Rüya


Bu sabah çok mutluydum. Mutluluk saatimi tam olarak hatırlamıyorum ama gerçekten mutluydum. Uyuyordum çünkü. Her nedense şu an bulunduğum durumun tam tersi bir olay yaşanıyordu. Şaşkınlık içinde rüyayı görürken gülümsediğimi hatırlıyorum. Uzun süredir rüya da görmeyince güzel oluyor.

Tam olarak içeriğini anlatmak istemiyorum. Sevdiğim biri iyileşiyordu ve başka bir sevdiğim ile yine iyi anlaşıyorduk. Nasıl özet ama? Hiç bir şey anlaşılmadı değil mi? E, öyleyse niye yazıyorsun? Haklısınız, yazmamalıydım. Ancak cidden mutluydum. Uyanana kadar.

Hep böyle rüyalar gördüğümde evcil hayvanları düşünürüm. Acaba bir kedi rüyasında ne görüyor? Acaba bir köpek? O gün bilinçaltı ona ne oyunlar oynadı? Belki sahibinin attığı tenis topları uçuşuyor, belki de çok susamış su içiyor denize yumruk atarmış gibi ses çıkarıp. Belki bir çete kavgasında diğer köpeklerle. Bunları uzunca bir süre bizimle kalan Bal'ı düşünerek tahmin yürütüyorum. Sırt üstü uyumayı severdi. Uyurken gözlerine dikkat ederdim. Sürekli hareket halindeydi.

Yine herşeyden olduğu gibi Muzaffer rüyasından da etkilendi doğal olarak. Gün içinde yapması ve artık halletmek zorunda olan işlerini yaptı, ama bir türlü rüya kafasından çıkmadı. Rüyanın sonucunda yapabileceği ve uygulamaya koyabileceği eylemlerden vazgeçti ama. Böyle kafasını başka şeylerle meşgul edip engelledi kendini. Bir gün daha geçti böylece.

Doğum günü..

23 Ekim geldi ve geçti. Açıkcası nasıl geçti anlamadım. Annem gideli bir sene oldu. Onu da anlamadım.

İlkokul arkadaşım Can gelecekti ancak kendisi hakem ve bir maçı çıktı Bursa taraflarında. Biz de Emre'yle kaldik. Emre'de yakın arkadaşlarımdan. O'da taa ana sınıfından. Eskişehir'de güzide bir mekan, Sempre. İyice acıktıktan sonra oraya gittik. Mermer üzerinde bonfile, efendim doğranmış sebze parçaları ve soslar. Güzel yemek. Kırmızı şarap yok mu? Yok. Canımız istemedi. Ramazan dolayısıyla değil.

Çıktık aylak aylak dolaştık etrafta. Aklımda bir yandan "ya, iyi de, bugün eğlenmeli miyiz?" gibi sorular geçmedi değil. Talihsiz bir olay ve hayatımın sonuna kadar buruk doğum günleri yaşayacağım. 29 Şubat'ta doğmayı tercih eder miydim? Ederdim.

Çok gezdik. 6:45'e gittik. DJ'den Massive Attack'in Blue Lines albümünden kendi seçtiği bir şarkıyı çalmasını rica ettim. Pek ılımlı değiller istek parça yapmakta. Doğum günümü bile kullanmadım ancak çaldı sağolsun benim için. Eğlendik bu sırada Emre'yle. Konuştuk, konuştuk ve konuştuk. En son doğum günü alkolsüz geçmez dedik. Hallerde "Şarap Evi" denen yere gittik. Yorulmuştuk ama içtik yinede. Sonra herkes evine dağıldı.

Yatağıma girdim ancak ne kadar sıradan bir gün diye düşündüm. Hani bazı insanlar vardır, çok arayanı olur onların. Doğum günlerinde susmak bilmez telefonları. Güzel gelir insana başka insanların hatırlanması. Özel gün size ait olunca ve aynı durumu yaşamayınca insan ister istemez üzülüyor. Belki hatırlanmamak veya kimsenin sizi önemsememesi. Yalnız hissetmek. Hiç dalmıyorum artık oraya.

Güzel haber de almadım değil. Mesela Alt Sokak'ın podcast'i demo olarak Apple Günleri'nde gösterilecekmiş. Harika! Cumartesi gününü açıkcası iple çekiyorum. Uzun süredir İstanbul'a tek bir amaçla gidiyordum ve bu daha değişik geliyor. Biraz heyecan verici ve belirsiz bir durum. Bakalım ne olacak?

Doğum günü. Mü acaba?

Beklentiler ve belirsizlikler. İnsanın canı her iki durumda da sıkılıyor. Beklenti? Bugünün güzel geçmesi. Belirsizlik? Bugün güzel geçmeyebilir. En azından sakin geçecek bunu biliyorum ama gidişat her an değişebilir. Deprem grafikleri gibi. Keşke hayat bir sinüs dalgası gibi olsa. Tamam o da dalga, ancak her inişin bir çıkışı olduğunu bilip ona göre davranırdım ben olsam. Daha kolay ve öngörülebilir.

Herneyse. Doğum günü çocuğu. İşte o benim. Fazla kahve ve gürültüden biraz başı ağrıyan bir doğum günü çocuğu. Ancak mutluyum. Çünkü Eskişehir'e geldim ve evde yalnız olmadığımı bilmek güzel. Yan evden gecenin bir yarısı musluk borusu sesi gelip ödümü kopardığı halde bile güzel. Keşke başım ağrımasa, şimdi biraz müzik dinlesem.

Sabah erken kalkmalı, bir sürü yapılacak iş...

Eskisehir ve Donus

Dün gecede Eskişehr'de kalınca, Ankara'daki konser planım yattı tabii. Olsun, bende güzide şehirdeki bir etkinliğe gittim. 6:45 diye kafe-bar açılmış. Hani şu yayınevi olan 6:45. Açık kahverengi uzun parkeler ve turkuvaz-yeşil arası duvarlar. Duvarlarda plaklar. 2001 Space Odyssey, Bauhaus'un Mask albümü ve Aphex Twin'in Richard D. James Album'ü ilk göze çarpanlardan. Aromalı kahvesi ve sıcak çikolatası hiç fena değil. Çok ucuz, ama fazlasını alıyorsunuz. Herneyse.

Eskişehir'de Elliott Smith gecesi. 2. ölüm yıldönümü ancak gel gör ki adamcağız 6:45'in içkisiz, Türk halkının ramazan dönemine rastgelmiş. Hal böyle olunca in cin top oynuyordu mekanda. Bir buçuk saat takılınca ve DJ'de ben CD koyup bırakıyorum biraz maça bakıp gelicem deyince bütün konsantrasyonum dağıldı tabii. Ben de mekandan kaçtım hemen. Cumartesi günü 'Şapka' partisi varmış. Punch olacakmış. Giderim belki?

Bu sabah biraz geç kalktım, ancak Ankara yollarına düşmem pek uzun sürmedi. Aceleyle hazırlandım ancak yavaş bir şekilde Ankara'ya sağ salim geldim. Radyoda bir süre geçti, sonra eve geldim. İlginç park yeri buldum kendime. Hemen Süleyman Abi'yi koştum. Keyfi yerindeydi, birkaç tane plak aldım. Biraz müzik dinledim, biraz sohbet ettim ve yavaş adımlarla evime geldim. Chet Baker - These Foolish Things çalıyor şimdi. Bende bugünü kapatıyorum.

Eskisehir


Can sıkıntısı + evde yalnız başıma kalmanın getirdiği sıkıntı + ders çalışmak + ders çalışmanın getirdiği sıkıntı = Depresyon

Bunun ilacı = Yolculuk



Yolculuk her türlü sıkıntıyı geçiyor gerçekten. Hatta Bodrum otogarda 'Katil Koç' bürosunun kapısının üstünde 'Bir yolculuk bin gam götürür.' gibi bir yazı yazıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Arabaya atladım, biraz radyoda vakit geçirdim ve oradan Tuçe'yi de kapıp Eskişehir yoluna koyulduk. iPod'da zaten yumuşak müziklere ayarlıydı. Josh Rouse ve Jeff Buckley genelde bize eşlik etti. Eskişehir'e yaklaşırken Nine Inch Nails ile coştuk o ayrı.

Gelir gelmez Tuçe'yle yemek yedik sonra onu evine bıraktım. Hemen evime geldim ve babama sürpriz yaptım. Şaşırdı biraz, salı günü bekliyordu tabi. Fazla kalmadım evde ama. İlkokul arkadaşım Can'la dışarı çıktık ve 'über' içtik. Bir kızla tanışma çabam kızın iletişime kapalı olması sebebiyle hatların meşgul çalmasına sebep oldu. Ne gerek vardı Muzaffer diye kendime sormadım değil. Zaman tanımalıyım kendime ama son hız bir yerlere ulaşmaya çalışıyorum her alanda. Anlamıyorum.

Bugün birkaç işimi hallettim ve boşum şu an. İnternet'te aylak aylak dolaşmaktan başka bişey yapmıyorum. Haftasonu yine buradayım. Annemin ölüm yıl dönümü ve doğum günüm. Trajikomik bir olay tabi. İnsanın başına gelmesin. Yarin aksam Ankara ve hatta belki konser! Pek hazetmem Burhan Öçal ama diğer grubu merak ediyorum. Sanırım şimdilik bu kadar.. :)

İlk Blog..

Merhaba dünya. İlk blog'umu atıyorum önünüze. Anlamsız mesajlar silsilesi ile karşı karşıyasınız. Ne eksik, ne fazla. Sıkılmadan bitirelim bunu.