Yeni yıl dilekleri.. Hayır, şarhoş değilim..

Herkese mutlu yıllar.. Umarim bol gökkuşaklı, ağaçlara daha fazla sarıldığımız ve içimizdeki neyse dışımızdakinin de öyle olduğu şeffaf bir yıl olur.. Kendinize iyi bakın, mutlu olun..

E.S.T. ve haftasonu..

Günler yoğun, karmaşık ve belirsiz geçiyordu. İki gün öncesine kadar bazı şeyler belirginleşti. Hayatımda almam gereken bazı kararları sonunda aldım. Belirginleşen şeylerden biriyse 8 aralıktaki E.S.T. konseriydi. Esbjorn Svensson Trio'yu yaklaşık bir aydan fazla bir süredir bekliyordum. Yeni çıkan Viaticum albümlerini aldığımdan beri. Karmaşık yapılı ve sakin ama sessiz olmayan bir albüm. Sanırım tam bana göre bir albüm şu sıralar. Bu konserin tarihini 9 aralık diye biliyordum son haftaya kadar. Neyse ki konsere birkaç gün kala afişlerden birini gördüm ve o dinletinin bir parçası oldum.



Sanırım bunca yıldır ODTÜ Kültür Kongre Merkezi'nde tanık olduğum en güzel konserlerden biriydi. Charlie Haden'ı da izleme şansı buldum ama nedense bu konserin tadı damağımda hala. Tide of Trepidation ve The Unstable Table & The Infamous Fable. Bunları çaldıkları an zaten Muzaffer dünyadaki en mutlu insandı. Tüm konseri düşünüp, bir de albümden çaldıklarıyla Thelonious Monk yorumlarıyla çarparsanız çıkacak 20 sıfırlı sayıyı okumakta zorluk çekebilirsiniz. Küçük bir dipnot; albümümü imzalatma şansı da buldum.

Konserden çıktıktan sonra içmeye gittik. Tıpkı dün gibi. Cumartesi günü İstanbul'dan Ali, Eskişehir'den Gülçin - Ali'nin nişanlısı artık - ve Ali'nin kardeşi Ece geldiler. Uzun zamandır görüşme fırsatı bulamıyorduk. Sonunda yeni evime de uğrama şansı buldular. Gün boyunca gezdik, oradan mum al, şurada elbise bak, buradan saatlere göz at.. vs. Yorulduk ama iyi vakit geçirdik. Elimizde dergiler ve hediyelerle günü geçirdik. Bugün arkadaşımın doğum günüydü hatta, ona hediye bile aldım. Kararsızımdır doğumgünü hediyelerinde ancak bu sefer ne istediğimi iyi biliyordum. Uzun süredir kız arkadaşı yok kendisinin, bende yardımcı olsun diye kendisine FHM'in 2006 takvimli özel sayısıyla duş jeli aldım. (Duş jeli ne alaka diyenler, anlayan anladı.) Ali'lerle kahve içtik ve bişeyler yedik. Eve dönerken elbette elimizdeki siyah poşetlerden biri 3 şişe kırmızı şarap barındırıyordu. Mmmmm..



Mumlarımızı yaktık, arkada iyi bir müzik ve kırmızı şarap. Tabii gecenin ilerleyen saatlerinde yine dayanamayıp Grace albümünü koydum pikaba. Bu kadar güzel bir albüm olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Neyse. Konuyu dağıttım yine. Sohbet ettik, biraz gelecekten ve biraz geçmişten konuştuk. Sonra hep beraber film izledik. Sabah güzel bir kahvaltı yaptık. Evden dışarı çıktık ve ben radyoda iki haftada bir yapılan workshop'a yetiştim. Diksiyon ve nefes alma teknikleri. Herkes güldü ve herkes çok koşmaktan yorulmuş bir köpek gibi nefes aldı. Diyaframımızı çalıştırmalıyız. Rahat olmamız gerekiyordu, sinirler bozuldu ve insanlar meditasyon sırasında içinden kıs kıs güldü. Gözlerimizi kapatıp gün ışıklı ormana girdiğimizde her nedense aklıma Power Animal geldi. Soğuk bir mağarada Tyler Durden ve "slide" deyip kayıp giden bir penguen. Ne olursa olsun rahatladığımı hissettim ama. Tabii ki Calm Sea and Prosperous Voyage, Op. 27, Mendelssohn dinlemek kadar etkisi olmadı.

Böylece geçti haftasonum. Zaman gerçekten çabuk geçiyor. Yine pazartesi ve yine sunum zamanı geldi bile...