Herkese mutlu yıllar! ^^

Zi Punt

Zi Punt, Oğuz Kaplangı, Uğurcan Sezer ve Chi K. birlikteliğinden oluşan bir grup. Kendilerini elektro-funk veya elektro-rock olarak adlandırsalar da new wave, rave, endüstriyel ve pop arasında gidip geliyorlar. Grubun 26 Aralık 2007 tarihinde, If Performance Hall'da verdikleri konsere gittim. İyi ki de gitmişim, kendileri hakkında daha fazla bilgim oldu.

Karşımda şarkıları tam olarak oturmamış ve sahne tozu yutmamış bir grup duruyordu. Tam sizi yakalayacak melodileri dinlemeye başlamışken, alakasız bir biçimde gidişatı değişen şarkılara tanık oldum. Şablon şeklinde kullanılmış ritmler ve her kulağın aşina olduğu synth seslere hiç girmiyorum. Alkışlayabildiğim tek şarkıda vokalistin "Bu bizim pop'a en şakın şarkımız. Eğlenceli tabii." demesi son noktayı benim için koydu.

Keşke aynı plak şirketinden çıkan (Elec-Trip Records) Portecho gibi başarılı bir grup olabilseydi. Kalitesiyle tanıdığım bu plak şirketi, ne yazık ki daha hazır olmadığını düşündüğüm Zi Punt'un albümünü Ocak 2008 tarihiyle çıkarmayı planlıyor. Bu işte elbette Elec-Trip Records'un sahibi Oğuz Kaplangı'nın bir parmağı vardır.

Diyeceğim şu ki, belki albüm kayıtları daha farklıdır. Ancak benim duyduğum kadarıyla verdiğiniz paraya yazık olabilir. Fazla sert bir eleştri olduğunu düşünüp Zi Punt'un müziğini merak ettiyseniz MySpace sayfalarına uğrayabilirsiniz.

http://www.myspace.com/zipunt/

Not: Vokalistin t-shirt'ünde 'New Rave' yazıyordu. Eğer 'New Rave' böyle olacaksa kalsın, ben almayayım.

Wall•e



Bundan yaklaşık 8 ay önce yine bir Pixar filmi hakkında bu bloga yazmıştım. Bence artık Disney dünyasının sihirli gücünü Pixar ele geçirdi. Yaratıcılık durmuyor bu şirkette. Fragmanlarını izleyince, eminim benim gibi siz de Türkiye'de gösterime gireceği tarihi iple çekeceksiniz.

Animasyonun kalitesi yine göz alıcı..

http://www.apple.com/trailers/disney/walle/
'Uninvited'ın remix versiyonu olsa da Ayvalık Tostçu'larına düşmesi üzüntü verici bir durum.

Başka üzüntü verici bir durumsa dün If Performance Hall'daydı. Vega konserinde soru ve cevap (sıradaki şarkıyla bağlantılı bir soruydu);

Vega vokali - Dünya ne kadar zaman önce meydana geldi?
Bir grup, çoğunluğu erkek seyirci - 2 milyon yıl! 3 milyon! 5 milyon!

Zavallılar..

Radiation



Çok özlemişim Marillion'ın bu albümünü. Belirli bir benzerlik olmasa da, bir şekilde bana nedense Radiohead'in yeni albümündeki şarkıları çağrıştırdı. Bu albümü en sık dinlediğim zamanlar daha yeni terkedilmiştim. Ankara'daki ilk günlerimdi. Armada daha beton bloktu. Turuncu - pembe sokak ışıkları, gri Ankara, yalnızlık ve akşam saat 10'da eski otobüslerde okulun hala alışamadığım kokulu yurtlarına geri dönme zorunluluğu. Pide, yeni halıfleks ve oda arkadaşımın petibör bisküvileri kokusu karışımı birşeyler.

O zamanar daha kendine sosyal çevre kuramamış olan ben, Discman'ine sarılmıştı doğal olarak. Müzikten başka iyi arkadaş nereden bulunabilirdi ki? Çünkü bazen müzik de arkadaş bulmanızı sağlayabilir. Hala hatırlarım Serhat'la (Yurtta tanışıp, beraber eve çıktığım arkadaşım) MTV'de Radiohead Top Ten yakaladığımızda bir koşu bira almaya gittiğimizi..

Bazen bu sakin tavırlarımın arkasında "Cathedral Wall"daki gibi bir çığlığın beni izlediğini düşünüyorum..
Sakin bir pazar akşamı geçiren ben, Akın Eldes Trio'nun etrafa yaydığı pozitif duyguları emerek daha da iyi hissettim. Eskişehir'de uzun zamandan sonra kaliteli müzik dinlemenin zevkine ulaştım zannediyorum. Böyle bir akşamı ya sarhoş bitirecektim, ya da kendime bir şekilde zaman ayırıp başka bir şeyler yapacaktım. Ne yapacağını bilememek klasik bir Muzaffer hali, ne yapacağımı bilemiyordum.



Divina sağolsun, Radiohead'in In Rainbows albümünün ikinci etabının gelip kapımıza dayandığını haber verdi bana. Daha birinci etaptaki şarkıların acısı yeni yeni iyileşir gibi olurken, ikinci bombayı da patlattılar. Bu satırları yazarken arkada süzülen albüm, altıncı şarkısına varmış da benim haberim yok. Yine aldılar, götürdüler beni bir yerlere.. Ben de hazırdım zaten 'başka yerlere uçmaya'..

Bıktım Oturmaktan..



Yuvadan ayrılmışken oraya geri dönmek sıkıcı ve acı verici.. Uçmalı yine başka yerlere..

The National Konseri

7 Aralık 2007 tarihinde The National konserinde olduğum için şanşlıydım. Grubun davetlisi olarak gittim bir kere. Zaten 'The Boxer' albümleri büyük ün kazanmış bir grubu İstanbul'da izlemek aşrı bir şanstı.. Konserde biraz fotoğraf çektim. Aşağıdaki adreste bulabilirsiniz..

The National, Babylon. Flickr

Web 2.0

Geç de olsa Muzocan, sonunda blogunu Web 2.0 standartlarına getirmeyi başardı. Del.icio.us, StumbleUpon, DiggIt!, Technorati ve Google Bookmarks düğmelerini 'Comment' bağlantısının hemen altında bulabilirsiniz. Ekleyiniz beğendiğiniz yazıları çekinmeden. :)

Bu arada bir de Twitter hesabı aldım kendime. Tavsiyem söz konusu. Boş iş demeyin, siz de deneyin..

http://twitter.com/muzocan


Not: Web 3.0'dan konuşmaya başlamışken, bu geçiş gerçekten biraz geç oldu. Farkındayım.

Dear Sister

"Umm what you say.."

Ah be cfq, taktın ya şu şarkıyı aklıma.. :)

01-18-08

Merakla bekliyorum. Ya fos çıkacak, ya da unutamayacağımız tarihe kazınan filmlerden biri olacak. Artık adı belli, Cloverfield.

J.J. Abrahms bakalım bu sefer neler yapmış pek yakında öğreneceğiz. Fragmanları Apple'dan izlemek mümkün.. İlginçtir, bu tip yapımlar eskiden 20th Century Fox'tan çıkardı, şimdi o alana Paramount yayılmaya başladı..

http://www.apple.com/trailers/paramount/cloverfield/

Haaa bu arada elbette bir 'Bad Robot' yapımı. :)

Rahatlamak

Özellikle kalabalık ortamlarda zor olabiliyor. Keşke videodaki tuvalet gibi her yer temiz olsa..



Bu arada benim aklımda hep Grieg'in Morning Mood'u çalar bu tip durumlarda. Ne alakaysa..

House Sezon 4, Bölüm 9, 'Games'



Bölüm sonunda House yine Cuddy'yle dalga geçip bu yaramaz bakışı atarken, arkadan 'Spirit in The Sky' giriş yapar. Seviyorum bu diziyi..


Bir daha gelseler de gitsek, hafif hafif salınsak. Beraber söylesek 'Fugitive Motel'i..

Kis Geldi

Kar sessizliginde, Sigur Ros esliginde kirmizi sarap icip rahatlama
zamani..

Facebook Atasözü

Life is too short to track the status updates of my Facebook friends.

Teknoloji Devri


Bundan yaklasik dort sene once - tam hatirlamiyorum - Steve Jobs yine meshur sunumunu yapip, o seneyi 'tasinabilir'lerin yili ilan etmisti.

Ertesi sene 'High Definition'larin yiliydi. Yaklasik dort sene sonra etrafimiza soyle bir baktigimizda, Turkiye'de daha yeni bu tip manzaralari gorebiliyoruz.Yukaridaki fotograf TCDD'nin Baskent Ekspresi'nden bir fotograf.

Dusunuyorum da Turkler teknolojiye bu kadar acken - ki bunu Mediamarkt orneginden gorebiliyoruz - ne zaman yeni teknolojiye ulasabilecek gelire sahip olabilecek?

Sanirim uzunca bir sure daha Serdar Kuzuloglu'nun teknoloji sayfalarina agzimiz sulanarak bakmaya devam edecegiz.

Bu arada trende kablosuz baglanti gozukmesine ragmen kimse internete baglanamadi. Kablosuz ag var mi ama? Var. Bu da yeter..

Gunun Sozu

"U2 are just playing the same old songs to same people, and fulfilling
Bono's messiah complex." - Damon Albarn

Bu kadar basit ve net aciklanabilirdi sanirim. Ben de U2 dinliyorum
ama yetti artik. Bir nokta koymanin zamani geldi.

Yeni acilimlar, yeni muzikler. Black Kids'le baslayabiliriz sanirim.
Denemekten korkmayin veya gidin bir bara Seven Nation Army dinlemeye
devam edin..

15 Steps to nowhere..

Çıktığından beri kopamamışım. Bir türlü bırakmıyor peşimi derken hayatımın bir parçası haline gelmiş bu Radiohead albümü. Gerçektende gökkuşakları içinde bir müzik sığınağı yaratmışlar. Basla süsleyip, sıcak tonlu gitar öbekleriyle bizi bunalıma da sürüklemişler. Biz neredeyiz demişiz farkına varmadan. Cidden ben neredeyim?

Bu sigara dumanı değilse, neden, nasıl, niçin.. Kopamadım mı acaba bulutlardan?

How come I end up where I started
How come I end up where I went wrong
Won't take my eyes off the ball again
You reel me out when and you cut the string.

How come I end up where I started
How come I end up where I went wrong
Won't take my eyes off the ball again
First you reel me out and then you cut the string

You used to be alright
What happened?
Did the cat get your tongue?
Did your string come undone?
One by one
One by one
It comes to us all
It's as soft as your pillow

You used to be alright
What happened?
Etcetera Etcetera
Facts for whatever
Fifteen steps
Then a sheer drop

How come I end up where i started?
How can I end up where i belong?
Won't take my eyes off the ball again
You reel me out and you cut the string.

Satisfaction Guaranteed

Ses sistemi daha iyi olsa, daha mutlu olacaktim Ankara'daki Client
konserinde. Ancak, tamam, Ankara'da izleme firsati yakaladim. Susuyorum.

Konser fotograflari pek yakinda Flickr'da..

Spiders On Drugs

Bir deney üzerine komik ve kısa bir belgesel..

Complaint to Apple

Apple! Apple Inc.! Apple Computer! Hear my roar!

We can't reach Apple Discussion Forums from Turkey. Why? Anyone?
http://discussions.apple.com

If you have a solution besides using a proxy, you're welcome.. :)

LCD Soundsystem, 45:33

Albüm yarından itibaren satışta.. Şiddetle tavsiye ediyorum.. Aşağıdaki küçük 'Play' tuşuna basıp dinleyebilirsiniz..

LCD Soundsystem45:33

Datarock

Haftasonu Datarock konserinde ziplamaktan hala bacaklarim agriyor.
Uzun zamandir bir konserde bu kadar eglendigimi hatirlamiyorum. Konser
sonunda elimde sadece kirik bir gunes gozlugu parcasi vardi. Bir de
kulagimda grubun karaoke yaptigi Time of My Life sarkisi..
Gozumu kapatamiyorum. Kapatmaktan korkuyorum. Iciyorum, ancak yine kopamiyorum hayattan.. Ne yapacagimi sasirmis durumdayim..

Leopard



Yaklaşık 17 senelik bir Apple kullanıcısı olarak, bu haftasonu benim için diğer kullanıcılar gibi heyecanlıydı. Mac OS X Leopard, yani ertelene ertelene suyu çıkmış işletim sistemi, bir tık ötedeydi. Heyecanla yükleyip yeni özelliklere kolayca adapte oldum. 4 gün oldu ve hayatımda büyük kolaylık yaratan yeni özelliklerden kopamayacağımı biliyorum.



Küçük bug'lar dışında kedimi evcilleştirdim ve şu an çok mutluyuz kendisiyle. Aşağıda durduğu zaman 'Dock' derinlikli bir hal alıp sinirimi bozuyordu. Bende 'Dock' ekranın altında dururken, aşağıdaki terminal komutlarıyla 'Dock'un yanlarda durduğu zaman gözüktüğü gibi 2 boyutlu haline çevirdim.

% defaults write com.apple.dock no-glass -boolean YES
% killall Dock

Tabii bu komutlar için Ars Technica'ya bir teşekkürü borç biliyorum. Hatta Mac OS X Leopard hakkındaki incelemeye - yorumlarına dersem ayıp olur - biraz zaman ayırmak gerek kesinlikle. Makale için buraya tıklayabilirsiniz.

Mac OS X Leopard 10.5, tüm Mac kullanıcılarına tavsiye edeceğim büyük bir sistem güncellemesi. 2 günde, 2 milyon sattığından da ne kadar başarılı bir sürüm olduğu belli zannedersem..

Bu arada Apple'ın Mac OS X sayfalarına uğramayı ihmal etmeyin..

Eskisehir Hayati



Eskisehir'e dondum sayilir ve yeni okul arastirmalarina da basladim.

Biraz canim sikilsa da neyseki arkadaslarimin bazilari hala burada. Basvuru sonuclarimi beklerken, Ankara'daki eko sistemimi kurmayi ihmal etmedim Eskisehir'deki evimize. Zaten fotograftan da anlasilacaktir. :)

Yarin yine o ozel gun. Annemi ziyaret ediyoruz ve dogumgunum ayrica. Aksam Anathema konserine gitsem mi diye plan yaparken, hesapta olmayan pek cok sey cikabilir belki diye bekliyorum. Eskisehir ne kadar surpriz yaparsa artik..

Not: Turkce karakterler nereye gitti derseniz, bu blog guncellememi iPhone uzerinden gonderdim buraya.

Özledim

Ankara'yı değil, arkadaşlarımı.

Alt Sokak Podcast

Uzun bir süredir güncelleyemediğim Alt Sokak podcast'i sonunda geri döndü. Alt Sokak Interpol Özel ve MySpace arkadaşlarımızdan The Playing Fields'ı konuk ettiğimiz podcast'lerimiz online ve indirmeye hazır! :)

Web üzerinden indirmek için;
http://www.radyoodtu.com.tr/podcasts/index.asp?chid=2

iTunes üzerinden indirmek için; (Subscribe olursanız eğer otomatik olarak yeni bölümleri indirme lüksüne sahip olacaksınız).
http://phobos.apple.com/WebObjects/MZStore.woa/wa/viewPodcast?id=81296612

Podcast'ler hakkında soru ve önerilerinizi lütfen altsokak@radyoodtu.com.tr e-posta adresimize çekinmeden yollayınız..

Alt Sokak'ta görüşmek üzere..!

Bir Gün Gelecek..

Foto için cfq'ya bir teşekkürü borç bilirim. Aralık ayında alacağı Macbook Pro'sunu da şimdiden tebrik ediyorum. Hoşgeldin aramıza.. Hahahahaha! (Big Brother edasıyla.. İronik oldu Apple'ın başlangıç felsefesine gerçi..)

Yeni albüm..

Radiohead'in yeni albümünü internetten satın alma şansımız doğdu. Kendi sayfalarından 'Box Set'lerini satmaya başladılar. Yaklaşık 40 sterlinge satıyorlar ancak bir de dijital indirmek için de şans var. İşin güzel kısmı burada albüme ödeyeceğiniz ücreti siz belirliyorsunuz. 'Box Set' aralıkta geliyor, dijital indirme hakkınızsa 10 ekimden itibaren.

1 sterling Radiohead için az gelebilir, ancak bir bakarsınız Süleyman Abi'den fiziksel halini de alırım.. :)

http://www.inrainbows.com/Store/Quickindex2.html

Çocukluğum..

Bütün çocukluğum bir kutu içinde saklı değil. Aşağıdaki videoda saklı..

5 Saniyede Filmler..

Eğer benim gibi koşuşturmaca içindeyseniz ve bir türlü istediğiniz filmleri izleyemiyorsanız, bu YouTube kanalı tam bize göre. '5 second movies'de birçok filmi 5 saniyede izleme şansı buluyorsunuz. Genel hatlarıyla film hakkında bilgi sahibi olmak mümkün. Tabii filmi önceden izlediyseniz daha anlamlı oluyor. Uzun zamandan beri 'Silence of The Lambs'i izlememiştim. '5 Second Movies' sağolsun, izledim.. :)



Bahsettiğim kanala gitmek için buraya tıklayabilirsiniz. İyi seyirler..

Yeni Şarkı Listesi

Daha iyileştirilmesi gereken, fakat şimdilik bana yeterli olan Badly Drawn Boy, Blur ve The Good, The Bad and The Queen karması bir şarkı listesi. Buyrun efendim.. "Blurry Boy of The Bad Queen".

Welcome to Turkey

Elbette karşıma askerlik durumu çıkınca araştırma yapmadan duramazdım. Boş durmak bana yaramıyor. Karşıma şöyle bir yazı çıktı.. (Tabii bu yazının karşıma nasıl çıktığını ve Google'a girdiğim anahtar kelimeleri tahmin edebilirsiniz) :)

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=51221

Mösyö Sıkılhan

Sonbaharın gelmesiyle Ankara'ya tekrar akın akın insanlar dönmeye başladı. Her zamanki memur hayatı ve koşuşturmaca şehrin üzerindeki kara buluta bir açık katman daha ekledi. İlkokul öğrencileri okuma yazma öğrenmeye başladılar bile. Önümüzdeki haftadan itibaren üniversiteler de açılacak ve böylece şehir karmaşasındaki eksik parça da yerine oturacak.

Peki ben şu an neyin parçasıyım? Hiçbir şeyin. Hiçbir şeyin parçası olamamanın sebeplerini bulmak için bendeki birkaç parçayı yerine oturtmak yeterli. Biraz eskilere dönmek gerekiyor bunun için. Üniversite sınavına girdim, istemediğim bir bölümü kazandım, istemediğim bölümde derslerim kötüye gitti, okuldan atılma konumuna geldim ve sonuç olarak okuldan atıldım. Biraz önceki cümle durumumu özetle anlatmasına rağmen, satır arasında pek çok hikaye gizli. Ayrıca yedi seneyi içine alan ve birçok alanla kesişen büyük bir küme.

Parmaklarımı çaprazlayıp üniversiteden atılan öğrenciler için çıkacak affı beklerken, bir yandan da zilimi pek yakın zamanda çalacak Paşa'nın tedirginliği içinde yaşıyorum. Beşinci katta askeri komutanlıkları gören teraslı evimde, müzik dinlemeyi bile unuttum. Sessizlik hakim burada. Açıkcası o boktan okuldan uzakta olduğum için ilk kez üzülüyorum. Tabii bu durumda bana şu cümleleri sarfettiğinizi duyabiliyorum.

"Olan olmuş artık", "İş işten geçmiş, boşver", "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye" veya daha açık bir şekilde, "Sikilmiş götün davası olmaz". Sanırım bundan daha açık olamazdım.

Çizgi romanlarda kahramanın başına bir şey düştüğünde yıldızlar, bebek beşiklerinin üzerine konan oyuncaklar gibi döner. Ne yapacağıma karar veremememin sıkıntısı ve ileride yatan belirsizlik yüzünden benim başımın çevresinde soru işaretleri var. Dönen soru işaretlerini görmezlikten gelip, bazen onları yakalayıp cebime sıkıştırsam da, kaçış konusunda benden daha yetenekli oldukları için yine onları yakaladığım yere geri dönüyorlar.

Kendi kendimi daha fazla kafayı yemeye başladığıma inandırmadan - ki inandırırsam gerçekten kafayı yiyecekmiş gibi duruyorum. gerçi askerlikten yırtabilir miyim bu sebeple? hmm. - bu yazıyı burada sonlandırıp sonbaharda Ankara sokaklarında sakin müzikler dinleyerek dolaşmaya çıkıyorum..

SNL - Harry Potter

Saturday Night Live'da Harry Potter parodisi. Özellikle büyüteçle kitaba göz attıkları sahnede, Potter'ın tepkisi her defasında gülmeme sebep oluyor.

Rock'n Coke Hatırası

Röportaj pek yakında Alt Sokak'ta ve Alt Sokak podcastinde.. Badly Drawn Boy. :)



Diğer fotoğraflar için;
http://gallery.mac.com/muzocan

Festival

Rock'n Coke'dayım. Ardından bir tatil yapıp buradayım yine..

Lost

Bu sıcakta sadece Mama Cass Elliott ile bulaşık yıkayabiliyorum. Tek motivasyonum sanırım bu. İyice beynim sulanmış olmalı. Sıkıldım artık. Şubatı bekleyemeyeceğim. Bari 3. sezon DVD'lerini erken çıkarsaydınız. İnsafsızlar. Başlasın Lost.

Sometimes, everything is easy..

Hatırlamıyoruz, değil mi? Not alalım.

Uzun zamandan sonra televizyonu tekrar açtığımda birkaç ay önceki manzaranın tekrar geri geldiğini gördüm. Yine bütün ekranlarda Meclis TV vardı. Altyazıdaysa "Cumhurbaşkanlığı Seçimleri". Bu kadar safsata yapmaya ne gerek var diye düşünüyorum hep. Zaten başımıza çıkacak adam belli. Abdullah Gül. Kendisinin gözümde nasıl bir insan olduğunu biliyorum. Beni tanıyanlar da zaten kendisi hakkında ne düşündüğümü biliyor. Gül hakkında neler yapmıştı bu adam diye biraz internette dolaştım. Kısaca, küçüklüğünden beri siyaset içinde yer almış bir adam ve az kaldı Recai Kutan'ı da deviriyordu. AKP'nin de kurucularından ayrıca.

İlk notumu alıyorum. Abdullah Gül'ün 1995 yılında The Guardian gazetesine verdiği bir demeçle.

"Türkiye'de Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi. Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz."

Eminim herkesin unuttuğu bir açıklamaydı bu. Hafızaların bir başka köşesine itilmiş, sınavlarla veya işlerle uğraşılırken bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkar türden demeç. Yukarıdaki sözleri sarfeden insan Cumhurbaşkanı olacak ve beni de temsil edecek sözde.

Tabii birkaç ay önceki noktaya şu an tekrar gelişimiz, AKP'nin seçimle yine iktidar olmasına bağlı. Bu da AKP'nin başındaki adamı akla getiriyor. Elbette, Recep Tayyip Erdoğan. Aç insanlara dağıttığı koli içinde yiyecek ve para yardımı işe yaramış gibi görünüyor. O da kısaca bir zamanlar İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı, "düşünce" suçundan cezaevi kuşu ve AKP başa getirilmeden binbir dalavereyle yasağının kaldırıp ikinci kez Siirt'te seçim yapılmasını zorunlu kıldıran adam.

Hazır ondan bahsetmişken ikinci notumu da unutmamak üzere alıyorum. Tayyip'in açıklamaları.

"Egemenlik, kayıtsız şartsız Allah'ındır !"
"Lan, artistlik yapma !"
"Hadi, ananı da al git buradan !"
"Doktoru getirip çivi ile çakacak halimiz yok. Ben iş bulma kurumu da değilim. Yok öyle, avantaya alıştınız."

Yukarıdaki sözleri de söyleyen adam, şu an halkın oylarıyla başımıza çıkan Başbakan rolünü üstleniyor. Kaç kişi hatırlıyorbu sözleri bilmiyorum. Ama artık bu sayfalarda, bu açıklamalar Blogger açık kaldığı sürece internette olacak. İşe yarasa da yaramasa da.

Peki, biz bu adamları seçmedik ve bunlar hala başımızdalar. "Bu halk buna layık" deyip, sokağa çıktığımızda yanımızda yürüyen insanlardan iğrenmemek için gözümüz kapalı mı dolaşmak zorundayız? Bilemiyorum. Açıkcası kafam bu konuda kafam çok karışık. Cumhuriyet Mitingi'nde biraz iyimser bakmaya başlamıştım bu ülkeye. Ancak bir daha iyimser olmamak üzere fikirlerim tamamen negatif şu an. Yavaş yavaş endişe yerini korkuya bırakıyor.

Bu arada Ankara halkının da hala akıllanamamış olması da ayrı bir konu. Su sorunuyla yine gündeme pişkin sırıtışıyla oturan İ. Melih'in, oy çoğunluğuyla Belediye Başkanlığı'nı alması şaka gibi geliyor hala. Ancak bunların hepsi gerçek. Yaklaşık 10 seneden uzun bir süredir dünyanın alarm verdiği küresel ısınmayı dinlemeyen insanların hatasını biz çekiyoruz. Evet, fikrimi değiştirdim. Bu halk cidden buna layık. Ne haliniz varsa görün.

Son olarak Aziz Nesin'in sözünü not almak istiyorum buraya.

Türk halkının yüzde altmışı aptaldır.

Hayır. Elbette zaman geçtikçe bu sözü de yenilemek gerekiyor kesinlikle. Rakam kısmıyla oynamak yeterli olacaktır.

Türk halkının yüzde sekseni aptaldır.

Şimdi oldu..

İki Yenilik

İki gün önce iLife '08 çıktı ve .Mac kullanıcılarına birçok güzellikler getirdi. Bunlardan biri .Mac Web Gallery, diğeriyse yeni özellikleri ve şablonlarıyla iWeb. Ben açıkcası kendimi tutamadım ve bu iki gün zarfında kendimi iLife '08 pakedini kullanırken buldum. (Elbette satın alacağım, Türkiye'ye gelmesini bekliyorum. :)

Bu özellikler blog bağlantılarımda küçük değişiklikler getirdi. Umarım bunları da bir ara derleyip toparlayacağım. Sağ kolondaki 'Bağlantılar' başlığı altında iki adet yeni bağlantı var. Birincisi, .Mac üzerindeki fotoğraf albümlerimin bulunduğu sayfayı güncelledim ve daha derli toplu bir konuma soktum. 'Fotoğraf Albümüm' bağlantısı artık daha sağlıklı ve hatta tıkladığınız ana sayfadaki 'Subscribe' bağlantısına basılınca RSS'e üye olmuş oluyorsunuz. Böylelikle ne zaman yeni bir albüm koysam buraya otomatik haber verecek üye olanlara.

İkincisiyse internet üzerinde yaşanması gereken bir deneyim. Zannedersem Apple bu sayfayı Safari, Firefox ve IE 7+ için optimize ediyor. IE kullanan PC kullanıcılarını buradan esefle kınayıp, tez zamanda Safari veya Firefox'a geçmelerini öneriyorum. (Bu arada Camino, Opera ve diğer tarayıcıları göz ardı ediyor değilim.) Herneyse. Galeri özelliği sayesinde albümleri ve ileride koyacağım videoları aynı sayfa içinden, Apple'ın sayfa tasarımının sadeliğiyle göz gezdirebileceksiniz. Özellikle 'Carousel'e tıklamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Bunun için 'Fotoğraf Galerisi'ne bağlantısına tıklamalısınız.

Daha birçok yenilik yapacağım ancak uygulaması bu sıcak ve susuzlukta biraz zaman alacak gibi geliyor... (Bu konuya da ayrıca değineceğim.)

Apple Media Event 2007

Şu dakikalarda Steve baba yeni iMac'le, iLife '08 ve .Mac'in yeni özelliklerinden bahsediyor. Fotoğraflarını şu anda göremediğimiz iMac'leri merak etmekte ve gösterinin ne kadar iyi geçtiğini tahmin bile edememekteyim. Sunumla beraber güncellenen internet sitelerinden bir alıntı yaparak bitiriyorum.

"The audience of all-media applauded when Steve said "Pretty cool, huh?" What a master!"

Radar Hatırası

Röportaj pek yakında Alt Sokak'ta ve Alt Sokak podcastinde.. Peter Bjorn and John. :)

Radar Live 2007

Eğer vakit bulursam, organizasyon ve konserler hakkında ayrıntılı bir yazı yazacağım. Ancak şimdilik hayatım boyunca unutamayacağım bir sahneyi bloguma yerleştiriyorum. Bu sahne, heyecanla beklediğim James konserinden tabii ki. Tim Booth sahneden seyirci arasına karıştığında, avaz avaz "Oh sit down, oh sit down, sit down next to me..!" diye bağırdığımız o an.

James dinleyicisi ve seyircisinin farkı, bu konserde bir kez daha kanıtlanmış oldu..

Eski Apple Reklamları

Eskişehir'deki odamda eskiye ait kazı çalışmalarımı sürdürürken, dolaplardan birinde içinde eski Apple reklamlarının da bulunduğu ARPLE (Apple Reference, Performance and Learning Expert) CD'sini buldum. 1995 tarihli bu CD'nin içinde Sistem 7.5 demolarından tutun, bir aralar Apple'ın üzerine düştüğü ancak başarısız olmuş OpenDoc platformuyla ilgili herşey var. Hatta eski Mac kullanıcılarına bu CD'lerin içinde bulunan programlardan anahtar kelimeler de vermek istiyorum belki birşeyler tetikleyebilirim diye.

4D, Aldus SuperPaint, ClarisWorks, Timbuktu Pro, Cumulus PowerPro, Amazing Animation, KidPix, Now Contact/Up-to-Date, MacWrite, WordPerfect, MicMac, ...

Nasıl ama? Benim için çok heyecan vericiydi gerçekten. Boş durmadım bu arada ve hemen reklamları özel bir Apple kanalı açarak YouTube'e yükledim. Ek olarak bir de müzik video koydum. Kurduğum kanalın da adresini aşağıda bulabilirsiniz. İyi seyirler.. :)

http://www.youtube.com/view_play_list?p=6C58990571D4EB78

Annemin Bahçesi, Haziran 2007

Erikler, vişneler, kirazlar, elmalar ve kozalaklar. Küçük bir kulübe. Kuş sesleri. O-va-la-ra yayılır! Bu huzur verici ortam bence annemin bize en büyük mirası. Ruhen hafif hissetmek istediğiniz zaman buraya uğramak yeterli oluyor. Hafif bir esinti eşliğinde kendinizi dinlemek. Biraz fotoğraf çekme imkanı buldum. Aşağıya linklerini de koydum.

.Mac Fotoğraf Albümü
Flickr Fotoğraf Albümü
"Remember that happiness is a way of travel, not a destination."

Başlangıç

Yazın ortasında 38,5 derece ateşle yatıp, terasta güneş altında sera etkisi yaratmış evimde sanki Antarktika'daymış gibi üşüme hissinden başka daha ne isteyebilir insan? Tabii ki, sabahın sekiz buçuğunda sizi uyandıracak, karşı binanın yıkımı için kullanılan kompresör gürültüsü.

Böyle bir tatile herkes sahip olamaz. Kıskandınız değil mi? Yer değiştirebiliriz..

Vertigo

Son günlerde sıcaktan iyice beynim sulanmaya başlamıştı. Ancak erkenden yaza girdiğimiz şu günlerde gelen sağnak yağışlar beni biraz rahatlattı. Ankara'nın kuru havasını biraz yumuşatıp, boğaz kuruluğumu hafif nemlendirmeyi başardı. Elimi kolumu oynatamadığım zaman geceleri ara sıra terasa çıkıp, gece gözüyle Ankara'ya bakmak en büyük zevkim oldu. Ayrıca gökyüzü bulutlu değilse eğer, ara sıra Vega'ya ve Sirius'a selam etmeyi unutmuyorum.

Araba kullanmayı pek sevmiyorum. Türkiye'de pek çok ehliyet sakız kağıtlarından ibaret olduğu için, yapılan hatalarda Bugs Bunny'nin dalga geçtiği kızgın boğaya dönüşüveriyorum. Trafik olmadığı zaman herşey daha rahat gerçekten. Yani geceleri. O zaman araba kullanmaktan zevk aldığımı söyleyebilirim.

Bütün bunları toparladığım zaman aklımda, annemin deyişiyle "limonata gibi" bu havada, turuncu-pembe ışıkların yansıdığı ıslak asfaltta yol alırken görüyorum kendimi. Bu tabloda eksik iki şey var. Biri sevdicek, diğeriyse müzik elbette. Sanırım kafamdaki atmosfere en uygun şarkılardan biri Vertigo. Elbette tahmin ettiğiniz ilk seçenek, U2'nun Vertigo'su değil.

The Guggenheim Grotto bayaa uzun zamandır dikkatimi çeken gruplardan biri. Geçen seneden beri albümlerini ara ara dinleyip kendimi ayrı bir huzur içinde buluyorum. Bir süredir dinlediğim ve Alt Sokak'ta 'A Life In Heat' dışında çalmak istediğim bir şarkıları var. 'Vertigo'. Elbette bir Muzaffer klasiği, unutuyorum hep. Ancak unutkanlık bugüne kadarmış. Bu hafta radyo dalgalarıyla insanların müzik setlerine yollanacak şarkılardan biri olacak mutlaka..

It’s not that I fear the fall or crushing my bones
I fear the desire to heed the call of that unknown
You see the higher I climb the more I present myself
To the possibility of falling down

One more drink barman, one more round
Let us fill our heads brimful of philosophical sound
Did you know I seek awareness and a Christ like mind?
I seek to covet nothing, no, not even time
But the higher I climb, the more I present myself
To the possibility of falling down
Sıcak.

Geçen Şenliklerin Ardından..

Efendim, yoğun bir şenlik döneminin ardından elbette geriye biraz fotoğraf kaldı.. Kendime daha güzel bir fotoğraf makinası alana kadar idare ediniz. Her saniyenin fotoğrafını çekecektim yoksa.. Gerçekten.

2007 ODTÜ Bahar Şenliği;

.Mac Fotoğraf Albümü
Flickr Fotoğraf Albümü

2007 Sabancı Üniversitesi Bahar Şenliği;

.Mac Fotoğraf Albümü
Flickr Fotoğraf Albümü

Beggin'

Çok eskilerden bir Frankie Valli and The Four Seasons şarkısı. Fransız DJ Pilooski, altyapısına ve düzenlemesine katkıda bulunup tekrar piyasaya sürmüş. Harika bir iş ortaya çıkarmış. Bir yerlerde karşınıza çıkarsa gözden kaçırılmaması gerekenlerden.. Şarkıyı Pilooski'nin MySpace sayfasında da dinleyebilirsiniz. Adres;

http://www.myspace.com/pilooski

Put your lovin' hand out, baby
I'm beggin'
Beggin', put your lovin' hand out, baby
Beggin' you, put your lovin' hand out, baby

Ridin' high when I was king
Played it hard and fast cause I had everything
Walked away, wonderin' then
But easy come and easy go and it would end

I'm beggin' you, won't you give your hand out, baby
Beggin', put your lovin' hand out, baby

I need you to understand
That I tried so hard to be a man
The kind of man you'd want in the end
Only then can I begin to live again

An empty shell I used to be
Shadow of my life is hangin' over me
Broken man that I don't know
Will leave it standing, devil's dancing with my soul

Beggin' you, won't you give your hand out, baby
Beggin', put your lovin' hand out, baby

I'm fightin' hard to hold my own
No, I just can't make it all alone
I'm holdin' on, I can't fall back
Now that big brass ring is a shade of black

I'm beggin' you, give your hand out, baby
Beggin', won't you put your lovin' hand out, baby

Yaza Sakin Bir Giriş

Yaz sıcakları geldi ve evde tek başıma bunalmış bir biçimde oturuyorum. Teras katında olmak demek, çatı tarafından soğurulan güneş ışınlarını ekstra vücudunuzda hissetmek demek. Kış boyunca sığındığım ve kaçış yerim olan evim, artık sıcaklığından beni dışarıya itekliyor.

Yakında, Tunalı'da buz gibi pastane limonatası içmeye çıkacağım. Bir tarafımı kaldırabilirsem tabii.. Evim beni reddetse de, evde kurduğum Apple imparatorluğu beni bırakmayacak gibi gözüküyor. Sanırım bütün bunlardan kaçışın tek yolu güzel bir tatil. Çok param olsa, sevdiklerim yanımda olsa ve geride hiçbir şeyi düşünmemek üzere deniz kıyısına yerleşsem.

Kıyıda otururken kulağımda müziğim olsa, 'Alone In Kyoto'nun sonuna geldiğimde kulaklıklarımı çıkarıp gerçek deniz sesiyle karşılaşmanın huzuruyla gülümsesem..

Sonra 'aptal kız'la uğraşıp, yanağına bir öpücük kondursam..

Bu güzel hayallere dalıp gitmek ve bulunduğum her yere aklımdaki görüntü için bluebox çekmek gerçekten güzel. Saate bir baktığımda 30 dakika geçmiş oluyor. Bir daha baktığımda 90 dakika ve bu böyle sürüp gidiyor. Bu süreyi tavana bakıp geçirsem belki bunalıma girdiğimi varsayabilirdim ancak bu öyle birşey değil. Esas bunaldığım an, beynimin bluebox'ın önüne duvar ördüğü zaman gerçekleşiyor.

Sorumluluklar, finaller, dersler ve sırtımda iyice ağırlaşmış bitirilmesi gereken bir okul.. Bitti diyelim bütün bunlar.. Bir de askerlik!

Derin bir nefes alalım.. Burada duralım.

Justice - D.A.N.C.E.

D.A.N.C.E. bu yazın şarkısı olacak dediğimde kimse beni kaale almamıştı. BİLMEM ŞİMDİ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?! :)

Rock'n Roll

Hala seviyorum bu gerizekalıları..

Jacob'ı gören?

Rat•a•too•ee

Pixar yine yaptı yapacağını. Ratatouille! :) Animasyonun kalitesinden mi, yoksa göründüğü kadarıyla senaryonun ve karakterlerin tatlılığından mı bahsetsem bilemedim. Ancak yaklaşık 9 dakikalık bir ön gösterim sonunda Türkiye'deki gösterim tarihini iple çekiyorum..



http://www.apple.com/trailers/disney/ratatouille/preview.html

Alone

From childhood's hour I have not been
As others were; I have not seen
As others saw; I could not bring
My passions from a common spring.
From the same source I have not taken
My sorrow; I could not awaken
My heart to joy at the same tone;
And all I loved, I loved alone.
Then- in my childhood, in the dawn
Of a most stormy life- was drawn
From every depth of good and ill
The mystery which binds me still:
From the torrent, or the fountain,
From the red cliff of the mountain,
From the sun that round me rolled
In its autumn tint of gold,
From the lightning in the sky
As it passed me flying by,
From the thunder and the storm,
And the cloud that took the form
(When the rest of Heaven was blue)
Of a demon in my view.

Edgar Allen Poe

Joost Davetiyesi

İnternet televizyonu Joost'dan davetiye kapmak için dolaşmadığım blog sayfası kalmamıştı. Bugün sağolsun Abacus bana Teknoist'ten Joost ile ilgili sevindirici bir haber yolladı. Gigaom ve Joost ortaklığıyla herkese davetiye! "Bu fırsat kaçmaz!" diye gazete reklamı sloganı atmazsam da olmaz ayrıca. Hemen aşağıdaki linkten siz de bir davetiye edinin.

http://joost.com/presents/gigaom-newteevee/

Think Before You Post

Hem düşündürücü, hem de ürkütücü.



Acaba bir gün gerçekten böyle olacak mı?

SnūzNLūz

Sanırım bu aletten almam gerekecek.. Ancak ismi her nedense salyangozu çağrıştırıp esnememe sebep oluyor. Neden salyangoz düşünüp esnediğimi de çözebilmiş değilim. Herneyse.

"Bir 5 dakika daha uyuyayım." deyip sözü geçen aletin "Snooze" tuşuna bastığınızda, kablosuz olarak internetten banka hesabınıza bağlanıp seçtiğiniz hayır kuruluşuna bağışta bulunuyorsunuz. Uykuya devam edecek kadar zengin miyiz acaba?



SnūzNLūz hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Yumurta Kapıya Dayanınca

Dönem sonu geliyor ve doğal olarak dönem ödevlerinin teslim tarihi de yaklaşıyor. Hocalar ödevinize ilgi gösterip, en azından taslakları yollamanızı istiyor. Fakat gel gelelim siz yan gelip yattınız ve World of Warcraft'a daldınız. Çözüm ne?

Bilgisayarınızı suçlayıp, aşağıdaki linkten bozuk bir dosya oluşturup biraz vakit kazanmak. Herhangi bir şey yollamanız gerekmiyor. Oluşturacağınız dökümanın ismini ve tahmini büyüklüğünü yazmanız yeterli. :)

http://www.filedestructor.com/

Sunshine Through The Rain

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; deve tellal iken, pire berber iken, ben dayımın beşiğini tıngır mıngır sallar ile iken, özel televizyonların temeli atıldı. Ardından "Parliament Sinema Kulübü - Pazar Gecesi Sineması" diye bir kuşak girdi hayatımıza.

O zamanlar haftada bir banyo yapan haylaz çocuk - yani ben-, yatak saatimi yalvar yakar esnetip, kaloriferin yanındaki sıcacık koltuğa gömülüp, pazar akşamlarını eşsiz kılan ve pazartesi günü okul sendromunu hafifleten filmleri televizyonda izlerdim. Artık dizi çöplüğü ve çamur magazinlerin yer aldığı Türk televizyonlarında hem de..

Bugün, zamanında pek anlamadığım, ancak izlediğimde oynayan çocuk kadar korktuğum, "Pazar Gecesi Sinema Kuşağı"ndan kalma bir 'düş' beni YouTube dağıtıcılarında yakaladı.. Çocuk beynimin bilinçaltına kazınmış bir sahne.. Paylaşmak istedim.. Kurosawa'nın Yume'sinden..



"..And hey / I've looked all my life for you / Now you're here.." :)

Mükemmeliyetçilik

İsviçre’de yapılan bir araştırma, mükemmeliyetçi insanların kendilerini maruz bıraktıkları psikolojik baskı nedeniyle bazı sağlık sorunları yaşayabildiklerini ortaya koydu. Ancak uzmanlar kötümser değil. Bazı tedavi yöntemleriyle mükemmeliyetçilik dizginlenebilir.

Mükemmeliyetçi olmak yapılan işin sonuçları ve kalitesi açısından iyi sonuçlar doğursa da ruh sağlığı açısından o kadar da olumlu değil.

İsviçre’de yapılan bir araştırmaya göre, yaptıklarında sürekli olarak en iyiyi arayanlar büyük bir psikolojik baskı altında kalıyor ve bu tip baskılar da birtakım sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.

Mükemmeliyetçi olduğu birtakım testlerle kanıtlanan orta yaşlı 50 erkeğin katıldığı araştırmada deneklerden, iki veya üç kişilik bir grubun önünde yapılacak bir konuşmanın metnini 10 dakika içerisinde hazırlamaları istendi.

Testin diğer ayağındaysa deneklerden 2083’ten geriye doğru 13’er 13’er saymaları talep edildi. Yanlış yapan deneğin baştan başlayacağı da hatırlatıldı. Test sonrasında kusursuzluğu kendisine ilke edinenlerin daha fazla stres hormonu salgıladığı ortaya çıktı. Hep en iyisini yapmak gerektiğini düşünenlerin ayrıca daha çabuk yorulduğu, daha çabuk sinirlendiği ve morallerinin daha fazla bozulduğu tespit edildi.

Araştırmacılarsa, mükemmeliyetçiliğin insanların kendi kendilerine edindikleri bir huy olduğunu ve birtakım davranış tedavileriyle daha normal ve gerçekçi seviyelere çekilebileceğini belirtiyor.

NTVMSNBC'den alınmıştır..
Otobüslere küçük yaramaz çocuklar bindirilmeden önce psikolog kontrolünden geçirilmeli ve gerekirse kontrolden geçemeyen çocuklar evcil hayvan kafeslerine konup bagaj kısmına yolcu olarak kabul edilmeli. Çok mu acımasızım? Lütfen.. 6+6 saatlik işkence görmüş bir insanım. Hem de aynı velet tarafından. :)

Not: Hem gidişte, hem de dönüşte aynı çocuk tepemdeydi. Bu yüzden 12 saatlik bir işkence.

Reklamlar

Beni uzun süre beslemiş ve gereksiz kilo almamı sağlamış bir firma. İnanmayın siz, hafif aktif menüleri de kalori ve kolesterol deposu. Ama reklamları hoş olmuş. :)

Fazla Söze Gerek Yok..

Geçtiğimiz aylarda "Capital Radio Türkiye" ve podcastler hakkında yazdıklarımla ilgili bir konu. Hem aşağıdaki bağlantıya tıklayıp yazıyı hatırlayalım, hem de ekteki Apple IMC'nin iPod'ları tanıttıkları sayfadan aldığım ekran fotoğrafına bakalım.

http://muzocan.blogspot.com/2006/11/podcast-hakknda.html


Apple IMC'nin iPod Sayfası

Muzaffer 22 Yaşındayken..

Geçen günlerde Ankara'daki ünlü bir mekanın işletmecisiyle Türkiye'deki organizatörlerden bahsederken, laf döndü dolaştı ve H2000 faciasına geldi. O sene kaymakamlıktan izin alınmadığı için jandarma bizi festival alanına sokmamıştı haklı olarak. Doğalgaz kazısının olduğu bir yerde çadırları açmak zorunda kalmıştık. Tam bir rezillikti.. Festival sınırlarına girdiğimizde hazırlıklar tamamlanamadığından müzik bile yoktu.

Müzik başladığında da alandaki faciayı görmemek için ayık dolaşmıyordum. Hatta bu yüzden çadırda sızıp Bülent Ortaçgil konserini kaçırmıştım. Ne aptallık. :) Yine de The Gathering ve Queen Adreena'yı izleme fırsatı bulmuştum. Festival hakkındaki görüşlerim kısaca Radikal'de yayımlanmıştı. O 'demeçleri' verirken "Bıktım!" dediğimi hatırlamıyorum, ama vermişsem de tam Muzaffer'lik bir bitiriş olmuş. 22 yaşındaki sinirli insanın haykırışı, aşağıdaki bağlantıda sayfanın en altında..

Festival Değil, Çin İşkencesi
Sınav haftası ne kadar da uzakta görünüyordu. Göz açıp kapayana kadar geçti. Bu hafta içinde Muzaffer yoruldu. Babası geldi onun ziyaretine ve mutlu oldu çocuklar gibi. Uzun süredir görmediği aile dostlarını gördü Ankara'da. Dostlarla beraber, Tip 2 diyabetli babasıyla salata yedi gittiği yerde. Beraber oturup TV izledi. Az çok çalıştı sınavlarına.

Çarşamba gününe hazırlık yaptı ve uçtu Ankara semalarından İstanbul'un artık daha sıcak görünen yüzüne bir daha bakmaya. Oturduğu mekanda pencereden dışarı bakarken, çatılarda ve gökyüzünde güvercin yerine martıları görmeyi ne kadar çok sevdiğini farketti. Aklına akşam karanlığında aydınlatılmış camii minarelerinin etrafını çevreleyen martılar geldi. Onları da bir dahaki sefer görmek için aklına not düştü.

Ne olduğunu anlamadan sarhoş oldu ve bir süredir tekrar görmeyi istediği I Am Kloot ve Elbow'u izledi. Bol bol göz göze geldi Elbow'la. Bu Muzaffer'in hoşuna gitti, çünkü Muzaffer seyirciyle ayrı ayrı ilgilenen ve iletişim kuran grupların konserlerinden ayrı bir zevk alıyordu. Bağıra çağıra Fugitive Motel söyledi.

Sonra gözlerini Bebek'te açtı ve iki adım yürüyüşle sahile vardı. Mutluydu ve belki de İstanbul'da Caddebostan sahilinden sonra en sevdiği yerin Bebek olabileceğini düşündü biraz akşamdan kalma olarak. Aynı gün içinde Ankara'ya geri dönme gerçeğiyle yüzleşti ve bu üzüntünün getirisi Muzaffer'in midesinde sıkı bir yumruk etkisi yarattı. Moralini yine de bozmadı, o serin ve güneşli günün tadını çıkardı zorunlu taksi turları atarak.

Geri döndüğünde bahara uyanmak üzere olan gri Ankara elbette hiç değişmemişti. Zaten bir günde de değişeceğine inanmıyordu. Hala arabesk kuğu motifleri Kuğulu Alt Geçitleri'nde duruyordu. Bu motifleri oraya koyan organizmayla aynı şehirde yaşadığını düşündü sonra. Derin bir iç çekti.

Cuma günü güzel geçen bir Alt Sokak'ın ardından evine gelip kendini yatağa attı. Eskilerden bir rüya gördü. İlkokuldayken okul sonrası annesiyle en iyi arkadaşını arabyla alıp evde çizgi film izlediği zamanları hatırladı. Evin sokağına girişte yağmur yağdığı zamanlar annesinin "Kürekleri çıkarın çocuklar, İmar Sokak gölüne giriyoruz!" deyişi Muzaffer için o kadar canlıydı ki.

Ertesi sabah İstanbul'dan gelen arkadaşları erkenden uyandırdı Muzaffer'i. Ankara'da tarihi bir olaya tanıklık etti. Cumhuriyet Mitingi. Ülkeden ve ülkenin insanlarından ümidi kesmişti ancak bu kalabalığı görünce şaşırdı doğal olarak. Bir çok yeni slogan öğrendi ve aklında meydandaki duyulamayan yankılı konuşmalar dışında elden ele geçirilen bayrak kaldı. Bayrak önündeki reklam panosuna takılınca yaşlı amcanın bastonuyla sıkıştığı yerden çıkarmak için yardım etmesi Muzaffer'in çok hoşuna gitti. Acaba yaşlanınca ben de mi böyle olacağım diye kendine sormadı değil.

Pazar gününe Velvet Underground'un Andy Warhol plağıyla başladı. Dışarıda toplanan bulutları gördü ve yağacak yağmuru düşünüp dinlediği albüm bitince Kings of Convenience'ın Riot On An Empty Street plağını sessizliğe bürünmemek için aceleyle pikabına yerleştirdi. Bir de baktı, yağmur nisan ayının ortasında kara dönüştü. Sonra tekrar bir albüm seçimi yapmak için uğraşmadı Muzaffer.

Mevsim dönümlerinde biraz daha bunalıma gireceğinden korkan Muzaffer, her nedense kendini gayet iyi hissediyordu. Hızlı bir haftanın ardından başka bir pazartesiye uyanmak için başını yastığına koydu. Nefesini dinledi bir süre karanlık odasında. Uyudu..

Biri beni durdursun..

Aşağıdaki reklamı izleyince bir saniye durdum. Sonra tavana baktım. Sonra bilgisayarıma baktım. Sonra televizyonuma baktım. Sonra altındaki Apple TV'ye baktım. Sonra arkamı döndüm ve sehpaha üzerindeki iPod'uma baktım. Sonra yarı siniri bozulmuş bir şekilde katıla katıla güldüm. :)

Pastoral Pazar. (Dantel Başlık)

Güneşi, bulutları, ağaçları, kuşları, insanları ve havası pazar günü kokan bir pazar günü. Büklüm'den geçip Tunalı boyunca yürümeli ve insanları görme zamanı. Uyandığımda, başım akşamdan kalmanın ekşiliğiyle ağrısa da, bugün dinleyeceğim albümü adım gibi biliyordum..

Another Sunny Day

Bugün kalktığımda her nasılsa dışarıdan hiç şehir gürültüsü gelmiyordu. Saat 12'ydi halbuki. Cumartesi günü ve Büklüm Sokak nasıl boş olabilir? Bir gariplik olmalı diye düşündüm. '28 Days Later' filmi aklıma gelince birden irkildim. Ancak kalkıp terasımdan sokağa baktığımda hayatın hala aktığını gördüm. Çift camlı pencerelerin artısı bu zannedersem.

Hemen geçen gün yaptığım 'Primavera' listemi açtım evimi müzikle doldurdum. Dışarının kalabalık olacağını tahmin ederek, bu güzel bahar gününü evden izlemeyi tercih ediyorum. Tabii büyük etkenlerden biri teknolojik yeni oyuncağım. İnsanın evinde Apple TV'si olursa ve yeni bir LCD TV almışsa pek dışarı çıkası gelmiyor. 'Dizi manyağı' oldum diyebiliriz. Önceden de öyleydim ancak bu sefer bilgisayar başında tüneyerek değil, koltuğumda rahat rahat oturarak izliyorum. Evimde en çok kullandığım şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Kablosuz ağ.

Yarın uzun bir süreden sonra babam gelecek. Bu yüzden evimi toparlamam gerekiyor. Yoksa bir ton laf işiteceğim. Biliyorum iyiliğimi istiyor kendisi ama bazen bir ton, bir buçuk tona çıkınca çok ağır geliyor. Kendimi baskılanmış hissediyorum. Bu da moralimin bozulmasına sebep oluyor. Şu an bir buçuk ton laf işitmediğime göre mutluyum, sanırım. Özledim kendisini. Hem ona da değişiklik olacak. Bu kadar bahsettim kendisinden, annemi yeni kaybettiğimiz zamanlardan bir fotoğrafla süsleyelim bu blog'u. Bu fotoğrafta saçlarımı daha kestirmemiştim ve bir misafirlikteydik. Profesör ve ________ oğlu. Boşluğu siz doldurun.



Sınavlar geldi çattı ve her 'normal öğrenci' gibi çalışmam gerek. Şu ana kadar kitabın kapağını bir kere kaldırıp bakmadım desem sanırım 'normal öğrenci' kalıbına uymuş oluyorum. Bu arada her nedense 'masa başına oturup ders çalışmalıyım' cümlesi ağız sulandırıcı geliyor küçüklüğümden beri. Dişçi koltuğuna oturmak gibi değil de, sanki bütün bir çikolatalı sufleyi bitirmek gibi geliyor. Ama tahmin edersiniz ki bütün çikolatalı sufleyi yedikten sonra içinizin bulanması çok olası. Ben de bunu bildiğimden çok canım çektiğim zaman masa başına oturuyorum. Sanırım öncelikli hatam bu. Tabii bölümü sevmediğimden dolayı motivasyon düşüklüğünü de sayabiliriz.

"Peki,hala neden okuyorsun?" sorusuna hiç girmeyelim. Daha fazla işlerimi ertelemeden klavye kullanan ellerimi biraz elektrik süpürgesiyle oyalamaya gidiyorum..

Not: Yazıyı bitirirken arkada Belle and Sebastian - Another Sunny Day çalıyordu. :)

Podcast dünyasından haberler..

RSS Feed'lerinizi güncelleyin! Sonunda 3 yeni Alt Sokak podcast bölümü internette yayında. :) iTunes için buraya, Radyo ODTÜ podcast sayfası için buraya tıklayın.

New podcast EPISODES (Yes! 3 new episodes. Working hard to catch up!) are here! We hope you like it! You can subscribe to our podcast within the iTunes by clicking here, or you can download directly from Radio ODTU's podcast page by clicking here.

Zzzz..

Bir gün yatıp kalkamayacağımı düşünmeye başladım son zamanlarda. Daha fazla kapı koluna ne kadar tutunabileceğimi bilmiyorum..

YouTube Erişimi Engellendi..

Yayınlanan Atatürk videosunu görmedim ama bu kadarı da fazla artık. Bu Google'ı da kapatmak gibi birşey. Google'da aradığınızda Atatürk hakkında yazılan küfürlerden tutun, bomba yapımı hakkında bilgilere ve teröristlerin internet sayfalarına da rahatça erişemiyor muyuz? Bu tıpkı Fransa Hükümetinin Ermeni Soykırımını kabul etmesiyle Başkent Üniversitesi'nde Fransızca derslerinin kaldırılması gibi aptalca bir karar. Aklımda yazacak bir sürü şey var ama bir türlü toparlayamadım. Sonuç olarak:

Türkiye'de interneti kapatın da rahatlayalım artık.

Ek$i Sözlük'ü arşivleyemedim ancak bunu artık arşivlemeliyim diye düşündüm. Buyrun..

Stranger In A Strange Land

Lost'un 3. sezon 9. bölümünü izleyenler bu sahneye tanık oldular. Sanırım dizinin tarihindeki en heyecan verici sahnelerinden biri buydu. Bu kadar masum bir sahne, nasıl bu kadar erotik olabilir. Juliet.. Ah Juliet..

Aşağıdaki saçmalıkları yazdıktan sonra bir nefes aldım ve geriye bakmadım. Ne yazdığımı hatırlamıyorum bile. Tek bildiğim şey, bilgisayarımın yanında kıskaca alınmış, koyu renkli güzel gülümseyen fotoğrafı.

"Ve ağladı, ağladı, ağladı, ağladı, ağladı..."

Another Devil Dies

Geçen kış, ilkbahar, sonbahar. Biliyorum, etti bir yıl. Üzerine bir yıl daha. Son iki senedir kendini kötü hissedebilen bir insanın satırları bunlar. Geri döndü mü dönmedi mi belli değil. Belki bir adım geri atıyor Yeniçeriler gibi salakça. Her bir adım adım ileride geriden bir parça bekliyor beni. Sıkıldım doğal olarak bu olaydan.

Tek başıma tüm olanaklarım sağlanmış evimde aptal aptal bilgisayar başında geçirmekten başka birşey yapmıyorum aptalca. Herşeyin bir bedeli var ve bu bedel bana çok ağır geliyor. Bedeli yavaş yavaş hayatımmış gibi hissetiğim bir dönemde üstüne üstlük Grey's Anatomy'nin 314-317 arası bölümlerini izleyip daha da bunaltıyorum kendimi. Bir gün belki de Meredith Grey kadar basit bir sonum olacak. Nasıl olsa doktorlar 4 saat uğraşıp beni kurtarmaya çalışmazlar diyor gibiyim.

Kendimi meşgul etmem gerek ama biliyorum ki her sabah yine aynı güne kalkıyorum. Gözlerimi açtığımda tavanımdaki çatlak daha da büyüyor. Ağlıyor birileri yukarıda ve bu ağırlığı taşıyamayacak kadar güçsüz olacak bir gün tavan. Hava kapalı olmamasına rağmen içimde birşeyler salsa yapıyor. Başım dönüyor ve midem bulanıyor.

Tunalı'ya taşındığım zaman ne kadar mutluysam ve sabahları yürümekten ne kadar zevk aldıysam, dolmuşlardaki "Hakkımda ne düşünüyorsan Allah sana iki katını versin." tabelası gibi, o zamanlar ne yaşadıysam tam tersini iki kat daha yoğun yaşayayım gibi bir his kapladı son zamanlarda. Anlatabiliyorum umarım. Değil mi Muzaffer?

Belki bir gökkuşağı düşecek gözümün önüne. Ondan sonra bir an mutlu hissedip yanaklarım kızaracakmış gibi hissediyorum, sanki sıcak şarap içmiş gibi. Neden bahsettiğimi ben bile bilmiyorum. Belki anlatabildim bazılarına kendimi, ama Muzaffer anlamadı.

Annemi çok özledim. Hem de çok..

Son zamanlardaki favori şarkımın sözlerini yazmasam olmaz bu blog'a. Tall Pony hakeder de, bereli mucize Badly Drawn Boy haketmez mi? Buyrun. Anlayanlar lütfen, "Comment" sistemini kullanıp, anlamayanlara anlatsınlar bir zahmet.

Well your face still makes my day
Just like it did in the past
When you turned me away
I kept coming back for more
That's a choice I chose
You were so distant
But I stayed close

It feels like we've weathered the storm
Without having the privilege of calm

And when we sing
I hear another devil dies
When that bell rings
An angel gets its wings
And if I pushed
Would you all fall down?
Coz I don't need this on my back

The hatred will tear us apart
If you don't do what you did at the start

Should I go or will you stay
We'll find a plan of attack
There's a price to pay
For showing no reaction
To all the simple things
In time you will know what I know
But for now you win

The hatred will tear us apart
Another devil will take out your heart

But when we sing
I hear another devil dies
When that bell rings
An angel gets its wings
And if I pushed
Would you all fall down
Coz I don't need this on my back

It seems like we've weathered the storm
Without having the privilege of calm

...

Yoruldum. Hem de çok..

Tall Pony

Son zamanlarda her dinleşyişimde gülmekten yerlere yattığım bir şarkı. Tony ve Paul ikilisi yani Tall Pony'nin bir şarkısı bu. İsmi I'm Your Boyfriend Now. Korku filmi atmosferine sahip bu şarkıyı Alt Sokak'ın 24/11/06 tarihli podcastinde dinlemeniz mümkün. Bu podcasti iTunes'da Alt Sokak diye arattığınızda bulabileceğiniz gibi, Radyo ODTÜ'nün de podcast sayfasından indirebilirsiniz. Bunun için http://www.radyoodtu.com.tr/podcasts/ adresine uğramanız yeterli.

Şarkının sözlerini de sonunda MySpace sayfalarından yayınladılar da, beni büyük bir zahmetten kurtardılar. Kopyala-yapıştır rahatlığında bir insanım, evet.

You won't talk to any other men

You will learn to stay in more
You will wear skirts and dresses
You will not wear jeans or anything masculine

I'm your boyfriend now

You will wear make-up when we go out
Your legs must be kept smooth
Your armpits must not become too hairy
You will spend a minimum amount of time getting ready and not involve me

I'm your boyfriend now
I'm your boyfriend now

You will not criticize me or advise me
You will not eat crisps or chocolate
If your weight exceeds eight and half stone I will sack you
When we go into town on Saturdays I will not accompany you into high street fashion stores or any kind of clothes shops
I will go to Halfords, Dixons, HSS Tool Hire
You can meet me later having bought sandwiches,
sandwiches which are large and filling and do not contain tuna or prawns

I'm your boyfriend now
I'm your boyfriend now

When you are with your female friends
I will not join in with the conversation
but I will watch sports on television
Or even listen to football or the rugby or the cricket on the radio
on headphones if necessary
I will not be responsible for getting you out of bed in the morning when you have to go to work
When I go out drinking with my mates you will not accompany me
You will not expect to accompany me
You will stay in because you have a headache or feel sick

I'm your boyfriend now
I'm your boyfriend now
I'm your boyfriend now

You will not talk too much
Especially in the morning
We will not discuss horses, fashion or gardening
We will talk about war, cars and football
I'm your boyfriend now
I'm your boyfriend now

You will never contact your ex-boyfriend
I will only ever spend a maximum amount of 3 hours at your parent's house
I will drive the car
You will be a passenger
But you will not do any map-reading or navigating
I will pull over and read the map myself
You will be a passenger

I am your boyfriend now
I'm your boyfriend now

Say goodbye to your mother

I'm your boyfriend now
I'm your boyfriend now
I am your boyfriend now

Say goodbye to your mother

I'm your boyfriend now

Say goodbye to your mother
Say goodbye to your mother, your father, your sister and your brothers

I'm your boyfriend now

Ben Bu Adamı Seviyorum!

Macworld 2007'de Steve Jobs bomba gibi haberlerle gündeme düştü. Hatta etrafta Apple'dan ve iPhone'dan bahseden insanlar olduğunda garipsiyorum. Bundan 10 sene önce herkes dalga geçerken, şimdi Türkiye'de dahil tüm dünya Apple'ın yeni sürpriz yumurtalarını heyecanla bekliyor. Konferansı internetten izleyebildiğimiz gibi - bu sene Apple bize bir güzellik yaptı - artık video podcast halinde de indirebiliyoruz bilgisayarımıza. Steve Jobs'un formunun doruk noktalarında olduğu konferansı indirmek için;

http://phobos.apple.com/WebObjects/MZStore.woa/wa/viewPodcast?id=212293773

Ayrıca ben kendimi tutamadım ve konferansta hoşuma giden anlardan birini YouTube'e aktardım. Aşağıda onu da izleyebilirsiniz.



Başka ne diyebilirim? Ben bu adamı seviyorum! :)

Müzik Aleti Çalamayan Kurgu Öğrensin Yeter..

Acaba biz de IWHYSHY?'ı böyle ayrı ayrı kaydedip YouTube ünlüsü mü yapsak diye aklımdan geçmedi değil. Video için Tuçe'ye teşekkür. Tuçe okuyorsan bu satırları, bir gün yine Alt Sokak'ta buluşucaz ama ne zaman? :)

Uykusuz Geceler

Yeni bitirilmiş ancak geç teslim edilecek bir raporun ardından, ertesi gün finalimin olduğu derse çalışmadan önce kendime kremalı sebze çorbası yapmaya karar verdim. Güzel güzel kokuyor gece karnım acıkmışken.

Bilgisayar başından kalkıp karıştırmaya gidiyorum başına. Her kalkıp gittiğimde mutfağa geçerken küçük halının yerini beğenmeyip küçük bir ayak darbesiyle geri fırlatıyorum.

Çorbayı karıştırıyorum, tekrar bilgisayar başına dönmek için salona yöneldiğimde bu sefer halının bulunduğu koordinatlar fazla gözüme batıyor. Yine küçük bir ayak darbesiyle halıyı mutfağa doğru fırlatıyorum. Bu işlem çorba pişip salonda afiyetle yememe kadar devam ediyor.

Tam "bitti artık, mutfağa bir daha girmem gerekmiyor!" derken bulaşıkları yıkamam gerektiği aklıma geliyor.. Sanırım o halıyı ortadan kaldırmak iyi bir fikir.

Pamuk Eller Cebe.. Pek Yakında!

Babam "Bunun sonu gelmez!" diye çok kızacak, arkadaşlarım da benimle iMca, iMuzo veya Apple Juice diye dalga geçecek ama tahmini 2008 yılı başlangıcında aşağıdaki linkte sergilenen cihazdan bende de bir tane olacak.

Yine yaptın yapacağını Apple.. Büyük konuşmak istemiyorum ama bir şekilde bu hayatta senin ekmeğini yemeyen şöyle olsun.

http://www.apple.com/iphone