Apple Günleri ve İstanbul (Bonus: Eskişehir)

Nerden başlamalı? Hmm..

28 Ekim 2005. Radyo ODTÜ'de Alt Sokak'tan çıktım, podcast'i upload etmeye hazırladım ve ertesi gün devam eden Apple Günleri'ne yola çıktım. Her zamanki İstanbul ziyaretlerimden farklıydı bu. Sonuçta kalacağım yer farklı, göreceğim insanlar ve yerler farklıydı.

Sabahın köründe İstanbul'daydım. Yağmurdan sırılsıklam olmama az kalmıştı ama ben hazırlıklıydım. Bu sefer beni savunmasız yakalayamadı İstanbul. Bostancı'da bana kız kardeşim kadar yakın olan Gökçe'de kalacaktım. Onu da kaldırdım sabahın köründe, sağolsun kahvaltı bile hazırlamış. Ben heyecanlıydım Apple Günleri için. Kahvaltımızı yaptık, ben duş aldım, Gökçe hazırlandı ve yollara düştük. Beşiktaş'a giden vapuru kaçırdık ve çisil yağmurun altında kaldık. Bu iki tane çay içmemize engel olmadı.

Avrupa yakasına geçtik, oradan taksiyle Harbiye'deki sergi salonuna vardık. Heryerde Apple IMC'nin bayrakları dalgalanıyordu. Güzel görüntüydü gerçekten. Burada iChat'te ve MSN'de uzun süredir konuştuğum ancak bir türlü görüşme fırsatı bulamadığım arkadaşlarımla tanıştım. Herbiri harika insanlar. Podcast'imize de hem geri dönüş, hem de bir sürü tebrik aldım. Yaptığınız şeyin sevdiğiniz şey olması ve bunun için insanların takdirini almanız gerçekten güzel bir şey. Bu arada sergilenen iPod'lar ve iMac'lerin içinde Alt Sokak'ın da yer alması gözümden kaçmadı. Farklı projeler için teklifler de geldi tabii, bunları değerlendirmek gerekiyor mutlaka.

Saatler boyunca yeni bilgisayarlarla oynadım ve seminerlere katıldım. Hatta iSight'la Ankara'dan Apple Günleri'ne gelemeyen arkadaşıma yayın yaptım. Bu teknolojiye sahip olmak ve onu bu amaçlar için kullanabilmek gerçekten güzel. Kabul ediyorum, ben-bir-Apple-fanatiğiyim. Bu fuarda benim gibi bir çok insanla tanışmak harikaydı.

Güzel bir günün ardından Gökçe, erkek arkadaşı Yalçın ve Evren ile fuardan çıktık. Alemlere dalma kararı aldık. İlk Nişantaşı'nda karnımızı doyurduk, sonra Taksim'e gittik. Gizli Bahçe'ye. 70'ler disko çalıyordu şansımıza. Eğlenmek için bire bir. Uzunca bir süre kafaları çektikten sonra ve grubumuzun biraz popülasyonu artmış olarak Indigo'ya geçtik. Muzaffer yaptı yapacağını ve dans etti. Geri dönüşler sonucunda o kadar da kötü dans etmediğim ortaya çıktı. Sevindim tabii bu duruma. Hatta uzun süre birisiyle dans ettim. Mmmmm.. Birisi işte. Son ana kadar bizimle gelme fikrindeydi ancak hep bir arkadaş çıkar ve durum tamamen değişir. Burada fikir değiştiren etmen bir kız arkadaştı ve eylemleri Indigo'da daha fazla kalıp eğlenmekti. Ben DJ'in kötülüğüne dayanamayacaktım daha fazla. Zaten Gökçe'lerde toparlanmışlardı.

Hepimiz Bambi'de kaşarlı dürümlerimizi yuttuk ve bir taksiye atlayıp eve döndük. Ben zaten eve döner dönmez sızmışım...

Ertesi günde benzer geçti. Bu sefer Evren ve arkadaşı Ömer'le gittik Apple Günleri'ne. Saat 15'teki sunumda Alt Sokak'tan bahsedecekti Tansu Bey, Apple IMC müdürü. Ben en arkada oturuyordum. Bizden bahsetti ve "Alt Sokak ekibi burada mı?" diye sordu. Ben elimi kaldırdım, bütün kafalar bir anda bana doğru döndü. Sanırım bu anı hep hatırlayacağım. Yaşayan ne hissettiğimi mutlaka bilir.

Akşam üzeri dönmem gerekiyordu Ankara'ya. Bu zamana kadar Evren ve Ömer eşlik etti bana. Sonra yine yolculuk. Yine Ankara. Pazartesi günüyse bir süre radyoda geçirdim, aylak aylak orada dolandım ve bir yolculuk daha. Bum! Eskişehir'deyim yine. Mobil hayatın sınırlarına vurmuş durumdayım. Yorulmadım ama hala. Hatta arkadaşım Can ile içiyoruz bile. Gitar çalıyoruz, yakın zamanda bitecek Jeff Buckley, Dream Brother. Her şey yoluna girdi sanırım. Bir şekilde...

0 comments: