Herkese mutlu yıllar..!

Uzun zamandır yazamadım. Bunalma noktama ger döndüğümde dökülürüm elbette Türkiye'de yaptıklarımla birlikte.. Umarım iyi bir sene olur herkes için. Görüşürüz.

Uzun Bir Yolculuk

"Biraz once Berlin'den kucuk bir havaalanindan, bavulumu Ingiltere'de birakmis bir sekilde Turkiye'ye dogru yola ciktim. Nasil cumle ama? Icinde pek cok seyi barindirdigi belli sanirim, degil mi?

Sanirim bu yazidan once blogda yer alan kucuk sir olayiyla baslasam iyi olacak. Bu yaziyi blog sayfama gec koymamin nedeni bu. Vefizoo'nun da hemen tahmin ettigi gibi Turkiye'ye donup surpriz yapmakti amacim arkadaslarima. Sir bu. :)

Amerika'da cevremde bulunan herkesin tavsiyesini dinleyip, uzerine baba ve arkadaslarimin da ozlemi girip ve uzerine ucuz da ucak bileti bulununca bu yolculuga cikmam kacinilmaz oldu tabii ki. Yalniz, bu yolculugun tek farki iki aktarma olmasiydi. Basta San Jose'den binip Chicago'ya, Chicago'dan binip Londra'ya ve Londra'dan da Istanbul'a gelmekti plan. Bavulumu San Jose'de bir kere kaydettirip, Istanbul'da alacaktim. Buraya kadar hersey cok mukemmel duruyor.

Ilk olarak, San Jose havaalanina vardigimda bir saat olmasina ragmen check-in icin gec kaldigimi soylemeleriyle bugunun bu kadar ters gidecegini anlamaliydim. Bir sonraki ucakla bavulumu yollayacaklarini duydugumda icim rahatlamisti. Chicago'ya vardim ve "sevgili" American Airlines'in Londra seferini beklemeye basladim. Ucaga vaktinde alindik, ancak ucagin termostat ayari mi ne bozukmus, yazilimini guncelliyorlarmis internet uzerinden. Bu aletten iki tane olup, bir tanesinin guncellemesi 15-20 dakika alinca ve bu islemi bir aksilik nedeniyle iki kere tekrarlamalari gerektigini dusununce ne kadar bekledigimi dusunun.

"Gec kaldim!" diye bagirmak istiyordum ama elbette koca ucakta benden baska bir suru gec kalan insan oldugunu da biliyordum. Herneyse, bir sekilde sorun ortadan kalkti ve okyanusu astik geldik Londra'da Heathrow Havaalani'na. Ucaktan disari adim atmadan pilot bize bir gorevlinin yardim edecegini ve ne yapmamiz gerektigini soyleyecegini anons etti. Icler rahat yine, gec kalacagim dusuncesini iyice isledim beynime, sakinim. Normalde Londra'dan direk ucus Istanbul'a olmasi gerekirken, American Airlines bana British Airways'le Berlin'e, Berlin'den de Istanbul'a aktarma bulmus.

1-2 saat bekleme suresini yemek yedikten sonra British Airways'in check-in kuyrugunda gecirdek sonra sonunda ucaga dogru gecis yaptim. San Jose, Chicago, Londra ve Berlin. Berlin ayagina geldigimde (British Airways'de sagolsun 30 dakikadan fazla rotar yapti, THY aktarmama geciktim zannettim.) kapida pasaport kontrolu yapiyorlardi. Klasik, AB vatandaslari ve NON-AB Vatandaslari. Elbette 'NON' kismina adim attim ve burada farkli bir olayla karsilastim. Bulundugum havaalaninin (Tegel'di sanirim ismi) transit gecis bolgesi yokmus! Su demek oluyor. Evine ulasmak isteyen ben, pasaportunda sirf gecerli vize Amerikan vizesi, mal gibi Almanya'ya giris yapmaya calisiyor. Sinir disi!

'Polizei' biletimi gosterdikten sonra bizimle biraz gelir misiniz diye ofislerine cekti beni. Eyvah bir daha vize yok bana, eyvah cop, eyvah sinir disi, valizim kimbilir ne halde diye dusunurken acikladilar durumu bana yarim yamalak Ingilizce'leriyle. Meger boyle durumlarla ayda 4-5 kere karsilasiyorlarmis ve havayollarina cok yuksek bir cezasi olmasina ragmen (yaklasik 15,000 euro dedi memur, ben de 15,000 euro ne ki dedim, o da "'peanut' for them" dedi, ben de hak verdim) bu olay tekrarlanip duruyormus. Hem adamlara sayfalarca kagit isi cikiyormus, hem de ben transit yolcu olmama ragmen transit gecis kabul etmeyen bir havaalanina girmek istedigime dair belge imzaladim. Neyse ki biletlerimin de fotokopisini aldilar ve bu durumun ileride vize almak istedigimde kesinlikle sorun cikarmayacagini soylediler.

Normalde beni Ingiltere'ye geri gondermeleri gerekiyormus, ancak Istanbul'a da aktarmam oldugunu bildikleri icin izin verdiler ve su an kalkmasi gereken zamandan 2 saat gec kalmis THY ile Istanbul yolundayim.

Berlin'de THY'nin de gecikmesinden yararlanip yeni aldigim yavrukusum bavulumu da bulma imkanim oldu. Elimde sunlari yazan bir kagit var:

WM DFW SJCAA
/FWD/ CREATED 14DEC08/1546GMT
NM AKYUREK
TN AA27....
XT AA93....
FW ORDAA/LHRBA/ISTBA
.....
END OF REPORT

WM DFW LHRBA
/FWD/ CRATED 15DEC08/1333GMT
NM AKYUREK
TN AA27....
FW TXLBA
....
....
END OF REPORT

Simdi bu yukarida, ilk End of Report bolumundeki benim bavulun normal gidis rotasi. SJC (San Jose)'den al, ORD (Chicago) ve LHR (Heathrow) 'dan transfer et, IST (Istanbul)'da teslim et diyor. Ikinci kisimsa Londra'da aptal American Airlines son dakika degisikligini yaptiktan sonra. DFW'nin acilimini hatirlamiyorum ancak LHRBA demesi, Londra British Airways demek oluyor. Yani zavallim hala Ingiltere'de ve bana ne zaman gelecegi mechul. Cunku bakildiginda ordan Berlin'e, Berlin'den de Istanbul'a gitmesi bekleniyor. Istanbul'dan da "Kayip Bavul"a basvurdugumda Eskisehir'e gelmesini bekliyorum. Iki gun icinde elime ulasirsa sansliyim yani.

20 saatin ustune ciktim uykusuzlukta. Iyice daraldim, bir de uzerine sacma sapan Turk davranislari. Heralde babamla ve Nezih Abi beni karsilayinca havaalaninda bir guzel aglayacagim sinirimden.

Havayolu sirketlerine guzel e-mailler dosemeden once buralara dokuleyim dedim. Gelecege donuk bir yazi, hem birkac gun sonra yollamaya zamanim olursa bu maillari okuyup yine bana yaptiklarini hatirlarim. Boylece hakettikleri yorumlari alirlar.

Kisacasi nasil bir gundu? San Jose, California'da basladim. Chicago, Illinois'de devam ettim. Londra, Ingiltere'ye zipladim, ordan Berlin, Almanya'daydim. Simdi Istanbul'a dogru yoldayim.

Yo-rul-dum."

diye yazdim 15 Aralik 2008 Pazartesi gunu. :) Surpriz bir ziyaret yaptim radyodaki arkadaslarima. Guzel de oldu..

Shhh..

Fazla kimsenin bilmedigi ancak yakinda aciga kavusacak bir sirrim var. Ne acaba? :)

Bu arada Blur dedikodulari uzun bir zamandir - birkac yildir - dolasiyordu etrafta. Sonunda dedikodular bitti, haziranda Hyde parkt akonser dogrulandi. Asagidaki videoyu gorunce ne kadar heyecanlandigimi tahmin edemez kimse. Yani tanidiklarim disinda. :)

Golge Oyunu


Bu filmi bana bulun. Lutfen.

Bir yerinize birsey oldugunda, her sorana tekrar tekrar aciklamaktan siz de nefret etmiyor musunuz?

Sebastien Tellier, 4 Aralik 2008


Gunler boyu ottum buralarda "Sebastien Tellier, Sebastien Tellier" diye. Gelecekti gelmedi. Ustune organizasyonun terbiyesizligine ve asagilik davranislarina katlanmak zorunda kaldim, lanetler ettim. Sevgili(!) Lounge.fm ve kuyruklulari. Herneyse. Onlardan bahsedip moral bozmamak gerek.


San Francisco'da izlemek sansimmis meger. Mezzanine'de sakin bir aksam tamamen degisti Sebastien Tellier ve sicak tavirlari sayesinde. Hatta cizmesini bile bir kiz sevmis olacak ki, kendisini yalamaktan alikoyamadi. La Ritornelle'i de canli dinledim Oasis'in hemen ertesi. Daha ne isterim?

Tabii ki Dave Matthews Band..!

"Come on 'fockers'!"


Fotografin cekildigi tarih, 3 Aralik 2008 Carsamba. Yeri, Oracle Arena, Oakland, California. Oasis konserine bilet almistim, heyecan da yaptim blogumda. Amerikalilar pek heyecanli degilmis bu konser icin. Dizi dizi izlemekten baska birsey yapmadilar. Yandaki Ingiliz cocuklar olmasa benimle ziplayan olmayacakti. :)

Iyi bir konserdi, biraz garip bir setlist olsa da. Butun klasiklerden son albume kadar caldilar. Not alamadim konseri dinlemekten ancak fotograf da cekmeyi ihmal etmedim. Pek yakinda koyarim buraya baglantisini.

Az Kaldi..

Shephard Fairey, Bant


Tam da stensil projemi bitirdim, birkac saat World of Warcraft Lich King oynayayim diyordum ki, cfqcan cikageldi "olm gordun mu Bant'in son sayisini?" diye. Bir de baktim ki Shepard Fairey. :) Islerinden birini San Francisco'da Mission civarlarinda gormustum, buraya koymamistim ama. Bu vesileyle bunu da yapmis olayim. Yukaridaki fotograf San Francisco'dan. Asagidaki fotografsa Bant dergisinden.


Boyle konusuyorum da, bahsettigim stensil projemi de buraya koymazsam olmaz sanirim. Boyanin tamamen kuruyup, tekrar farkli bir degerle uzerini boyamak saatlerimi aldi. Kimbilir Fairey ne kadar ugramistir o desenlerle diye sormadan gecemiyorum kendime. Emegin hakki bittiginde hayli hayli geliyor, bir bunu biliyorum. (Notlar olarak bende tabii.) :) Buyrun efendim, "Genc Stalin". Neden Stalin diye sormayin. Sagdaki ilk denemem, soldaki ikinci denemem. En son hali hocada oldugu icin fotografini cekemedim daha.



Not: Bant dergisinden baglantiyi unutunca tabii ki butunluk bozuluyor. Makaleye buradan bakabilirsiniz.

http://bant.tv/bant50/shepard-fairey’s-ataturk/

Fry and Laurie

Son zamanlarda pek birsey yazamadim buraya. Sadece yogunlugun gecmesini bekliyorum. Okulun donem arasi vermesine 1 aydan az bir sure kaldi ve hepsi birden odev verince basimi kasiyacak vaktim kalmadi. Keske dun gece disari cikmasaydim hatta. Neyse simdi boyalarin arasina gomulmeye devam, sizin de bir 5 dakikaniz varsa izleyin asagidaki videoyu.



http://www.youtube.com/watch?v=BUKOebCbINc
Neden?

Tabii ki ILM.


Baska kim olabilirdi ki? http://www.apple.com/trailers/paramount/startrek/large_trailer2.html

Yalnizlik ve Yemek

Yalniz yasadikca, duzgun yemek yemeyi unutuyoruz sanirim. Hep bitirilmesi gereken, acligi bastirmak icin kullanilan karbonhidrat ve protein butunleri olarak goruyoruz. Is halini alinca Japon cizgi filmlerindeki istahli sisman adamlara benziyoruz. Etrafa ve ustune doke saca yiyen pis bir adam.

Yol


Son zamanlarda yine Elliott Smith dinlemeye basladim. Hala sicak olsa da buralar, sanki agaclar genetiklerinde sakladiklari sonbahar istegini disa vurmaya basladilar. Kizil ve buyuk agaclarin arasinda sari yapraklari savurarak gezmeye basladim Elliott Smith esliginde. Bunu yapmanizi tavsiye ediyorum, hava soguk olsun veya olmasin. Hele boyle bir yolun sonunda sizi deniz karsiliyorsa, keyfinize diyecek yok.

Herneyse. Son zamanlarda yasadigim bolgenin disina cikmaya basladim. Su okul islerimi bu hafta halledeyim, buyuk ihtimalle haftasonu yazacagim buraya birseyler bu kacislarla ilgili..



http://www.youtube.com/watch?v=p4cJv6s_Yjw

Alt Sokak Hakkinda Gelisme..

Alt Sokak'in blog sayfasina bakmanizi siddetle tavsiye ediyorum. :)

http://alt-sokak.blogspot.com/2008/11/alt-sokaki-dinlemeye-bu-hafta-vaktiniz.html

You Used To Be Alright, What Happened?


Ben de bilmiyorum.

Vadide Yasam

Bayadir yazamadim buraya kendim hakkinda. Mesgul gibi birseydim. Kendimle ve derslerimle ugrasiyordum. Askerlik sorunum ve afla aklimi bulandiriyordum bol bol. Ancak gectigimiz gun bu soru isaretlerinin tamami yanitlandi. Onumuzdeki sene beni askerlige alacaklari icin ne oradaki egitimimi tamamlayabilecektim, ne de mutlu olabilecektim. En azindan burada mutsuzum, ancak egitimi tamamlayip geri doneceksem de donerim diye dusunuyorum. Soru isaretleri yokolunca, biraz gec de olsa dersleri toparlama zamani geldi. Neyseki genel olarak dersler iyi gidiyor, su Istatistik nanesi disinda.

Amerika'da yasamdan biraz bahsetmistim. Bu yasami fotograflara doktum amatorce. Neden buralarda sikildigimi belki daha iyi anlatabilir diye dusunuyorum bu fotograf kareleri. Simdi aklinizda beni okula koyun, ordan yolculuga basliyoruz.



Foothill College. Burayi bir basamak olarak kullanan genc Amerikalilar ve uluslararasi ogrenciler, diger eyalet ve California universitelerinden daha ucuza okuyup derslerini transfer icin kullaniyorlar. Ben de aynen bu dedigimi yapiyorum. Buradan aldigim derslerle normal bir universitede 3. siniftan devam etme sansim olacak. Boylece daha az para saydirip, nispeten Turkiye'deki bazi universitelerden daha iyi egitim aliyorsunuz. Ancak ne kadar cabalarsa cabalasin bu kolej, lise ile universite duzeyi arasinda kalip amator olmaya mahkum gibi.



Okuldan cikinca, eve gitmek icin araba kullanmak gerekiyor mutlaka. Eve ulasmak icin buranin en eski ucretsiz yollarindan (freeway) I-280 uzerinden gidiyorum. (Bu arada lastiklerde tık-tık-ti-tok-tok diye periyodik sesler geliyor bu yol uzerinde surerken arabayi.) Her gun Apple'in onunden gecmek gaz veriyor insana bu yolda ancak sabah 7-9 arasi koskoca yol tikaniyor. Normalde 20 dakika suren yolu 50 dakikada aldigimi biliyorum. Yukaridaki fotografi cektigimde ogleden biraz onceydi. Bos ve huzurlu gozuktugune bakmamak gerek. Bu arada eve varmak icin 4 sehir geciyorum 20 dakika icinde. :) Sehirlerin birbirine yakin olmasi kavramini Can Unen'den biliyoruz zaten.



Bazen alisveris icin evin yakininda El Paseo de Saratoga veya Westgate Mall merkezlerine ugruyorum. Ikisi zaten yanyana. Sinemalar, Safeway (Migros gibi, ancak yiyecek-icecek uzerine yogunlasmis), Target (Real, Buyuk Migros gibi, giyim kusam, elektronik, ev esyalari bulabileceginiz ancak yiyecek-icecek reyonu pek gelismemis), Barnes and Noble, Office Depot ve Starbucks gibi zengin alternatifler var. Hafta ici gunduz tek tuk insan bulunuyor bu tip yerlerde - ki zaten fotograflara baktiginizda pek insan goremeyeceksiniz - alisveris yapmak icin en iyi zaman. Sira beklemiyorsunuz. Ancak cuma ve cumartesi aksamlari buralara gelmeye kalktiginizda uzun kuyruklarla karsilasiyorsunuz. Hele sinema icin kredi karti kullanabileceginiz kiosklari kesinlikle tavsiye ediyorum. Burada fazla insan goremeyince etrafta, insan uzun kuruklari sevmeye bile basliyor.



Alisveris bitince yavasca eve dogru yol aliyorum genelde. Yavas ve sakin araba kullanmak buranin bir aliskanligi. Her Amerikan vatandasi - burda yasayan - sakin araba kullanma yetileriyle doguyor sanirim. Skill hanelerinde +1 var. Ozellikle su "STOP" tabelalari sirasinda eglenmemek elde degil. Hele ki kafalarinin karistigini gorunce guluyorum surekli. Yazik, ben gulunce selam verdim zannedip, geri selam veriyorlar bana, utaniyorum sonra kendimden.

Diyelim ki bir kavsaktasiniz. Siz durdunuz "STOP" tabelasinda. Karsida bir araba duruyordu siz geldiginizde, soldan bir araba geldi ve o da durdu. Once karsidaki geciyor, sonra siz ve sonra soldan yanasan araba geciyor. Bu senaryoyu arabalarin arkasinda da araba oldugunu varsayarak uygulayin. Bir bakmissiniz yol agzinda bekleyen suruculer kim gececek diye melul melul birbirlerine bakiyorlar 5 dakika boyunca. Komik cidden. Herkes 1 saat dayak yemis gibi sakin araba kullaniyor burada.



Eve dogru yaklastigimda, evin onunde park yeri bulmak beni neselendiriyor acikcasi. Gordunuz mu, ne salakca seylerden neseleniyorum artik. Sakin Amelie vs. muhabbetine girmeyelim. Sikintidan mutlu edecek seyler ariyor insan. Evin onundeki sokaga, ozellikle kaldirimlara bakin. Her sey mukemmel gozukuyor da, insan nerede? Sorarim! Yurumeye kalksaniz kimse yok etrafta. Buyrun sikintidan patlayin. Herneyse. Yer buldum diyelim, evin onunde duran posta kutusuna bakip kucucuk alana sikistirilmis reklamlar ve brosurler arasindan zarflari ayikliyorum. Zarflarda da diyelim AT&T'den mektup geliyor, fatura falan zannedip aciyorsunuz, o da reklam. Yasam alanima girmeden once ana kapinin yanindaki buyuk cop kutusu bu reklamlari "saklamak" icin birebir.



Eve geldigimizdeyse beton basamaklari bir cirpida cikip balkonda buluyorum kendimi. Kucuk ancak sevimli bir balkonum var. Ara sira birseyler cizmek icin disari cikiyorum. Temiz hava ve hala bol gunes. Gunes hala yakiyor bu arada. Cumartesi gunu 27 derece olacakmis diyorlar. Bu sicak ne kadar sure devam edecek diye soruyorum surekli. Yagmur ve kar ozlemiyle yanip tutusmaktayim su siralar. Yagmur gecenlerde yagdi gerci ama tatmin etmedi beni. Seattle'a tasinmali bu yuzden.



Balkondan bahsediyordum. Balkon manzarami da buraya koymazsam olmaz. Iki katli benim kaldigim eve benzeyen ucsuz bucaksiz bir vadi burasi. Duvarlarin "Sheet Rock"tan olustugu ve parmaginizla tiklattiginizda "tok tok" diye ses cikaran bir vadi burasi. Dunyayi ve bizi degistiren fikirlerin ciktigi, internette gidisatin belirlendigi bir yer burasi. Amerikan Ruyasi diyorlar buraya ancak ben hala kavrayamadim burayi. Buyuk firmalarin arasinda yasayip, buyuk internet firmalarinin calisanlariyla komsu oldugum vadideyim. Ancak kimseyi tanimiyorum kendimden ve birkac yakin kisiden baska.

Paylasim ve sosyal yasam sifir, konserler disinda hayatimi serdim bu blog yazisina. Var miymis Amerikan Ruyasi gercekten? Belki daha yakin bakmaliyim cektigim fotograflara..

Google Video Chat

http://mail.google.com/videochat

"Google, we are not worthy..! We are not worthy!"



http://www.youtube.com/watch?v=bXEGGOjAe7I

#41, Dave Matthews Band

#41'in yuzlerce farkli canli kaydini dinledim. Asagida izleyeceginiz videodaki haline yaklasan kayitlar oldu ancak onun gibi hicbiri bence basarili olamadi. Listener Supported konser albumunu eger dinlemediyseniz, dinleyin. Ilk satin aldigim DVD'dir ayrica kendisi. :)



http://www.youtube.com/watch?v=PEbb621s_GI

Oturma Grubu



Alt Sokak'ta MySpace arkadasimiz olarak tanittik Oturma Grubu'nu. Boyle yetenekli insanlarla tanisip, kendi studyolarina da konuk olma serefine erismistim. Yakin zaman icinde yeni materyaller gelecekmis diye bir soylenti duydum. Bakalim ne zaman? :)

Bu arada Uluc Ali Kilic, Oturma Grubu'nun Temp 2 sarkisina klip cekmis. Izleyelim.

Empire of The Sun (3)


Bu filmi ne kadar cok sevdigimi onceden soylemis miydim? Soylemisim iki kere daha bu blogda. Suo Gan'i duydugumda hala tuylerim urperiyor.. Nerden aklima geldi gecenin bu saatinde bilmiyorum. Cocukluk hayallerime daldigimdandir belki.

http://www.youtube.com/watch?v=Wv9rirLk2kA

Starbucks California

Hazir kahveden bahsetmisken birsey daha eklemeliyim diye dusundum buraya. Peets ve Red Rock bu bolgeye ozgu kahve dukkanlari. Baska kim var? Tabii ki dev zincir, adim basi sizi yalniz birakmayan Starbucks. Silikon Vadisi ve 'Bay Area' Starbucks'larinin tek artisi ucretsiz kablosuz internet veriyor olmasi (o da AT&T ve iPhone kullanan musterilerine). Peki yok mu baska guzellikler bu Starbucks'larda, mesela, Irish suruplu latte ve yaninda havuclu kek?

Yok! McDonald's veya Coca Cola gibi bolgesel politikalara mi gidiyorlar, yoksa gozden kacmis bir ayrinti mi bilmiyorum. Bunu da buraya not aliyorum.

Amerika'ya Giderken Yolculuk Listesi:

1) Giyecek, ic camasir, corap.
2) Bilgisayar, iPod, fotograf makinesi.
3) Sarj aletleri.
4) Irish surup
5) Havuclu kek.

Manyak miyim neyim. Aserdim resmen.

Red Rock Coffee


Evime cok yakin Mountain View isimli sehirde, Castro Street uzerinde bir kahve dukkani kesfettim. Bu kahve dukkani bildigimiz kahve dukkanlarindan cok daha degisik. "Caffeine+Culture+Community" basliklariyla sizi karsilayan bu mekanda 1 dolara film aksamlari var mesela. Her pazartesi "acik mikrofon" gecesinde 10-15 dakikada insanlar kendi bestelerini caliyor veya siir okuyup kendi kucuk capli tiyatro skeclerini sunuyor.

Boyle sicak bir mekanda yanina ozenerek yapilmis kahvenizi alip yudumlamaya basladiginizda, keyif katsayinizin hizla arttigini hissetmek icerde kalbe yakin bir yerde bir gidiklanmaya yol aciyor.

Silikon Vadisi taraflarina yolunuz dustugunde kacirilmamasi gereken bir yer. Internet sayfalari da varmis.

http://www.redrockcoffee.org/

Yagmur


Sonunda San Jose semalarinda hava kapadi. Gectigimiz iki gun boyunca saat sabah 11'e kadar kapali bir sekilde davranip dalga gecti yasayan insanlarla. 12'den sonra 25-27 dereceye varan sicaklik devam ediyordu. Hala kisa kollu giysilerle dolasmak gercekten ilginc bir duygu.

Sicak sayilir burasi, ancak cok guzel yagmur yagiyor Silikon Vadisi'nde. Gunes yuzunden bunalima girmeye baslayanlara iyi gelmis olmali. Tipki benim gibi insanlara.

Bulent Ortacgil - Yagmur

Hu-huu-huu

Gec kaldim. Evet, tamamen gec kaldim. Ama anca toparladim kendimi buralarda, daha oncede bahsettigim gibi. Gece saat 1, yarina 3 hafta oncesinden verilen karakalemle kumas cizme odevimi tamamlaya calisiyorum. Cizimin daha basinda oldugum icin sekillenmeye baslamadan cok rezil gozukuyor. Aklima hep TRT2'deki amca geliyor. Belki oraya bir yere, yalniz ve kis yuzunden yapraklarini dokmus siska bir agac cizsem daha guzel gozukur inancindayim.

Dedigim gibi baslangic asamasi, bakalim, 2 saat daha veriyorum kendime toparlamak icin herseyi. Boyle calisirken arkada Bulent Ortacgil'in Benimle Oynar Misin albumunu dinlemek ne buyuk keyiftir...

Sitelere Erisim Engeli

Binali Yildirim'in biraz once site kapatmalarla ilgili yorum yaptigi haberi izleyince gulsem mi yoksa sinirlensem mi sasirdim. Ulastirma Bakani'nin gercekten internetin ne oldugundan haberi yok. Mail atip veya site kurup protesto etmeye kalkilsa bile de bunlarin hicbirini kendisi goremeyecektir muhtemelen. Aynen su sozleri soyledi kendisi.

"Eger burda faaliyet gosteriyorlar ise, bu ulkenin kanunlarina tabi olduklarini bilmeleri lazim. Buna gore faaliyetlerini surdurmeleri lazim. Ben YouTube'um, ben Facebook'um, ben bilmem neyim gibi, oyle bana kimse karisamaz, ben dunyada faaliyet gosteriyorum derse, boyle birseye musaade etmemiz mumkun degil. "

Saka gibi. Uluslararasi bilgisayar agi Turkcesi. INTERNEEEEEEET. IN-TER-NET. Hala anlatamadim degil mi? Satir aralarini okuyun.

Yaziklar olsun.

Marillion

Happiness is The Road albumlerini dinlerken eski defterlerine de goz atiyorum bu guzide grubun. Turkiye'de universiteye girdigim ilk sene, pek cok bunalimdan siyrilmaya calisirken karsima cikmisti Marillion.com albumleri. Cok net hatirliyorum Discman'ime Karanfil Sokak'a yakin kapanan D&R'dan aldigim bu albumu koydugum an.

Karanlik ve soguk bir kisti. Gece Baskent Universitesi'nin boktan yurtlarina donerken, otobusun bir kosesinde yeni yeni dikilen Armada'nin beton sutunlarini hatirliyorum. Herneyse. Uzun ve nedense cok sevdigim bir sarkilari geldi aklima. Not aliyorum.

Interior Lulu

As you lie there on your bed
Beneath the face of Louise Brooks
With your makeup and your teddy bear
And your C.S. Lewis books
Bad seed
You're a bad seed
You're a decadent in chrysalis
Waiting sleepily to emerge
When you'll visit every seedy need
Of your random obsessive urge

All the ruses that you use
All the food that you refuse
All the dust and tired air that feeds Interior Lulus
All the poisoned attitudes
And the lust for the unknown
And the second best that devils use
To make this world their own
Interior Lulu
Interior Lulu

Every rainy day by e-mail
As you lie there on your bed
Another virtual page arrives
There will be times when you remember me
Of the chapters you'll be writing
As the voices echo in your head
In the book called wasted lives
As you read Henry and Anais

All the lost weekends and booze
All the finger-and-thumb screws
All the sleepless worn out blues that bruise Interior Lulus
Interior Lulu
Interior Lulu

Use the anger
Paint a picture of it
Throw the colours
Use the pain, use the pain

Scream back a brand new emotion
As it runs across the skin
Fire across paper
Burn and curl, burn and curl

You thought you couldn't feel like this
But it's happening again and you're waking up in pain
Tattooed in that private place
Microsoft and tears
Intimately pierced

Discovering and remembering
You felt like this somewhere before
Stirrin' up the bed of the river
Somewhere you don't like to go

You wrote this down so many times
But you get up anyway and you write it down again
You've bored us all to death with this
Well who you gonna tell
When you've nothing left to sell

She says she's lonely
She says she knows me
But she's a one-way street

She told me what I already know

"If you can carry it out you can take it away
If you can carry it out you can take it away
If you can buy it, it can be bought
If you can buy it, it can be stolen
If you can break it
It's already broken"

Lately, I can stand to hear other people talking
So many empty conversations
What a waste of lips

Lately I can stand to stand on Primrose Hill
Look down upon the city
A heart pumping the roads

In our racing stripes
We rejoice at being "connected"
Without touching
Thank god for the internet

We stare at our screens
All our lives
What a waste of eyes
'Till the electrical storm blows our fuses
And we gaze, dumbfounded, at the rain

All the trust and tired care
Left to rust and go nowhere
All this gold beneath my skin
Sparklin' like sin somewhere within
In so deep
In so deep that
I can't sleep for these interior Lu lu lu lu lus

Marillion - Interior Lulu

Google Earth iPhone'da



http://www.youtube.com/watch?v=v6BPuKaLel4

Poladroid

http://www.poladroid.net/

Polaroid fotograflari seven insanlarin isine yarayacak bir program. Keske durdurmasalardi da uretimini bu aletlerin, fotograf kagidini gercek dunyada da hissedebilseydik.

Lö Amerika günleri, serbest yazim teknikleri.

Cok olmadi.. Daha gecen hafta burada sikintili bir dolasan ben, daha da alismaya basladigimi hissettim etrafa ve bosluga. Bosluk ister istemez icine cekip partikullerinize ayiriyor sizi. Dagilmis bir sekilde etrafta hissiz dolasmak zor. Ama madem baska secenek kalmadi, basa gelen cekilir deyip kolayca kestirip atabiliyor insan.

Bazen dusunuyorum ne kadar mutluyum diye buraya gelmeden once yasadigim ulkede. Blogger'i bile kapatan zihniyetin yonettigi yere niye doneyim derken, birden orayla ilgili baglarinizi hatirlayip gozunuzu kapadiginizda buluveriyorsunuz kendinizi sevdiginiz bir restoranda, bir evde ve belki de bir is yerinde. Su zamana kadar secenekler acik oldugundan kafama dank etmemis olmasi sanirim normal. Degil mi?

Herseye 'gercekten' yeniden baslamak icin hicbir zaman gec degilse eger, ben de basliyorum artik. Yukleri sirtlanmanin vakti geldi ve hazirim. Hatta 'hazirim ulan!'. Gectigimiz gunlerde arkadaslarimin da katkisinin oldugu dogumgunu videomu izledikten sonra geri donme istegi tekrar kabardiysa da bende, simdi buraya biraz daha mi zaman ayirsam demeye basladim "Muzo geri donme." cumleleri yankilanirken aklimda. Ruya'ya ne kadar tesekkur etsem az. Beni gozyaslarina da bogdu, bunun intikami aci olur bu arada.

Son zamanlarda ne yaptim ne ettim diyecek olursak, okul ve ev arasinda mekik dokudum sadece desem pek yalan soylememis olurum. Sadece konserlere gidiyorum San Francisco'da. Neyseki buraya yakin orasi, biraz sehir disi yasamdan siyrilip, karmasaya dalmak iyi geliyor haftada bir-iki kez. Karmasadan nefret ederim, fakat kaos ortaminda 27 seneyi gecirmek, o camura ve yozlasmisliga alismak, oyle bir ortama hasret cekmemi engellemiyor.



Guzel konser zincirlerimin sonuncusu Stereolab oldu. Bu basarili grup oncesi vokalistin de yan projesini canli dinleme sansina erismek beni benden aldi diyebiliriz. Karakteristik yuzu ve sesiyle duyularinizi en ust duzeyde tutmayi beceren Lætitia Sadier, gercekten de gecenin yildiziydi. Bir t-shirt alip ciktim zannedilebilir The Fillmore'dan, ancak o notalari ve sesi aklimda disari cikarmayi basardim. Tabii bir de ertesi gun kahvaltim olan bir hippi gelenegi The Fillmore elmasini da unutmamak gerek. Yemek bile yemeyip parasini konserlere harcayan insanlarin karnini dusunen baska guzel insanlar da var burada. Bu ulkede insanlik adina boyle seyler gormek, siyah-beyazi biraz daha renkli tonlara cekiyor. Ancak sanki tupu bitmis veya bitmek uzere olan bir televizyon gibi, soluk ve giderek yalnizlasan bir yer Amerika.

En azindan ben oyle gormeye basladim. Bunun disinda okul, dersler ve 'sistem'e alismak biraz zor olsa da, giderek rayina oturdugunu hissetmeye basliyorum. Bu da yuzumun nemrut halini biraz da olsa kendi espirisine gulmemeye calisan bir komedyen gibi sekil almasina sebep oluyor. Daha iyiyim yani anlayacaginiz.

Af meselesi belli oldu, ancak birkac eklenmesi gereken cumlenin yerinde yeller estigi icin geri donmem boylelikle zora girmis oldu. Askerligi kotulemek amacim degil, eninde sonunda gidecegiz askere de, bari birakin bizi egitimimizi tamamlayalim degil mi? Yok ama. Oy ugruna ogrenci affi piyasada mi? Piyasada. Topallayan bir insana benziyor gercekten bu hali. Bir de ustune ustluk dalga geciyor House edasiyla.

Benim cenem de ne dusmus gercekten. Simdilik susuyorum, Stereolab eslik eder asagidaki baglantiya tikladiginizda size.

Stereolab - Ping Pong

Blogger Turkiye

Tam da dun yine Bravo! baslikli bir giris yaptim gunlugume hatirlayayim diye. Baska hatirlanacak birsey daha yumurtladilar.

http://www.ntvmsnbc.com/news/463683.asp

Bravo!

Herseye bir kilif uydurmakta ustune yok RTE'nin. Buna da boyle birsey bekliyordum zaten. Ekonomide de sorun yok zaten.

http://www.ntvmsnbc.com/news/463529.asp
Yani gurbet elde oldugum icin mi bilmiyorum ama buraya geldigimden beri Amazon'dan iki adet film siparisi yaptim. Bu siparislerden birincisi, "Crossing the Bridge, Istanbul Hatirasi". Ikinci siparisim, "Im Juli, Temmuzda".

Ikisinin de Fatih Akin filmi olmasi bir ulke hasreti mi, yoksa bir Fatih Akin manyakligi mi kavrayabilmis degilim. Ikisini de izleyince kendimi biraz daha iyi hissettigimi soyleyebilirim.

Bakalim bu isin sonu nereye varacak?

Af cikiyor bu arada..

Hobnox

Sanirim muhtesem bir site kesfettim. Yaratici insanlarin kesfetmesi gereken bir platform. Agzim acik hayranlikla bakakaldim.

http://www.hobnox.com/

Gece Gece Bik Biklar

Kendini daha iyi hissetmenin yollarini hatirlamak gibisi yok. Her defasinda bu yollari arayip da gecenin bir yarisi simsekler cakiyor aklimda. Uyumak isterken uyku muyku kalmiyor tabii sonra. Kucukken yaptigimiz seylerin icimizi isitmasi ne kadar garip degil mi?

Bir TV cocugu olarak TRT1'de pazar sabahlari cocuk sinemasini izlemeyi cok severdim. Hani su gokkusagi renkli "COCUK SINEMASI" yazisiyla baslayan saatler. Bu yuzden o zamanki filmlere gidiyor aklim. Bu filmlerin bazi sahneleri elbette YouTube'da da varmis. Ilkini biraz zor buldum. The Sound of Music.

http://www.youtube.com/watch?v=hdk0MbUFw5g

Ikincisi de Bedknobs and Broomsticks.

http://www.youtube.com/watch?v=8ejhIZZvDgw

"Neden artik boyle filmler cekmiyorlar?" derken aklima Enchanted geliyor, ancak baska ornek var mi? Yoksa ben mi kacirdim?

The Office - Japan



http://www.youtube.com/watch?v=G3zkw9pj1ek

Black Kids


Dun aksam Great American Music Hall'da Black Kids'i canli izledim. Bu sirin otesi grupta erkek vokalist itici gelse de sahnenin cicekleri kadin vokalistler durumu toparladilar. Daha eglenceli bir sahne bekliyordum ama yorgundular herhalde. Kendime her konserde oldugu gibi yeni bir fotograf makinesi almayi hatirlattim.

Bu arada daha once bahsettim mi hatirlamiyorum ama Great American Music Hall gercekten tarihi ve muhtesem bir yer konser izlemek icin. Internet sayfalari da mevcut, orada daha guzel fotograflarini gorebilirsiniz bu konser mekaninin.

http://www.musichallsf.com/

Teleskop

Bugun Omer Amca bana kullanmadiklari mercekli teleskobunu verdi. Bazen dusunuyorum, babam basta olmak uzere, Omer Amca'larin da sevgisini ve destegini haketmiyorum.

Elimdeki olanaklari mumla arayan binlerce kisi var, ben sahibim bunlara, ancak yine de mutlu olamiyorum. Maymun istahli bir bok gibiyim, neyseki biraz durumum daha farkli. Belki de degil, bilemeyecegim.

San Jose semalarinda parlayacak dolunayi izlemeye gidiyorum.

Ninja Kedi



http://www.youtube.com/watch?v=muLIPWjks_M

Is California, Is Not California?

Bu basligi neden attim aslinda biliyorum ama kaynagini net hatirlayamadim. "Is Chicago, is not Chicago?" diye bir sarki oldugunu hatirliyorum ancak Google'da aramaktan cekindim acikcasi. Bir pes etme duygusu icindeyim su siralar.

Beni taniyanlar bilir, yurtdisinda yasamayi kaldiracak biri varsa, o da benim. Yani teoride oyleymisim. Burada sosyal yonden biraz kisitlanip aklima uygun adamlari bulamayinca, biraz akli dengeyi yitirmek kolay oluyor sanirim. Turkiye'de babani, kiz arkadasini ve sevdiklerini birak, onca seyle ugrasirken ara ver, sinemana giderken onu da seyreklestir, konserlerini iki sokak asagida izlerken simdi bir saat yol tep ve hatta tepmemeye basla... daha bu listeyi uzattikca uzatabilirim. Ha, Ankara'daki guzel evimi de unutmamak gerek. Neyse, bunlari birakip nasil bir aptal buralara kadar gelebilir? Yine cevap ben..!

"Lise mezunuyum, okumaya geldik agabey!" deyip herseyi bir anda kestirip atmak kolay. Ancak isin aci yani, zaten sevmedigim bir bolumden buraya isteyerek geldim ben. Cok cabaladim, cabalarimin ve basta babam olmak uzere sevdiklerimin destegiyle geldim buraya. Hala benimle o an olanlar bilir ne tedirginlikle actim o UPS paketini, icinde vizem olmayacak diye. Sans veya sans degil, bir sekilde buradayim iste.

Mantikli olan burada kalmak diye avuturken kendimi, sevdigim bolumde okumanin sevincini yasayamadan tam, 'ev hasreti' tutturdum. Zannedersem yilbasina yakin zamanda, burdaki ceyrek donem sisteminin ilki bitince atacagim kendimi Eskisehir'deki muhtemel soguk ancak 'sicak' evimin icine. Belki kar da yagar orda. Bu arada ODTU su an kizil yapraklarla dolup tasmistir, bana fotograf gonderin. Ben de size burdan yaz sicaklarini gonderirim eger isterseniz. Ekim ortasinda 30 derecede bir yandan yaniyorum, diger yandan sortlarimi eskitiyorum.

Peki boyle bunalimlar arasinda dersler yine sallaniyor mu? Hayir tabii ki. Kararli gelmenin meyvesini yiyorum. Sabah saat 8'de dersim varsa eger, evden 7.20 en gec cikmam gerek. Dus almayi falan da eklerseniz, Ankara'da okul icin basaramadigim bir seyi yapip, yani erken kalkip okula gidiyorum. Gidiyorum ki evde fazla tikilmayip biraz akrilik boyalarla oynayip, biraz da siyah tebesirlerle elimi kirleteyim. Lab saatlerimiz var doldurmamiz gereken, bir yandan da severek yaptigim iste, baska bir seyi daha tamamlamis oluyorum boylelikle. Bugun biraz gec kalinmis ve aceleyle yapilmis kolajimi hocaya gosterdigimde hoca etkilendi. Sanirim dogru yolda da ilerliyorum. Bir-iki ders disinda hersey yolunda ancak son birkac gundur "Eger af cikarsa, ne yaparim?" diye dusunmeden kendimi alamiyorum.

Ya af cikarsa? O zaman mantik isler, icinde bulundugum durumu tartarim ve geri doneceksem de donerim eve. Buraya gelmek zor oldu, donus de bir o kadar zor olacak eminim. Belki bu yaziya bakip cok gulecegim kendime, belki de o zamandan beri farkindaymisim durumumu diyecegim Baskent Universitesi'nin koridorlarinda ucuz camur cayimi icerken. Kafam karisik. Yazarken konsantre olmaya zorlaniyorum.

Peki, baska neler yapiyorum? Baska, haftasonlarimi gezmeye ayirdim. Haftasonu konserlerime devam ediyorum, bu sayede yerel gruplar da kesfediyorum. Fleet Foxes Turkiye'ye geldiginde (gelirlerse eger) gitmeyen aptaldir, bunu da buraya not aliyorum. Cold War Kids'i ve Deerhoof'u da canli izleme sansina eristim. Deerhoof'un konseri nedense sonuktu. Bu arada Fleet Foxes oncesi Sleepy Sun diye bir grup izledim ki albumleri ucretsiz, siz de mutlaka dinlemelisiniz. Internet sitelerinden ucretsiz albumlerini indirebiliyorsunuz. Su siralar 'Lord' isimli sarkilari aklimda ucusuyor.

http://www.sleepysun.net

Daha sonra, ne yaptim, hmm, yine San Francisco'da yeni bir 'yesil' muze acilmis, oraya gittim Leman Abla, Omer Amca ve Edwin'le. Planetariumdan tutun, yagmur ormanlarina kadar hersey mevcauttu bu muzede. Ozellikle akvaryumun icine girip de asagidan baliklari incelediginiz camekanda cok eglendim.





Bu yesil muzenin isminde bahsetmemem ayri birsey olmus. "California Academy of Sciences" efendim tam ismi.

http://www.calacademy.org/

Yukardaki adresten de nasil bir yer daha ayrintili ogrenip, California ziyaretinizde benimle ugrayacaginiz yerlerden birine de goz atmis olursunuz. Tabii hala burada olursam. :) Bu kafa karisikligiyla bundan onceki satirlarda ne yazdigimi hatirlayamiyorum ama umarim dengeli bir yazi olmustur. Elimden geldigince dengeli tutmaya calistim.

Simdilik bu kadar toparlayabildim. Birkac gun icinde donup daha buradaki yasamin, neden buradaki yasam olmadigini anlatmaya calisacagim. OC dizisi var ya, aslinda yok. California var ya, aslinda yok. Sicak guneste patenli bikinili kizlar var ya, aslinda yok. :) Boylece biraz tahmin yurutebilirsiniz burasi hakkinda..

Not: Muze fotograflarimi internete koydum. Boyle buyrun.
http://gallery.me.com/muzocan/100326
Ya kendimi iyiyim diye kandirmaya devam edecegim, ya da pes edecegim. Cok yakinda olacak muhtemelen.

Homesick

Bizim memleket ozlemi. Gavur tek kelimede veya iki kelimeyi yapistirip sahtekarlik yapip toparlamis. Iki gun atesli bir bicimde evde yalniz yatinca daha da dizginlendi bu duygu. Ne yapiyorum ben burada, nereye gidiyorum, neden babami, yaprak sarmalarini, arkadaslarimi biraktim diye soruyor insan. Hani buyuk "Vaaaaaaay, peki sustum." diye bir cevap verebilecek olsam kafami daha fazla kurcalamasina izin vermeyecegim bu konularin.

Ister istemez canim sikiliyor. Baska bir gurbetci genc Vefizoo, blogunda zeytinin ne kadar pahali oldugunu yazmis. Hatta sonradan ogrendim ki salca da bulamamis. Iyi yine bunlari bulamamasi. Bulupta ise yaramaz olan seyler de var. Ben de burada sekersiz ekmek, sekersiz yogurt ve sekersiz tursu bulamamaktan muzdaribim. Yani herseyin icine neden seker koyarsiniz sevgili Amerikalilar? Bunun cevabini ariyorum. Hic mi ornek almadiniz Akdeniz, Ege ve Avrupa mutfagindan?



Hele o tursular. Turkiye'deki Kuhne'nin tatli tursularindan bahsettigimi zannetmeyin sakin, onlar guzel. Bu tursulari %1,000,000 seker yedirilmis cozelti icinde 1 sene saklamis olmalilar. Hani ev arkadasim "atma, yazik" dedi. Ben de "dene" demekten baska birsey bulamadim. Uc grami, saniyenin yuzde biri suresinde agzindan cope atmasina yetti.



Daha cok sey yazacagim, sirada bir suru sey, konacak bir suru fotograf. Ancak beklenmeyen zehirlenme butun zaman ayarlamami yine bozdu. Pek yakinda deyip simdilik Alt Sokak'i hazirlamaya devam etmeye ayriliyorum huzurlarinizdan.

Hugh Laurie - Mystery



Cok aptal bir sarki. Neden bu kadar aptal sarkilari seviyorum bilmiyorum. It is a 'Mystery'! :) Bir baska aptal sarki icin - gununuzu senlendirir mutlaka, hatta yeni aldigim arabam ve beni dusunun dinlerken - Adam Sandler'in Piece of Shit Car isimli calismasini dinleyin.

Bu arada yukaridaki videonun adresi,
http://www.youtube.com/watch?v=__DrJI7mTHQ

Viral Video Film School: Indiana Jones

Fleet Foxes, Mykonos

Mykonos. Butun yazimi neredeyse bu sarkiyi dinleyerek gecirdim. Boyle uzun bir kiyi yolculugu sarkisi gibi geliyor bana. Maki bitki ortusu ve sicak beyaz kayalar. Erimis asfalt uzerinde yol almak istedim simdi. Boyle gevezelik yaparak disariya cikmami geciktiriyorum yine. Daha dus almam gerek. Bahsetmistim ya, San Francisco yakin diye, yine aksam orada konsere gidiyorum.


Bilet kendini anlatiyor sanirim. :) Diggnation'i kacirmis olabilirim, ancak bu tip konserleri asla ve asla kacirmamak gerek. Umarim Fleet Foxes'in konser performansi albumleri kadar iyi olur. Sakin bir San Francisco gecesi olacaga benziyor bugun.

Fleet Foxes dinlememis olanlar, asagida bahsettigim sarkinin canli performansini izleyebilirler. YouTube ara sira aciliyormus, kapaliysa adres de koyuyorum ki hayat kurtarici Vtunnel gibi sayfalari kullanabilelim.



http://www.youtube.com/watch?v=qhosbxpjZSw

House


Sonunda. Adam gibi dizi izlemeyi ozluyor insan. Besinci sezon, bakalim neler olacak.

San Francisco ve Ilk Gece Yasami Izlenimi

Eh, buralara kadar geldim, bir kere bile San Francisco'ya gitmedim mi? Bir gece yarisi gittigimi anlatmis olmaliyim. En azindan Tweeter'da yazdigimdan eminim. Iki kere gittim gecen cumayi da sayacak olursak. Burda olusturdugum kucuk cevredeki insanlara sordum, Omer Amca dahil, bana katilmadilar.

Ben de sikilmistim, hazir "piece of shit car"im altimdayken, atladim Santa Teresa'dan San Francisco'ya dogru yolculuga ciktim. I-85'den US-101'e baglandim ve San Francisco'nun 7. caddesine ayrilan sapaktan sehrin sokaklarina daldim. Korktum burda ceza yemekten, cunku nerdeyse her sokak tek yon. Polisin nereden cikacagiysa belli olmuyor. Neyse ki basima birsey gelmedi. Bir sekilde farkinda olmadan aksam katilacagim etkinligin binasinin tam onune parketmisim. Daha sonra arabami cekmek zorunda kaldim tabii.

Park yerimden yuruyerek ayrildim ve birkac blok otede nerede oldugumu anladim. Her sene Macworld Expo'nun yapildigi Moscone Center'in otoparkinin onunde buldum kendimi. Mission District diyorlar buraya. Bu bolge hakkinda Baris Manco gibi bilgi veremiyorum ama pek yakinda vermeye baslarim. Su an tek bildigim uzun bir Market St. oldugu ve bu cadde uzerinde pek cok iyi magazanin yer aldigi. Biraz Champs-Elysees'ye benziyor ama tabii o kadar olamaz. Etrafa bakinirken kendimi Virgin Megastore'da bulmam fazla zamanimi almadi. Buyuk, ici guzel tasarlanmis binanin icerik acisindan bu kadar bos olacagini tahmin etmem gerekirdi. Nerede Shades, nerede Suleyman Abi diye sordum kendi kendime. Plak bile yoktu. Gerci olsaydi da Eskisehir'de pikabim, nasil dinleyecegim.

Neyse. Virgin Megastore yakinlarinda Omer Amca'nin bahsettigi Peet's Coffee dukkanindan birini buldum ve vanilyali latte aldim kendime. Sonra tadiyla kendimden gectigimi soyleyebilirim. Gercekten muhtesemdi, abartmiyorum. Zannedersem bu kahve zinciri, Starbucks gibi dunyaya yayilma ihtiyaci duymamis ve bizim musterimiz bize yeter deyip California disinda fazla dukkan acmamis. Seattle'da ve Chicago'da da birkac tane vardi web sayfalarina baktigimda. (Bu arada simdi yine baktim web sayfalarina, hemen oturdugum yerin yurume mesafesiyle 20 dakika yakininda bir subeleri varmis! Yasasin!) Merak eden kahve meraklilari, asagiya baglantisini koyuyorum.

http://www.peets.com/

Peet's'den kalktiktan sonra bu inanilmaz tadin gercekten inanilmaz mi yoksa bana mi oyle geldigini test etmek icin hemen 50 metre otedeki bir Starbucks'a girdim. Ayni vanilyali latte Starbucks'ta kusma hissi verirken, "deneyimi ispatladim, yeter bu kadar kahve, alkol!" deyip hizli adimlarla konser mekanina gittim. Bu konserde kim mi vardi?

Digitalism, The Juan Maclean ve Midnight Juggernauts..! Asagida Juggernauts'un performansindan bir fotograf koydum.



Konserler ilginc bir yerdeydi. 103 Harriet diye bir mekandaydi. Disardan baktiginizda hic tabelasi bile olmayan ve hafif yeralti (underground) sayilabilecek bir mekan. Kapidan girdiginizde kucuk bir gisesi, giseden saga dogru kivrildiginizda bir bar ve lounge'la karsilastiginiz sirin bir mekan. Lounge bizim Locus Solus'un alt katina benziyor, cok az benziyor ama baska turlu tarif edemedim, asil konser kismiysa Babylon'un buyukluguyle Yeni Melek Sahnesi. Biralar ortalama ucuzluktaydi, bu yuzden ictim. Gece ilerledikce parketmis arabada yatmamak icin alkol almaya dur demek zorunda kaldim. Cok eglendigimi itiraf etmeliyim. Hele ki bazi teknik aksakliklar disinda konserlerin cok guzel gectigini soyleyebilirim.

Etraftaki insanlar da eglenince ve dans edince, atmosferden insanin etkilenmemesi neredeyse imkansiz. Genelde ogrenci oldugunu tahmin ettigim kesim, evimin yakinlarindaki Santana Row'da dans kulubune giren insanlardan tamamen farkliydi. Tipki sinemaya gitmek gibi bir deneyimdi. Kendimi evimde hissettim birkac saatligine. Gece daha bitmemisti, ancak saat 3'e gelmisti. Prensin imam bayildiya donusme vakti gelmeden ayrildim oradan. Sabaha karsi eve vardigimda yorgunluktan oluyordum ancak mutluydum.

Bu hafta da bir benzerini tekrar etmek icin ertesi gun kalktim ve cuma gunu The Independent isimli mekanda gerceklesecek Fleet Foxes konserine biletimi aldim. 103 Harriet'a ara sira geri donuyorum hayalimde, aklimda ve eve donerken arabada Shadows caliyordu. Midnight Juggernauts. Uzun zamandir caliyoruz Alt Sokak'ta. Hala dinlememis olanlar icin, buyrunuz.



http://www.youtube.com/watch?v=Mr9FcyQenqs
In the future, every URL will be popular for 1.5 seconds.

- Thomas and The Wise Butterfly

Show Me Your Genitals 2: E=MC Vagina


Diggnation podcastinde gordugum en komik videolardan biriydi sanirim. Videonun adresi asagida.

http://www.youtube.com/watch?v=jvjDr8KKtsE

Wonka Bar


Uzun zamandir cikolata yemiyordum. Ara sira gelen cikolata krizlerim sonucu gecenin 11'inde karsidaki tekel markete kostum. Tekel market. :) Herneyse. Twix'ler, Hershey's'ler ve birkac tane daha adini unuttugum cikolata. Bir baktim rafta yukardaki Wonka Bar'da duruyor, kendime hakim olamadim ve onu da aldim.

Soru: Ne zaman Willy Wonka haklarini Nestle'ye satti?

Kaiser Chiefs Ruby Live @ Rock Werchter 2008



Ben de ordaydim! :) Hala Rock Werchter ile ilgili yazmadigimi biliyorum, unutmadim ama. Gun isigina pek yakinda cikacak Werchter anilari.

http://www.youtube.com/watch?v=MfXUGZBtp60

'Big Bang cinler alemine kapı açar mı?'

Bütün dünyanın nefesini tutarak izlediği CERN deneyinin Türkiye'deki yansımaları da ilgi ile takip ediliyor. Bilim insanları kainatın sırlarını aralamayı hedefleyen Big Bang deneyiyle de dünyanın varoluş sırrını çözmeye çalışırken, muhfazakar basından ise deneye hayli ilginç yorumlar geliyor.

İşte Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül'ün 6 milyar avroluk CERN deneyiyle ilgili yazısının ilginç bölümü:

"Bütün bu tartışmalar, araştırmalar, çabalar, merak ve keşifler, Allah'ın yaratıcı kudretine tanıklık etme arayışından başka bir şey değil. Bu yönüşle CERN'deki çalışma, müthiş heyecan verici! Olumlu ve olumsuz sonuçları da. Belki de hiç tahmin etmediğimiz, deneyi yapanların bile öngöremediği sonuçlar çıkacak, evrenin sırlarına ulaşmada yepyeni ufuklar açılacak.

Mesela bazıları, burada ulaşılan hızın, maddi olmayan varlıklar alemine ulaşmanın kapılarını açasileceğini bile söyleyebiliyor. İnsanığlu'nun cinlerin ve başka varlıkların hızına erişebileceğini öngörebiliyor. "

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=989684

Natali iletti bu haberi bana. Yorum yapamiyorum. Kelimeler kifayetsiz kaliyor.

Serin bir San Jose gunu.

Okulumda oryantasyonum bitti, esas oryantasyon, yani cevreye alismam hala devam ediyor. Tasit sahibi olunca insanin hayati ister istemez yollarda geciyor. Cevre yollarinda cikislari kacirmanin ne anlama geldigini bir kez anladim, sansliyim ki yine boyle bir durumla tekrar karsilasmadim. iPhone bana cok yardimci oluyor gercekten, gidip de en ucuzu 250 dolara GPS alacak halim kalmadi.

Bunun disinda bugun San Jose'de hava serin serin esiyor. Gune yagmur yagacakmis gibi tamamen kapali bir havayla basladim, ancak moralimi bozmadim. Yagmur yagsa mutlu olabilirdim ancak yine tek damla dusmedi. Birkac gun oncesine kadar 35-40 derece arasi degisen sicaklik, su an 20-25 dereceye kadar inmis durumda. Kapali bir ortamda iceri giren gunes isigiyla terlemek mumkun. Ayni sekilde disari cikinca da usumek mumkun. Bu zannedersem sonbahara girdigimiz anlamina geliyor.

Odamin penceresinden gozuken agacin dallari sallandikca, cikardigi ses de sonbaharin geldigini ispatliyor. Hala burada yapraklarin sararacagina inanmiyorum. Sanirim kisi biraz da olsa yasamak icin 50 dakika uzaklikta San Francisco'ya gitmekten baska sansim yok.

Sabah disarda islerimi hallettim, eve geldim ve bugun duyurusu yapilan Apple meyvelerini incelemekle mesgulum. Arkada iTunes'un Genius sarki listesinden dinledigim tinilar caliyor. Nick Drake ile basladigim yolculuk gayet guzel gidiyor, hatta o kadar guzel ki bu yolculuk evi Starbucks'a cevirdi. Tek eksigim bir vanilyali latte. (Burada nasilsa bilemiyorum, Irish surubu yok! Duymamis kimse. Bilmiyorlar..!) Sanirim yakinlardaki bir Starbucks'a gidip oturacagim.

Aklima radyoda bize klise anonslardan kacinin dedikleri geldi, "Bu guzel sonbahar gununde disarida yagmur, elinizde sicak kahveniz ve kulaginizda istek sarkiniz olsun. Istekleriniz icin.."

Not: Su Genius, sarki listesine hangi sarkilari koymus merak edenler icin asagiya yapistiriyorum.

Sonunda..!

Cumhuriyet Portal acilmis. Okuyacak duzgun bir haber sitesi var artik. Keske RSS destegi de olsaydi demeden gecemeyecegim.

Guncelleme: RSS destegi varmis. Turkiye ve Dunya gibi basliklara tikladiktan sonra, sayfanin en altinda sol kosede.

Matruska Araba


Arabam beni sasirtmaya devam ediyor. Daha once bahsetmistim ya, el frenini indirince farlar yaniyor diye, meger bu normal bir durummus. Kapilari kitleyince de bir kere kisa korna caliyor. Bu da normalmis. Ancak bugun ilk kez bagaja baktigimda ilginc bir goruntuyle karsilastim. Matruska gibi birsey satin almisim.

Hala ne amacla kullanildigini bilmiyorum, ancak kotu parkeden birinin arabasini dagitmak icin gayet guzel kullanilabilir. Degil mi? :)

Not: Aklima Funny Games geldi. Sinir bozucu Converse'li veletler.

Mighty Mouse

Cok ozledim Andy Kaufman'in Jim Carrey tarafindan canlandirilan filmini. Keske Eskisehir'deki gibi elimin altinda olsa. Ne yapmaliyim? Elbette seytana uyup indirmeliyim.


http://www.youtube.com/watch?v=Yfsrg28jE7k

Umut

Soyle bir dusununce iki hafta sanki bir ay gibi geldi bana. Bu kadar hizli ilerleyebiliyordu madem zaman, neden gectigimiz sancili bir senede bir adim atmak icin haftalar bekledi bilmiyorum.

Bir guc beni kontrol ediyor zannedersem. Vucudumda gectigimiz sene boyunca birikmis rezerve guc. Yuruyorum, ancak yolda ben mi yuruyorum bilmiyorum. Hersey mekanik, hersey yapilmasi gereken, hersey hesapli ve hersey yolunda. Bu sefer boyle baslamamin bir anlami olmali. (Close Encounters of the Third Kind) :) Gecen gun cevre yolunda Cupertino cikisinda Steve Jobs'u gormemin de bir anlami olmali. En azindan oyle umuyorum.

Iyi bir baslangic olacak. Yaslandim sanirim.

Kolej

Gectigimiz gun oryantasyon nedeniyle ilk defa Amerika'daki ilk adimim Foothill College'a gittim. Ingilizce ve basit matematik testi yaptilar. Sanirim hayatimda bu kadar salakca testleri taa ilkokulda almistim. Herneyse, oryantasyon dedikleri seyin gostermelik oldugunu anlamam gec surmedi, ancak gonderdikleri dokumanlarda "zorunlu" kelimesi yuzunden kaldim.

Bugun yemekten zehirlendim diyerek kaytardim ve araba almaya gittik Omer Amca'yla. Is icin, yoksa yine gidecektim. Yarin ise biraz daha onemli bir gun. Pasaportlarimizi falan alip islem yapilacakmis cuma gunune kadar. Ne oldugunu bilmiyorum, yarin soracagim.

Gittim de fotograf cekmedim mi hic? Cektim. Ancak sadece bir fotografi tanimlayabiliyorum. O da benim fakultem, Guzel Sanatlar. Hemen asagidaki fotograf.



Kolej olmasina ragmen buyuk bir kampusu var buranin. Hatta Amerikan Futbolu sahasi bile mevcut. Google Maps'de rahat anlasiliyor nasil bir yerlesim oldugu.




Buradan sonrasi da kampusun belirli bolgelerinden fotograflar. Agaclik bir yer. Uzak pekcok yere, bu yuzden sessiz de.








Elbette ODTU'nun cimleri ve agaclariyla karsilastirilamaz ancak Baskent Universitesi'ni dusundugumde kendimi iyi hissediyorum dogal olarak. Ben sevdim burayi, sadece gitmek biraz problemdi, artik o da kalmadi. Guzel degil mi?

Sonunda araba..!

Bugun arabami aldim. Amerika'da herkes otomatik vites gelenegini surdururken ben bunu bozdum ve manual vites bir araba edindim. '97 model bir Volkswagen Jetta aldim cok ucuza. O kadar ucuz ki 2.0 olmasini ve az yakmasini birakin, sunroofu bile var. "Oha!" degil mi? RnB tarzi muzik acip, sunroofu kaldirip, Santana Row'da kulustur arabamla piyasa yapmaya beklerim. :)

(Elbette oyle birsey yapmayacagiz ama California'da gezmek guzel olur. :)

Hazir arabalara kavusmusken, evin yakinlarinda park yerleri aradim. Cok guzel bir yer buldum kendime, ancak yanlis park kurbani olmustu butun alan. Insanin kufredesi geliyor ama dava ederler falan, dikkatli olmak lazim.

Herneyse, soyle birsey buldum, hosuma gitti. Bunu Turkcelestirip kullanmak lazim Turkiye'de. Ben sahsen yazici alirsam basmayi planliyorum.

http://www.youparklikeanasshole.com/

PDF halinde indirmek icin baglantilar, sitede mevcut.

Not: Bu arada el frenini indirince farlar yanmaya basliyor, ben de anlamadim. Evet.

Silikon Vadisi'nde Ilk Hafta..

Adim adim basliyorum anlatmaya...

Uzun ve sikintili bir yolculuk oldu benim icin sevdiklerimi geride birakip. Geride birakilan esas can sikitisini yasar derler, yasanan yerler ve sokaklar ordadir cunku. Ancak bu durumda en az onlar kadar suratim asik binlerce kilometreyi aramiza koydugum icin. Keske bir secenek olsaydi da gelmeseydim diye cok dusundum geri donmek icin ama baska sanisim yoktu, gercekten.

Okuldan atildiktan sonra egitim seruvenim icin geldigim bu yeni dunya, San Jose isimli sirin bir sehir. Burasi neresi diyenler olabilir, buranin bir diger ismi Silikon Vadisi. Biraz disinda kucuk sirin bir eve cikmam fazla vaktimi almadi onceden ayarladigim icin. Turk bir ev arkadasi buldum ve butun zevkler ve aliskanliklar farkli. Bu kadar farkli iki kisinin bir araya gelmesi ates ve barut olarak isimlendirilir, ben simdilik barutu biraz islak tutuyorum. Iyi niyetli, duzgun bir insan cunku kendisi.

Ev arkadasim, benim asil tanidigimin okulunda hem calisiyor, hem de ortak bile olmayi basarmis. Omer Amca geldigimden beri bana yardimci olan - ev arkadasimi da atlamamali - insan. Omer Amca yan okula bir iyilik yaparak, ogretmenlik becerilerinin yaninda insaatciligini da konusturup ofisler insa etti hafta boyunca. Tabii buyuk genis kalaslar, ici alci dolu duvar yerine gecen malzemeleri tasimaya yardim etmek de benim gibi isi gucu olmayan bir insana dustu. Gelmeden once kendisini sadece yolladigi maillarla taniyordum, ancak bol bol basini agritarak - biraz da ise ara verme amacli - sorular sordum ve biraz netlestirmeye calistim babamla baslayan ve bana uzanan bulanik zaman cizgisini.

Okulda gecirdigimiz sure icinde vakit oldukca hem bana araba baktik, hem de calismaya ara verdigimizde beni guzel restoranlara goturdu Omer Amca. Falafelcilerden tutun, klasik Amerika restoranlarina kadar cevrede ne kadar yiyecek satan yer varsa gittik hep. (McDonald's ve Burger King gibi saglikli (!) yiyeceklere gitmedik nasil olduysa.) Omer Amca'nin yogun bir zamanina geldigimi soylememe gerek yok sanirim. Yine de soylemis oldum.

Ev arkadasim beni tasidi genellikle Omer Amca'nin okuluna. Erken kalkmaya usendigim zamanlardaysa California'nin bu bolgesinde isleyen ancak fazla kullanilmadigi icin seyrek olan toplu tasima sistemini kullandim. Tabii arabayla 20 dakikalik yolu toplu tasimayla bir bucuk saatte almak aci verici Silikon Vadisi'nde ancak yapacak baska birsey yok. Araba alana kadar. Not aliyorum buraya gelecekler icin: Ikinci el araba Amerika'da ucuzmus, hemen altima bir tane cekerim diyenler ruyadan uyansin. Yok oyle birsey. Amerika'da ikinci el araba piyasasi Turkiye'deki gibi degil. Biraz motordan anlamak gerek cunku burda kimse arabasina bakmiyor ve arabanin ici guzel olsa da motoru her an size binlerce dolar masraf cikaracak saatli bir bomba olarak duruyor.

Neyse. Araba su siralar buyuk bir sikinti benim icin ama bu konuyu burada kisa kesiyorum. Evim San Jose'nin merkezine (downtown, yeah!) yaklasik 15 dakika uzaklikta. Cok guzel yerde, sakin sessiz bir yasam surmekteyim diger komsular gibi. Kimse kimseyi rahatsiz etmiyor, cunku zaten kimseyi goremiyorsunuz etrafta. Kaldirimda, sokak arasinda, dairelerin ortasindaki avluda. Kimse yok. Sosyallesme alani olarak disardaki camasir ve kurutma makinesi odasini dusundum, orasi bile terkedilmis gibi duruyordu. Bir makinenin kapagi acik camasir bekliyordu, cok mahsun gozuktu gozume, uzuldum onun icin.

Burda sosyallesmek demek, Barnes and Noble'a (birinin kafasina Savas ve Baris'in bir kopyasini dusurup, "Ozur dilerim falan deyip baslayabilirsiniz konusmaya), Starbucks'a (Yine kitap bahane edip veya Mac kullanan bir insan gorup baslanabilir konusmaya) ve pub'a gitmek demek. Pub kismini daha denemis degilim (gerci tanisma sekillerini de uygulamis degilim, ise yararsa haber verin), ancak pek yakinda gitmem gerektigini biliyorum. Litrelerce alkol beni cagiriyor. Gunde bir tane kota koydum kendime, degisik biralar deniyorum burda. Yakinlarda gec saatlere kadar acik, alkol de satan bir market var, oraya yuruyerek gidip degisik biralar denemek keyfim oldu. Market sahibi Ming'i de kafaladim, ATM karti kullandigim zaman benden komisyon kesmiyor. (Bu alkolik oldugum anlamina gelmiyor bu arada, su anda Mountain Dew'imi yudumlamakla mesgulum).

Daha fazla sosyallesecegim alanis okul olarak belirledim. Artik orada birkac arkadas edinemezsem gidip World of Warcraft'a yeniden uye olacagim ve ot bir sekilde hayatima devam edecegim. On hazirlik Civilization IV'u korsanlik yaparak indirdim. Oynamaya pek vaktim olmadi ama. Gerci araba alinca pek ihtiyacim kalmayacak, haftasonlari ozellikle gezmeyi planliyorum. Yol gostericim iPhone, gezilecek ve gorulecek yerleri belirledigim Lonely Planet California kitabim hazir. Daha ne isterim ki?

Su siralar gezip gordugum yerler Santana Row, Santa Cruz ve cesitli alisveris merkezleri (Bu arada, evet, en yakin Apple Store'a da gittim) :). Yakinlardaki Westgate'e yurumek hosuma gidiyor. Orada Target ve Safeway gibi gunluk alisveris merkezlerinin yaninda bir de sinema var. Tropical Thunder'i ve Vicky Cristina Barcelona'yi gordum. Hala Wall•e'yi izlemek istiyorum ama seanslari sacma sapan vakitlerde oldugu icin zor gibi gozukuyor.

Uzatmadan daha fazla sansli sayilirim ev konumum acisindan. Biraz bunalima girmedim degil, ancak yavas yavas toparliyorum. Bu anlattigim bir hafta boyunca jetlag hakkinda bir soz bile soylemedim. Bu kadar zorlu gececegini tahmin etmiyordum. Aksamustu saat 6 gibi kafami bir corba kasesine gommemek icin de cok mucadele verdigimi de not aliyorum buraya.

Yarin benim icin yeni ve akademik yasamimda buyuk bir gun. Geldigimden beri ilk defa okulumu gorup (niye bunca zaman gitmedin demeyin, cevabim 'araba'dir.) oryantasyona katildigim gun olacak. Bakalim beni neler bekliyor? Bu kadar uzattigim yeter, artik daha sik ve resimli guncellemeler yapabilecegim.. Bittim.

Not: Santa Cruz isimli sahil kasabasinin fotograflari var. Pasifik Okyanusu'na bakan sirin bir yer. Asagida baglantisini koyuyorum.

http://gallery.me.com/muzocan#100297

The Pain In Kabir

Ozgur'e bu guzide grubu benimle tanistirdigi icin tesekkur ediyorum. Danseden Alf'i gorunce ben de kendimi kaybettim.


http://www.youtube.com/watch?v=sL2obZF8ICo

YouTube: Ne acik ne kapali

Bu kadarina da pes gercekten. Asagida Ntvmsnbc'den YouTube ile ilgili
haber.

http://www.ntvmsnbc.com/news/457493.asp

Bugun Omer Amca'yla bir isini halletmeye San Jose'nin icine iyice ilerledik. Ucretsiz yolda ilerlerken yanimizda cok katli gorkemli bir bina belirdi. Kosesindeki logo, belirgin bir sekilde alfabenin ilk harfiyle parliyordu. Kendi urunlerinin Airbrush'ini alip duvarlarini boyadim hayalimde.

"Hayatimi yediniz be!"

Pek yakinda sira malum 'elma' sirketine geliyor. Resimlemeye calisirim kendimi turistik belge amacli.

Algida Secicilik

E, yuh artik.

http://www.farketing.com/fikirler/2004/12/algda_seicilik.html

Photosynth

David Pogue sagolsun boyle bir programin varligindan haberim oldu. Microsoft'tan uzun zamandir cikan en guzel yazilim sanirim. Cok da yararli, ancak sadece XP ve Vista'da calisiyor. Windows kullanan insanlar, bir deneyin, ise yaradi mi bana da haber verin.

http://photosynth.net/Default.aspx

Yolculuk

Amerika'dayim sanirim. Oyle herhalde.

Sansure Hayir

"Sansure hayir!"

Gercekten bu kampanya guzel ve destekliyorum, ancak Pars-McCann Digital gibi is ahlakindan yoksun bir firmanin bunu ustlenmesi, ustune ustluk Twitter'da da sahte kisilikler olusturup sizi spamlemesi akil alir sey degil. Baslarim sizin viral kampanyaniza diyesi geliyor insanin.

Internette Arama

Gelecekteki tasarlanan konseptlerden biri.

http://petitinvention.wordpress.com/2008/02/10/future-of-internet-search-mobile-version/

Time Capsule

Artık Vista'nın nereden geldiğini biliyoruz. :)

Yangın

Apple kampusunda geçtiğimiz gün yangın çıkmış. Böyle bir haberden bize ne değil mi? Ancak şu yorum hoşuma gitti. Bu hikayeye 'Digg'de rastlayınca altındaki yorumlara bakmak da kaçınılmaz oluyor.

"Steve Jobs FIRES engineering team for mobileMe"

Çok güldüm. :)

Amblem Tartışması


Hala Hitit Güneşi'ni geri getirmemekte kararlı i. Melih Gökçek. Kendi getirdiği sözde 'amblem'ini (amblem demeye bin şahit ister) flamaya çevirme kararı verilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidecekmiş. Gitsin bakalım. Sanatın içine tüküren Büyükşehir Belediye Başkanı'na mahkeme ne der acaba gerçekten merak ediyorum. Haber Radikal'de.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&Date=13.08.2008&ArticleID=893201

Bu arada şöyle bir uygulama da vardı. Artık fazla görememeye başladım Ankara'da. Güzel de uygulamaydı.

http://tinyurl.com/55jszr

iSync

Gidiş tarihim yaklaşırken bazı küçük teknolojik aleti geride bırakmamın hazırlığını yapıyorum. Babama mesela burda kullandığım iPhone'umu bırakacağım. Orada kendime anlaşmalı yeni bir tane edineceğim tabii ki. Bu süre içinde Türkiye'de kullandığım hattımı bir telefonda kullanmam gerek diye düşünürken aklıma emektar Sony Ericsson T610'um geldi.

Elbette iPhone geldiğinden beri SIM'e kimseyi kaydetmedim, sürekli Address Book'taki iletişim bilgileri kayıtlı insanları iTunes aracılığıyla senkronize ettim. Bu da sorun yaratabilirdi, taa ki aklıma Bluetooth senkronizasyonu gelene kadar. Uzun bir zamandır bilgisayarımda 'Applications' klasoru icinde yer edinmiş, ancak bir süredir kullanmadığım sevgili program iSync.



iMac'imin içinde varolan Bluetooth'u kullanarak, bilgisayarım ve telefonum arasındaki bağlantıyı kurdum ilk önce. iSync'e gidip 'Add Devices' deyip sonra 'Mobile Phone'u seçtim. Sorunsuz ve kolay bir işlem. Güvenlik için sadece telefonunuzda uzun sayılabilecek bir şifre girmeniz gerekiyor. Bundan sonra zaten iSync gerekeni yaptı. Bütün 'Address Book'taki iletişim bilgilerini ve 'iCal'deki takvimlerimi senkronize etti. Hem de Bluetooth'la kablosuz.

Bir süredir kullanmadığım bu özelliği kullanmak ve özelliğin çalışması beni gülümsetmeye yetti. Keyfime diyecek yok. Tabii bir süre iPhone arayüzünden uzak kalacağım düşüncesi içimi biraz burkuyor. Her defasında mutsuz olacak birşey buluyorum, evet.

Not: iSync üzerinde nedense telefonun simgesi kırmızı kaydedilmiş. Bu renk biraz kıro gözüküyor. Benimki gri metalik renkte, bunu belirtme ihtiyacı duydum. Kıro iSync.

MobileMe


Üzüyorsun beni.

Güncelleme: Ars Technica'da bunu yazdı biraz önce. Buyrun;
http://arstechnica.com/journals/apple.ars/2008/08/11/two-weeks-after-apple-calls-mobileme-stable-mail-goes-down

Salad Fingers

Gerçekten çok hastalıklı ve bir o kadar da komik. Hakan görse bunu "Yine haplı birşeyler bulmuşsun" derdi eminim. Bunu yapan da büyük ihtimalle biraz uçmuş biri. İzleyince hak verirsiniz mutlaka.



Bölüm bölüm YouTube'da anahtar kelime girip izleyebileceğiniz gibi, bir de Flash sitesi var. Adresi:

http://www.fat-pie.com/salad.htm

"H-hh-hello?"

Linux Sempozyumu

Bunu cfq'ya ithaf ediyorum. :)

read more | digg story

Hazır midem yeni iyileşmişken, bende bu aleti bozacak kadar içme istediği doğmasının sebebini anlayamıyorum. Alkolik değilim, ancak pek sosyal içici de sayılmam sanırım. Bu konuda ne olduğumu bilmiyorum. Gidip güzel biralar denesem desem yok, o zaman vodka portakala talim edelim.

Who ya gonna call?

Bu sonbaharı sabırsızlıkla bekliyorum. Fragmanda biraz kötü gözüküyor grafikler, ancak ComicCon röportajlarını izlediğim kadarıyla PS3'te ayrı bir güzel olacakmış diye duydum.


Radiohead ve sürprizleri

Bugün Radiohead'den mail geldi. Rock Werchter'den mail adresimi almış olacaklar sanıyorum, benden bir anket doldurmamı istediler. Aslında ankete tıkladığımda bir de baktım ki konsere nereden ve hangi araçla geldiğii merak ediyorlarmış. Bu bilgileri girdiğimde atmosfere bıraktığım karbondioksit izlerini metreküp olarak hesapladı. Bunun sonucunda bana bir adet zannedersem bu konser zincirinden canlı kayıt göndereceklermiş.

Bu nasıl bir halkla ilişkiler? Gerçekten inanılmaz. Türkiye'de Lounge.fm ve FG gibi şirketlere halkla ilişkiler deseniz kibarca ağzınıza sıçıyorlar. Hakkınızı aramayı bir yana bırakın..

Not: Kişisel düşüncelerim yüzünden çalıştığım kuruma hakaret edilmesi sebebiyle yazılan yorumları kaldırdım. Siz sansürden anlıyorsunuz tabii, bu sizin anladığınız dil.

Hayden Panettiere

Saka gibi. Heroes'da oynayan kiz degil mi bu? Paris Hilton'luga soyunmak pek yakismamis sanki. :)

http://www.youtube.com/watch?v=6owM7MJwcwQ

Last.fm ve diğer yenilikler..

Biraz önce Last.fm'de bana önerilen ücretsiz MP3'lere podcastmişcesine bağlanabileceğimi öğrendim. Böylelikle yeni bir şarkı önerildiğinde otomatik olarak iTunes'a inecek. Gerçekten başarılı bir hizmet.

http://www.last.fm/home/freemp3s

Bir diğer yenilikse, neredeyse tüm internet yaşamımı toparlayabildiğim bir adres. Biraz güncelleme süresi düşük, ancak şimdilik daha iyisini yapana kadar böyle idare edeceğim. Bir bakın..

http://www.muzocan.com

Belcika ve Werchter (1)

Uzun zamandir bekleyen bir yazi bu aslinda. Son zamanlarda uluslararasi bir kisilik ben, hayatimda bir degisiklik yapip yurtdisindaki bir festivale gitmeye karar verdim. Hersey hazir olsa da, orada bulunan belirsizlik ve tek basima gitmeme bagli yalniz yasamdan korkup az kalsin butun herseyi iptal edecektim.

Tabii bir pazartesi sabahi kalkip, ucagima yetistim. (Biletimi iptal etseydim biraz kesintiye ugrayacakti. Tabii hersey hazirken salakligima doymayayim gibi bir durum olacakti.) Festivalden 3 gun once Bruksel'e gidip gezmeyi planlamistim ve gezdim de. Ucaktan inip Schaerbeek'deki Sleephere hostelime yerlestikten sonra biraz cevreyi tanimak icin yuruyerek sehir merkezine gitmeye karar verdim. (Bu arada Schaerbeek'in buyuk bir kisminin Turk Mahallesi oldugunu daha once bizim radyoda calisan arkadasim Ege'den ogrendim.) Her yerde 'helal' kebap ve sis dukkanlari gorunce birseylerin garip oldugunu tahmin etmem gerekiyordu.

Kaybolup uzun bir sure sehir merkezine yurumekle vakit gecirdikten sonra - Arap ve Afrika'lilarin yasadigi mahallelere de girip - sonunda eski sehir merkezine vardim. En son Interrail zamani gitmistim. Dogal olarak hicbir sey degismemisti. Sadece ertesi gune yapilacak Ommegang'in dekoru disinda. Herneyse. O gun Ege sagolsun beni aldi ve beraber Belcika biralari denemeye basladik. Yorgunluktan olurken biranin da verdigi rehavetle hostele geri dondum ve 4 kisilik karisik odamda o gece tek basima kaldim.

Ertesi sabah pek cok insanla tanistim. Birden odam dolunca biri Potekizli, digeri Avustralya'li ve bir Amerika'li vardi. "Aksam ne yapiyorum?" sorusuna cevabim vardi artik. O gun onlar eski sehir merkezini gezmeye karar verdiler. Ben de daha onceden gezmedigim yerleri gormeye kararliydim ve Atomium'a gittim.



50. yilinda olan Atomium'un tupleri arasinda dolasirken tarihi hakkinda pek cok sey ogrenmis oldum. Tabii Wikipedia'dan da tamamlamis oldum bilgilerimi. Icerisi sicak olunca hersey ustume geliyormus gibi oldu, kendimi disari attim bir sureden sonra. Olan 4 euro'ya oldu. 4 euro ile bir buyuk bira icebilirdim. Daha sonra Atomium'un cevresindeki park bahcelerde gezdim, sakinlestim. Bir onceki gunden kalma ayak, bel ve bacak agrilarimdan bu sekilde kurtulmaya calistim.

Aksam yeni edindigim arkadaslarimi aradim, onlarla takilmaya basladik. Ommegang'a gittik, atli soyalyelerin ciktigi sirada herkes sikildi ve elbette icmeye gittik. Bir ara Ege'de ugradi ictigimiz yere. Ictigim biralari buraya sayiyorum.

Blanche Hoegaerden, Leffe Brune, Kriek Lindermans (bu visne birasiydi, pek cok kisi gunduz gazoz niyetine bunu iciyordu), Chimay (Geceye son noktayi koymak isteyenlere, benim favori biram), Maej, Goulden Carolus.. ve daha bir suru bira. Aslinda defterime not almisim ama gece ilerledikce giderek yazim bozulmus. :)

Ertesi gun Ege'ye rahatsiz edip kendisine konuk olmaya karar verdim. Bir sonraki gun erken kalkip Schaerbeek'den tren istasyonuna gitmek beni o agir yukle zorlayacakti. Ege'de sagolsun beni konuk etti, gece boyunca havadan sudan ve Bruksel'de basina gelen gasp olayindan bahsettik. Sunu soylemeliyim ki, Bruksel'de yapilacak bir is varsa o da cilingir ve anahtarcilikmis cidden. Ege'nin gasp sonrasi anahtarlari da gidince, gecenin bir vakti cilingirin 500 kusur Euro istemesi tuz biber olmus. Neyse ki daha kotu birsey basina gelmemis.

Ertesi sabah Ruya'nin da iki arkadasi Rock Werchter'e gidecekmis, onlarla tren garinda bulustuk. Boylece kalabalik bir Turk kafilesi olduk. Pekcok yeni insanla tanistim. Kalabalik grupla beraber Leuven'e gidecek treni yakaladik ve Rock Werchter'e dogru yol almaya basladik.

Devamini sonra yazacagim.. Simdilik fotograflar fotograf galerisinde..

http://gallery.me.com/muzocan