Sınav haftası ne kadar da uzakta görünüyordu. Göz açıp kapayana kadar geçti. Bu hafta içinde Muzaffer yoruldu. Babası geldi onun ziyaretine ve mutlu oldu çocuklar gibi. Uzun süredir görmediği aile dostlarını gördü Ankara'da. Dostlarla beraber, Tip 2 diyabetli babasıyla salata yedi gittiği yerde. Beraber oturup TV izledi. Az çok çalıştı sınavlarına.

Çarşamba gününe hazırlık yaptı ve uçtu Ankara semalarından İstanbul'un artık daha sıcak görünen yüzüne bir daha bakmaya. Oturduğu mekanda pencereden dışarı bakarken, çatılarda ve gökyüzünde güvercin yerine martıları görmeyi ne kadar çok sevdiğini farketti. Aklına akşam karanlığında aydınlatılmış camii minarelerinin etrafını çevreleyen martılar geldi. Onları da bir dahaki sefer görmek için aklına not düştü.

Ne olduğunu anlamadan sarhoş oldu ve bir süredir tekrar görmeyi istediği I Am Kloot ve Elbow'u izledi. Bol bol göz göze geldi Elbow'la. Bu Muzaffer'in hoşuna gitti, çünkü Muzaffer seyirciyle ayrı ayrı ilgilenen ve iletişim kuran grupların konserlerinden ayrı bir zevk alıyordu. Bağıra çağıra Fugitive Motel söyledi.

Sonra gözlerini Bebek'te açtı ve iki adım yürüyüşle sahile vardı. Mutluydu ve belki de İstanbul'da Caddebostan sahilinden sonra en sevdiği yerin Bebek olabileceğini düşündü biraz akşamdan kalma olarak. Aynı gün içinde Ankara'ya geri dönme gerçeğiyle yüzleşti ve bu üzüntünün getirisi Muzaffer'in midesinde sıkı bir yumruk etkisi yarattı. Moralini yine de bozmadı, o serin ve güneşli günün tadını çıkardı zorunlu taksi turları atarak.

Geri döndüğünde bahara uyanmak üzere olan gri Ankara elbette hiç değişmemişti. Zaten bir günde de değişeceğine inanmıyordu. Hala arabesk kuğu motifleri Kuğulu Alt Geçitleri'nde duruyordu. Bu motifleri oraya koyan organizmayla aynı şehirde yaşadığını düşündü sonra. Derin bir iç çekti.

Cuma günü güzel geçen bir Alt Sokak'ın ardından evine gelip kendini yatağa attı. Eskilerden bir rüya gördü. İlkokuldayken okul sonrası annesiyle en iyi arkadaşını arabyla alıp evde çizgi film izlediği zamanları hatırladı. Evin sokağına girişte yağmur yağdığı zamanlar annesinin "Kürekleri çıkarın çocuklar, İmar Sokak gölüne giriyoruz!" deyişi Muzaffer için o kadar canlıydı ki.

Ertesi sabah İstanbul'dan gelen arkadaşları erkenden uyandırdı Muzaffer'i. Ankara'da tarihi bir olaya tanıklık etti. Cumhuriyet Mitingi. Ülkeden ve ülkenin insanlarından ümidi kesmişti ancak bu kalabalığı görünce şaşırdı doğal olarak. Bir çok yeni slogan öğrendi ve aklında meydandaki duyulamayan yankılı konuşmalar dışında elden ele geçirilen bayrak kaldı. Bayrak önündeki reklam panosuna takılınca yaşlı amcanın bastonuyla sıkıştığı yerden çıkarmak için yardım etmesi Muzaffer'in çok hoşuna gitti. Acaba yaşlanınca ben de mi böyle olacağım diye kendine sormadı değil.

Pazar gününe Velvet Underground'un Andy Warhol plağıyla başladı. Dışarıda toplanan bulutları gördü ve yağacak yağmuru düşünüp dinlediği albüm bitince Kings of Convenience'ın Riot On An Empty Street plağını sessizliğe bürünmemek için aceleyle pikabına yerleştirdi. Bir de baktı, yağmur nisan ayının ortasında kara dönüştü. Sonra tekrar bir albüm seçimi yapmak için uğraşmadı Muzaffer.

Mevsim dönümlerinde biraz daha bunalıma gireceğinden korkan Muzaffer, her nedense kendini gayet iyi hissediyordu. Hızlı bir haftanın ardından başka bir pazartesiye uyanmak için başını yastığına koydu. Nefesini dinledi bir süre karanlık odasında. Uyudu..

0 comments: