ugrayacakti. Tabii hersey hazirken salakligima doymayayim gibi bir durum olacakti.) Festivalden 3 gun once Bruksel'e gidip gezmeyi planlamistim ve gezdim de. Ucaktan inip Schaerbeek'deki Sleephere hostelime yerlestikten sonra biraz cevreyi tanimak icin yuruyerek sehir merkezine gitmeye karar verdim. (Bu arada Schaerbeek'in buyuk bir kisminin Turk Mahallesi oldugunu daha once bizim radyoda calisan arkadasim Ege'den ogrendim.) Her yerde 'helal' kebap ve sis dukkanlari gorunce birseylerin garip oldugunu tahmin etmem gerekiyordu.

Kaybolup uzun bir sure sehir merkezine yurumekle vakit gecirdikten sonra - Arap ve Afrika'lilarin yasadigi mahallelere de girip - sonunda eski sehir merkezine vardim. En son Interrail zamani gitmistim. Dogal olarak hicbir sey degismemisti. Sadece ertesi gune yapilacak Ommegang'in dekoru disinda. Herneyse. O gun Ege sagolsun beni aldi ve beraber Belcika biralari denemeye basladik. Yorgunluktan olurken biranin da verdigi rehavetle hostele geri dondum ve 4 kisilik karisik odamda o gece tek basima kaldim.

Ertesi sabah pek cok insanla tanistim. Birden odam dolunca biri Potekizli, digeri Avustralya'li ve bir Amerika'li vardi. "Aksam ne yapiyorum?" sorusuna cevabim vardi artik. O gun onlar eski sehir merkezini gezmeye karar verdiler. Ben de daha onceden gezmedigim yerleri gormeye kararliydim ve Atomium'a gittim.



50. yilinda olan Atomium'un tupleri arasinda dolasirken tarihi hakkinda pek cok sey ogrenmis oldum. Tabii Wikipedia'dan da tamamlamis oldum bilgilerimi. Icerisi sicak olunca hersey ustume geliyormus gibi oldu, kendimi disari attim bir sureden sonra. Olan 4 euro'ya oldu. 4 euro ile bir buyuk bira icebilirdim. Daha sonra Atomium'un cevresindeki park bahcelerde gezdim, sakinlestim. Bir onceki gunden kalma ayak, bel ve bacak agrilarimdan bu sekilde kurtulmaya calistim.

Aksam yeni edindigim arkadaslarimi aradim, onlarla takilmaya basladik. Ommegang'a gittik, atli soyalyelerin ciktigi sirada herkes sikildi ve elbette icmeye gittik. Bir ara Ege'de ugradi ictigimiz yere. Ictigim biralari buraya sayiyorum.

Blanche Hoegaerden, Leffe Brune, Kriek Lindermans (bu visne birasiydi, pek cok kisi gunduz gazoz niyetine bunu iciyordu), Chimay (Geceye son noktayi koymak isteyenlere, benim favori biram), Maej, Goulden Carolus.. ve daha bir suru bira. Aslinda defterime not almisim ama gece ilerledikce giderek yazim bozulmus. :)

Ertesi gun Ege'ye rahatsiz edip kendisine konuk olmaya karar verdim. Bir sonraki gun erken kalkip Schaerbeek'den tren istasyonuna gitmek beni o agir yukle zorlayacakti. Ege'de sagolsun beni konuk etti, gece boyunca havadan sudan ve Bruksel'de basina gelen gasp olayindan bahsettik. Sunu soylemeliyim ki, Bruksel'de yapilacak bir is varsa o da cilingir ve anahtarcilikmis cidden. Ege'nin gasp sonrasi anahtarlari da gidince, gecenin bir vakti cilingirin 500 kusur Euro istemesi tuz biber olmus. Neyse ki daha kotu birsey basina gelmemis.

Ertesi sabah Ruya'nin da iki arkadasi Rock Werchter'e gidecekmis, onlarla tren garinda bulustuk. Boylece kalabalik bir Turk kafilesi olduk. Pekcok yeni insanla tanistim. Kalabalik grupla beraber Leuven'e gidecek treni yakaladik ve Rock Werchter'e dogru yol almaya basladik.

Devamini sonra yazacagim.. Simdilik fotograflar fotograf galerisinde..

http://gallery.me.com/muzocan

0 comments: