28 Ekim 2006, Mogwai İstanbul

Uzun zamandır blog'uma özen göstermediğimi biliyorum. Hatta hiç göstermiyorum en son yazdığım tarihe bakacak olursak. Ellerim titremeye başladı ve çok yakında bu heyecandan kasılmış gibi görüntüm, klavye tuşları üzerinde son bulup tekrar normale dönecekmiş gibi hissediyorum. Aslına bakarsanız şimdiye kadar bu kadar yazdıysam kimbilir bundan sonraki günlük yazım kimbilir ne kadar uzunlukta olacak.

Daha fazla lafı uzatmadan en son konser maceram Mogwai'dan bahsetmek istiyorum. Alt Sokak'taki program arkadaşım Tuçe'yle beraber atıldık yine yollara. Bu sefer Mogwai'ı izlemek için arabada yağmurlu bir yolculuğu bekledik. Ama ne zaman yağacakmış gibi yapsa hava, bir türlü yüzümüzü güldürmedi. Saatte 100 kilometreyle devam eden yolculuğumuz benzin ekonomisinin verdiği rahatlıkla Taksim'de AKM'nin yanındaki otoparkta kazasız belasız son buldu. Oradan Anadolu Üniversitesi'nin Aksaray'daki konukevine geçip az da olsa dinlendik.

Konsere yaklaştığımız saatlerde Alt Sokak'ta Burak'ın Tıngırtısı'ndan tanıdığımız Burak ve radyodan Aybüke çoktan bize katılmıştı. Heyecanlı ve biraz sarhoşluğun verdiği baş döndürücü bekleyiş ön grup olarak çıkan Replikas'la beraber daha da yukarılara tırmanmıştı. Albümlerini dinlerken, gözlerimizi kapadığımızda bizi bizden alan Mogwai'ı izleyecektik. Ses sistemi Replikas'tan biraz patlak verse de artık boyle problemleri görmezden geldik. Bir ara Tuçe'yle Aybüke gözden kayboldular, ancak daha sonra balkona tünediklerini öğrendik Burak'la. Yanımıza Rüya'da katıldı ve beklediğimiz an geldi. Mogwai sahnedeydi!

http://web.mac.com/muzocan/iWeb/7CE7E95B-0559-43CB-8C0C-D14023E8A588/Mogwai%20Konseri.html

Bize anı olarak yeri geldiğinde melankolik ve yeri geldiğinde sert tonlarını kulaklarımızda bıraktılar. Sahneden çekilmeden kısır döngüye bıraktıkları şarkılarında Tuçe'nin aklına Lost'un 2. sezonunun son bölümü geldi ve "SYSTEM FAILURE" diye o da kendini tekrar etmeye başladı. Ben bayaa sarhoş olduğumdan bu lafı üstüme aldım. Çünkü 6 saat araba kullandıktan sonra gece o saatlere kadar durunca vücudum Tuçe'nin söylediği hatayı vermeye başlamıştı.

Ama Muzaffer ne yaptı? Tabii ki konser bittikten sonra o geceye devam etti. Hep beraber toparlanıp bir yerlere gidip içmeye devam ettik ertesi sabahı düşünmeden. İyi ki de düşünmemişim diyorum şimdi geriye baktığımda. Çünkü ertesi sabah hafif bir baş dönmesi dışında hiç bir şeyim kalmamıştı. Onu da biraz su ve meyve suyu içerek dindirdim ve tekrar Ankara'ya dönmeye hazırdım.

Bu sefer Tuçe'nin yanında bir de Aybüke'de eşlik etti bana. Yetmemişti bu seferki İstanbul seyahatim. Biraz somurtkan ve biraz mutlu olarak yol aldım. İçime kapanık, Tuçe ve Aybüke'nin yaptığı dedikoduları bile duymadan.. Akşamdan kalmanın farklı bir çeşidi sanırım bu. Eve geldiğimdeyse kolumu kaldıracak halim yoktu ve yatağıma en erken zamanda girmeye çalıştım..

Aslında burada yazmadığım pek çok şey var, ama artık bu yazıyı bir sona erdirmem gerektiğini düşünüyorum.. Yarın sabah yine akademik yaşama dönmesi gereken bir Muzaffer var şu an bilgisayarın başında.. :) Zzzzzz...

0 comments: